Yataklarımızın altından çıkma zamanı!

Yataklarımızın altından çıkma zamanı!
Yataklarımızın altından çıkma zamanı!

Fotoğraf: Muhsin Akgün

DOT'un yenisi 'Makas Oyunları'ndan 'Bazı Şeyler Çok Saçma'yı yöneten, 'Hassas'ta oynayan Tülek, "O kadar çok şey yaşadık ki insan bunu paylaşmak istiyor" diyor.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Jack, bir klinikte psikolojik tedavi görüyor. Bir gün sağlık alanında bütçe kesintisi yapılıyor ve birçok klinik gibi onunki de kapatılıyor. Bunun üzerine gece gizlice terapistinin evine girmeye karar veriyor. Niyeti bir eylem geçekleştirmek. Bu eylemi de ‘Arap Baharı’ndan yola çıkarak tasarlıyor. Devamı sürpriz... Ancak şunu çıtlatalım: DOT’un en yeni oyunu ‘Makas Oyunları’nda devletin keyfi yaptığı birtakım kesintilerin sokaktaki adamın hayatını nasıl etkilediğini net bir şekilde göreceğiz.


‘Makas Oyunları’, Theatre Uncut isimli kısa oyun yazımı projesinde yer alan dört kısa oyunun seçkisi: ‘Şişman Adam’, ‘Bazı Şeyler Çok Saçma’, ‘Pankart’ ve ‘Hassas’. ‘Hassas’taki Jack rolü Tuğrul Tülek’e emanet. Başka bir kısa oyun olan ‘Bazı Şeyler Çok Saçma’yı da yöneten deneyimli oyuncuyla konuşacak çok konumuz vardı. Yönetmenlik hünerlerini sergilediği ve bu sezon da devam eden ‘Yüksek’ oyunu ve geçen günlerde gösterime giren ‘Behzat Ç. Ankara  Yanıyor’ filmi gibi...

‘Makas Oyunları’nda yer alan dört kısa oyun, her ne kadar Britanyalı yazarlar tarafından yazılmış olsa da demokrasi ve özgürlüklerle ilgili sorular ve sorunlar tüm dünyada aynı olduğu için Türkiye izleyicisine yabancı gelmeyecek. “Bazı şeyler, diktatörlerin yönettiği dünyalar misal, değişebilir. Değişemezmiş gibi gelse de. Belki de artık insanların yataklarının altından çıkmalarının zamanıdır” şiarıyla sunulan ‘Hassas’tan yola çıkarak oyunların birleştiği temayı, “Size ait olan hakların sizden alınması ve sonra size bahşediliyormuş gibi sunulmasıyla ilgili” şeklinde özetliyor Tülek. Ayrıca bu oyunları oynamak için çok doğru bir zamanda olduğumuz görüşünde: “Son birkaç ayda öyle şeyler yaşadık ki kişisel olarak hayatımda bir sadeleşme dönemine girdim. ‘Nelere ihtiyacım var, nelere yok, asıl ihtiyacım olan ne?’ diye sorduğum; sadece maddi anlamda değil, ‘İnanç olarak, durduğum yer olarak, politik olarak bana ne gerekiyor, ne yapmalıydım ve bundan sonra ne yapmalıyım?’ diye sorguladığım bir noktadayım. O kadar çok şey yaşadık ki bunu bir şekilde anlatmak ve paylaşmak istiyor insan. Yokmuş gibi davranamayız yaşananları.”


Hayatı çok ciddiye almadığını düşünen Tuğrul Tülek, oyun sayesinde aslında durumun tam tersi olduğunu fark etmiş: “Olur, geçer, hallederiz kafasında yaşarım ama aslında tabii bu bir savunma mekanizması. Ciddiye almıyormuş gibi görünenler aslında hayatı çok ciddiye alıyor ama bunu göstermiyor, güçlü görünmek istedikleri için.”


Canlı bombaya 100 metre

Tuğrul Tülek’in çevirip, uyarlayıp bir de üstüne yönettiği bir başka DOT yapımı ‘Yüksek’te ise İstanbul gibi metropollerde yaşayanların nevrotik hallerini izliyoruz üç genç adamın hikâyesi üzerinden. 2010 yılının ekim ayında Taksim’de bir canlı bomba kendini patlatmıştı. Tülek, hemen 100 metre arkasında gerçekleşen bu olay neticesinde, şehirdeki bombalamaların anlatıldığı bu oyundan soğumuş. Ancak bir süre sonra metnini çok sevdiği için tekrar üzerinde çalışmaya başlamış.


Oyundaki çocukların üçü de kendi hikâyesini anlatmak, kendi hayatını yaşamak istiyor. Ancak öyle bir üst düzen var ki bu çocukların kendi hikayelerini anlatmalarına izin vermiyor. Ve onlara biçtiği rolü kabul ederse hayatta kalmalarına müsaade ediyor. Oyunun hayata dair durduğu noktayı şöyle anlatıyor Tülek: “Bu üst düzen şunu diyor: ‘Siz ancak terörist, bombacı ya da suçlu olursunuz çünkü siz kenar mahallede yaşayan çocuklarsınız. Ve bu düzen içerisinde biz size bu rolü uygun gördük. Bunu kabul ederseniz hikâyenize bizim istediğimiz şekilde devam edebilirsiniz. Ama inat ederseniz ben kendi hikâyemi anlatacağım diye, o zaman yok olur gidersiniz, ötekileşir, dışlanırsınız.’” Hepimizin istediği şekilde yaşamayı arzuladığını ancak dayatmalarla bazen vazgeçmek zorunda kaldığımızı hatırlatan Tülek, inat edersek karşımıza çok fazla güç alarak mücadele etmek zorunda kaldığımızı da ekliyor sözlerine.


Bu arada, bazı seyircilerin “DOT oyunları da çok sert” ifadesini ikiyüzlü buluyor: “Ayyy sizin oyunlarınız çok sert diyorlar! Sizin TV’de izledikleriniz çok daha sert, hemen sokağınızda vahşet yaşanıyor! O yüzden mümkün değil oyunlarımızın gerçek hayattan daha sert olması. Hiçbir oyunun mümkün değil. Çünkü biz anormal sert bir hayat yaşıyoruz.”

DOT çatısı altında altı oyunda rol aldı, üç oyunu yönetti. Oynadığı filmler ve diziler de cabası. Haftada bir de Craft Tiyatro’da oyunculuk dersleri veriyor. Bazı meslekler çığlık atmak için var; oyunculuk da bunlardan biri. Peki, Tuğrul Tülek neyin çığlığını atıyor? “Oyunculuğun şöyle güzel bir tarafı var: Yeterince açıksan ve kendine yalan söylemiyorsan kendinle ilgili görmediğin pek çok şeyi görmeni sağlıyor. Rehabilite eden bir taraftan bahsetmiyorum, ben onu çok doğru bulmuyorum çünkü. Beni kendimi daha iyi tanımamı ve görmemi sağlıyor ve başka bir bedene bürünüp aslında hiç yapmayacağın ve yapmadığın şeyleri tattırıyor.”

‘Herkes daha inandırıcıydı’


‘Behzat Ç. Ankara Yanıyor’da misal ilk kez Terörle Mücadele Şubesi polisini oynadı Tülek. Hemen Gezi eylemlerinin akabinde sete girince etrafında polis üniformalı onca oyuncuyu görünce biraz rahatsız olmuş tabii: “Bir ay önce öyle şeyler yaşamıştık ki içinde bulunduğum set yaşadığımız olayların bir simülasyonu gibiydi. O psikolojiye girmiştim. Üstelik bu sefer polis tarafındaydım…”


Üzerlerindeki elbette gerçek silah ya da kelepçe değil. Ama o polis kostümünü giyince üzerine bir güç gelmiş olabilir mi rol için bile olsa? Şöyle yanıtlıyor: “Açıkçası bana gelmedi o kıyafetleri giydim diye ama gerçek hayatta öyle oluyor demek ki… İnsanların kafaları yarıldığına, gözleri çıktığına göre... Ama oyuncu arkadaşlardan bazıları o güç psikolojisine girdi. Belinde silah, üstünde Çevik Kuvvet ya da TEM üniformasıyla havalara girenler oldu, evet...”


Gezi eylemleri deneyimiyle çekimlerde özellikle polis ‘müdahale’si sahnesinde, herkesin çok daha inandırıcı slogan attığını; keza polislerin de çok daha inandırıcı ‘müdahale’ ettiklerini düşünüyor Tülek. Filmi izlediyseniz hatırlarsınız, zet tüfeğinden bir gaz bombası fırlatılır! Tak! Direnişçinin gözüne! Makas Oyunları, 27-30 Kasım’da DOT Salonu’nda.

3-4 oyun art arda


2011’de Britanya’da sanat, eğitim ve sağlık gibi birçok alanda bütçe kısıntılarına gidiliyor. Bunun üzerine yazarlar bir araya gelerek bu konularla ilgili kısa oyunlar yazıyor. ‘Uncut’, kesintisiz demek. Bu anlamda oyunlar aracılığıyla söz konusu kesintiye eleştiri sunulmuş oluyor. Söz konusu dayatıcı sistem sadece Britanya’nın değil, tüm insanlığın derdi olduğu için bütün dünyaya hızla yayılmaya başlayan bu proje sayesinde seyirci, tek bir gösteride ortak bir temada birleşen 3-4 farklı oyunu art arda izliyor.