Yaşımız tutmuyor!

Yaşımız tutmuyor!
Yaşımız tutmuyor!
Fantastik 'ergen' edebiyatının bir başka serisi daha sinemada. 'Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri'yle aklın iyice arka plana itildiğine ve tahammül sınırlarının zorlandığına tanık oluyoruz.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Zaman zaman, biz aynı yazıyı kaleme aldığımızı, siz de aynı yazıyı okuduğunuzu hissediyorsunuz, bu bir gerçek. Ama yapacak da pek bir şey yok gibi. Hollywood’un ‘işini bilen’ yapımcıları, durmaksızın yeni bir ‘Alacakaranlık’ (Twilight) ‘başarısı’ aramaya devam ettiği sürece bu böyle olacak sanki.

Gene bir fantastik seri var

önümüzde: Cassandra Clare’in (gerçek adı Judith Rumelt) bizde de yayımlanan aynı adlı fantastik ‘ergen’ edebiyatı serisinin ilk kitabından uyarlanan ‘Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri’ (The Mortal Instruments: City of Bones). Serinin herhangi bir kitabını okumadık, okumaya da niyetimiz yok ama bu filmi izleme gafletinde bulunduk ne yazık ki!
‘Alacakaranlık’ filmleriyle bağ kuramadığımız gerçeği bir yanda dururken, hem edebiyatta hem de sinemada onlara öykünen çalışmalara yakınlaşmamızın zor olduğunu biliyoruz. Ama her defasında ‘ şans ’ verme eğilimi öne çıkıyor ve hüsran ihtimali yüksek olmasına rağmen bir umutla bakıyoruz çıkan ürünlere. 2013’ün ilk yarısında izlediğimiz ‘Muhteşem Yaratıklar’da (Beautiful Creatures), ergen fantastiğine bir miktar ‘akıl’ katıldığında ortaya ‘tahammül edilebilir’ bir sonuç çıkabileceğini görmüştük. Ama o da ticari başarısızlık duvarına çarparak un ufak olmuştu. ‘Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri’ ise aklı olabildiğince arka plana iterek, ‘Muhteşem Yaratıklar’daki hüsranı yaşatmamaya niyetli gibi görünüyor.
Burada size hikâyeden falan bahsetmek istemiyoruz, benzerlerinden hiç de uzakta bir çatıya sahip değil bu film de zira. Genç , güzel ve yakışıklı karakterlerin ‘bilinen’ dünyayla ‘bilinmeyen’ arasındaki güç savaşlarını odağa yerleştiren yapım, fantastiğin kurallarının iyice ‘gevşediği’ günümüz sinemasının ‘örnek’ çalışmalarından biri. Öylesine zayıf bir hikâye örgüsü var ki, 130 dakika sonunda yalnızca bir adım öteye gidebiliyor karakterlerin serüveni, o da zorlayarak. Ensest ve eşcinsellik üzerine yapılan dokunuşlar da yoğun duman arasında kayboluyor, birer ‘cümle’ haline gelemiyorlar hikâyede.
“Yaşın tutmuyor, neden izliyor ve yazıyorsun ki bu filmleri?” diye sorabilirsiniz haklı olarak. O da bizim zaafımız olsun; yaşımızın tutabileceği ihtimalini seviyoruz ne yazık ki!


    ETİKETLER:

    Alacakaranlık

    ,

    Hollywood

    ,

    film

    ,

    zaman

    ,

    şans

    ,

    genç