Yaşar Kemal İstanbul'da sürgünde

Yaşar Kemal İstanbul'da sürgünde
Yaşar Kemal İstanbul'da sürgünde

Fotoğraf: Esra ÜLKAR

Yenikapı'daki Yaşar Kemal heykeli metro inşaatının ortasında kaldı. Heykelin hikâyesini Atilla Birkiye Radikal için yazdı.
Haber: Atilla Birkiye / Arşivi

Yenikapı’daki görüntü, Yaşar Kemal heykelinin öteki malzemeler gibi bir arsaya ya da bir inşaat alanına ‘atılmış’ olduğu izlenimini veriyor. Görüntü böyleyse de öyküsü böyle değil ama geçmişi bilmeyenler ya da o kadar geride kaldı ki unutanlar “Aaaa birinin heykelini de buraya atmışlar ama ne alaka” diyebilir; oradan her gün geçen binlerce kişi böyle düşünebilir. Kaidesinin fark edilmesi de atılmış olmasını pek ihtimal dışı bırakmıyor, en azından çevredeki görüntü itibariyli. Öte yandan heykelin kime ait olduğunu çıkartanların şaşkınlığı, kuşkusuz çok daha büyük olacaktır. Dünya romancısı, bir şeyler yazıyor, elinde kalemi, defteri-kâğıtları. Heykelin kompozisyonu böyle; kaidesi de bir parça kırılmış, etrafta büyük kablolar, arkada kocaman bir vinç, el arabası hemen önünde, birazcık ileride çimento kamyonu. Tabii ki çimento kamyonu her zaman orada durmuyor, fotoğrafçının şansı diyelim. Son zamanlarda da arkasında kocaman kara bir su deposu belirdi, yanılmıyorsam bir-iki haftadır duruyor. Bir yerlerden getirip koymuşlar.

Hollywood filmleri vardır, küçük bir kentin dışında geçer olay, çoğunlukla macera filmleridir bu, itiş kakış, kavga kovalamaca birbirini izler. Böylesine bir mekânı anımsatıyor, şu an inşaat alanı olan Yenikapı’daki eski park. Zaten inşaat alanı Yedikule’ye kadar da uzanıyor. O eski parkta da yirmi yıl önce dikilen dünya romancısı Yaşar Kemal’in heykeli duruyor! O günleri gayet iyi anımsıyorum, hatta maketini bile görmüşlüğüm var! Öte yandan görüntü –heykel dolayısıyla tabii– muhalif bir Tarkovski filmini de çağrıştırıyor doğrusu.Gelelim heykelin öyküsüne... Yıllar önce Kültür Bakanlığı, yaşayanlar da aralarında olmak üzere, yazarlarımızın (değerlerimizin) heykelini yaptırıp, parklara-alanlara koymuştu. Fikri Sağlar dönemiydi. İstanbul AKM’de Yaşar Kemal için bir gece yapılıyordu. Belleğimde kaldığı kadarıyla 1993’ün bahar ayları olmalı. Türkiye Yazarlar Sendikası düzenliyordu. Bir ucundan yardım ediyordum, Yaşar ağbi rica etmişti. Onun ricasını geri çevirmek olmazdı, yurtdışına gideceğim bir toplantıya bu yüzden gidememiştim; Yaşar Kemal olunca akan sular durmalı, durmalı da onun heykeli bugün durduğu yerde durmamalı, neyse...

Geceye Kültür Bakanı da katılacaktı. Gündüzden AKM’de hazırlıkları sürdürüyorduk, bir ara bakanlığın o zamanki Güzel Sanatlar Genel Müdürü (Mehmet Özer olmalı) gelmişti, elinde de şimdi inşaat alanında duran heykelin maketi vardı. Hiç kimselere emanet edemediğini, Ankara ’dan kendisinin getirdiğini, hatta anımsadığım kadarıyla da uçakta yanındaki koltuğa koyduğunu falan söylemişti. Gecede de gösterildi. Bakan, konuşmasında en kısa zamanda yapılıp yerine konacağını söylemişti, öyle anımsıyorum; Fikri Sağlar geceye katılmamış olsa bile maket Güzel Sanatlar Genel Müdürü tarafından getirilmişti. Sonra heykel yapılıp Yenikapı’daki şimdi inşaat alanı olan parka yerleştirildi. Aslında orası pek merkezî bir yer değildi; öte yandan sahil yolunun yanında olduğu için de geçeni bol bir yerdi. Wikipedia’dan öğrendiğime göre de heykel Metin Yurdanur’a aitmiş ve tarihi de 1994’müş. Başka yazar, şairlerimizin anıt heykellerini de yapmış, örneğin Karacaoğlan, Âşık Veysel, Abidin Dino, Melih Cevdet Anday.

Birkaç yıl sonra tanık olduğum bir görüntüyü de Cumhuriyet’teki köşemde yazamadan edememiştim. Bir Kurban Bayramı’nın ilk günüydü, oradan dolmuşla geçiyordum, gördüklerim hem şaşırtmış hem de üzmüştü: “İkincisi, artık tüm bu kan görüntüsü bir kâbusa dönüşmüşken çünkü yol boyu bir türlü bitmek bilmiyor, Yenikapı’da karşılaştığım ‘manzara’. Gülsem mi, ağlasam mı, ne yapsam bilemiyorum. Yenikapı sahil parkındaki Yaşar Kemal’in heykelinin altında birileri, ‘kurbanlık bir hayvanı’ kesiyordu. Galiba biraz heykelin gölgesinden yararlanıyorlardı. İnsanın aklına başka şeyler de geliyor. Belki de heykelin ‘ermiş’ birine ait olduğunu sandıkları için orada kesiyorlardı. Ne bileyim, belki de ‘Yer Demir Gök Bakır’ı okumuşlardı da, hani Taşbaşoğlu’nun etkisinde çok kalmışlardı da, onun için orada kesiyorlardı. Belki de Yaşar Kemal için bir adaktı…”(24.4.1997)Ne kadar zamandır heykel çevresiyle böyle tam bilmiyorum ama birkaç yıl olmalı. Hemen hemen haftada bir geçtiğim bir yer, epeyce bir zamandır yüreğim ezilerek bakıyorum. İnşaata başlamışlar ancak ne yazık ki heykeli orada bırakmışlar. Oysa oradan alınıp başka bir yere taşınabilirdi; bugünkü olanaklarla bu güç bir iş olmasa gerek. İnşaat bittikten sonra yerine getirip konabilirdi. Bildiğim kadarıyla orası yine park olacak. Bugüne kadar heykel inşaat malzemelerinin arasında kaldı, kalmamalıydı ama şayet inşaat kısa bir sürede bitmeyecekse, alıp gecici olarak başka bir yere, insanların daha rahat görebileceği, çocuklarına “Bak işte bu Yaşar Kemal, dünya yazarı” diyebileceği bir yere konabilir. İnşaat bitince de eski yerine getirilir. Çok mu güç! Şimdiye kadar niye yapılmadı, yapılmalıydı. Pekâlâ şimdi de yapılabilir. Umarım öyle olur da Yaşar Kemal kent içindeki ‘sürgün’den kurtulur!