'Yayınlama özgürlüğü' İstanbul toplantısı yapıldı

'Yayınlama özgürlüğü' İstanbul toplantısı yapıldı
'Yayınlama özgürlüğü' İstanbul toplantısı yapıldı
Türkiye Yayıncılar Birliği'nin yürüttüğü "Yayınlama Özgürlüğü Projesi"nin İstanbul Bölge Toplantısı, yayıncı, gazeteci, hukukçu ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini bir araya getirdi. Cezayir Restoran'da yapılan toplantıda katılımcılar, bizzat yaşadıkları örnekler üzerinden yayınlama özgürlüğü konusundaki sorunları tartıştılar.

RADİKAL – Toplantının açılış konuşmasını yapan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal, proje ile yayın özgürlüğü konusunda mevcut durumun tespitini yaparak bir rapor hazırlayacaklarının belirtti. Celal “Amacımız mevcut olan durumu tespit etmek ve en önemlisi yasal olarak ne yapmamız gerektiği konusunda öneri almak” diye konuştu.

Toplantıda Cumhuriyet gazetesi yazarı Zeynep Oral, Hukukçu Filiz Kerestecioğlu ve Açık Radyo genel yayın yönetmeni, gazeteci yazar Ömer Madra yayın özgürlüğü konusundaki sorunları aktaran birer konuşma yaptılar.

‘GAZETECİ VE KADIN OLARAK TEHDİT HİSSEDİYORUM’
Özelikle son yıllarda basın özgürlüğü konusundaki gelişmelerin darbe dönemlerini aratmadığını söyleyen Zeynep Oral, bu alanda kendi deneyimlerini aktardı. Cumhuriyet gazetesinin, yazarları öldürülen Charlie Hebdo dergisi ile dayanışmak amacıyla derginin karikatürlerini yayınlamasından sonra meydana gelen gelişmeleri aktaran Oral şunları söyledi: “Cumhuriyet gazetesi Charlie Hebdo dergisinin karikatürlerini yayınlama kararı aldı. O andan itibaren kıyamet koptu. Tüm çalışanlara yönelik hakaretler, gazetenin önüne gelen yobazlar, yolların kapatılması, barikatların kurulması… Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya’nın tehdit edilmesi, ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek’ten dava açılması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta Cumhuriyet’i, ‘peygamberimize hakaret eden bir gazete ” diye niteledi. Bunun doğru olmadığını kendisi de biliyor. Amaç bu algıyı yaratmak. Benim için Charlie Hebdo’nun sayfalarını basmak ile başbakan Davutoğlu’nun Paris’teki yürüyüşe katılması arasında bir fark yok. İkisi de dayanışma eylemidir…”

Son yıllarda basın özgürlüğüne yönelik baskıları 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde dahi yaşamadığını söyleyen Zeynep Oral “bir gazeteci ve kadın olarak kendimi tehdit altında hissediyorum” dedi.

DEMOKRASİNİN TEMELİ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜDÜR
Açık Radyo Genel Yayın yönetmeni Ömer Madra da, ifade özgürlüğünün demokrasinin temeli olduğunu altını çizdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2014 raporuna göre ifade özgürlüğünden en çok mahkum edilen ülkenin Türkiye olduğunu aktaran Madra,“Haberleri olduğu gibi halka objektif olarak aktarabilmek demokrasi için elzemdir. Eğer objektiflik söz konusu olmazsa demokrasi ortadan kalkar” dedi.

YENİ YASA TASARISI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TEHDİT EDİYOR
Türkiye’de ifade özgürlüğünü kapsayan yasaların çok geniş bir alanı kapsadığını vurgulayan Avukat Filiz Kerestecioğluise, mevcut yasaların anlaşılır ve net olmadığını belirterek ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasaların dökümünü yaptı. Keresteciolu “Ceza kanununa baktığımızda meşhur 125. Madde yani ‘kamu görevlisine hakaret’ son dönemde en çok karşılaştığımız davalardan. ‘Haberleşmenin gizliliğini ihlal’, ‘özel hayatın gizliliği’, ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘suçu ve suçluyu övme’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘basın yoluyla kamu barışına karşı işlenen suçlar’ gibi çeşitli maddelerden birçok dava açılıyor” dedi. Yeni hazırlanan İç Güvenlik Yasa Tasarısı’nın da basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olduğunu vurgulayan Kerestecioğlu “Baskıcı, cezalandırıcı bir yargı kültürü olmasının aynı zamanda bu özgürlüğün önündeki önemli engellerden birisi olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

KÜTÜPHANELER DE SANSÜRDEN PAYINI ALIYOR
Toplantıya katılan yayıncı, hukukçu ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de kendi alanlarında yaşanan sorunları aktardılar. Cumhuriyet gazetesinin avukatlarından Tora Pekin, Charile Hebdo karikatürlerinin yayınlanmasından sonra gazeteye açılan davalardaki gelişmeleri şöyle anlattı; “Geçtiğimiz hafta Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya ifade verdiler. Onlara yapılan suçlama TCK 216.maddesini ihlal yani ‘halkın bir kesimine karşı nefret’ diyelim. İfadeler verildi. Savcının tavrı ve söylemi çok net. Davayı açacağı izlenimini edindim. Yani halkın yüzde 99’nunun Müslüman olduğu bir ülkede, ‘yüzde 1’e, geri kalan yüzde doksan dokuza karşı nefret suçu işleme kastıyla hareket etmek suçlamasıyla dava açılacak. İki karikatür nedeniyle de genel yayın yönetmeni ve sorumlu müdürü ifadeye çağırabileceğini söyledi.”

İnsan Hakları Savunucusu Müzisyen Şanar Yurdatapan da geçmişte uygulanan bazı yasaların, sonra kaldırılmalarına rağmen uygulanmaya devam ettiğini örnekleriyle anlattı: “Yayınlama özgürlüğü konusunda geçmişte bizim çok sevdiğimiz bir 162.madde vardı. ‘Suç sayılan bir şeyi yayınlamak suçtur, bunu yayınlayanda söyleyenle aynı cezaya çarptırılır’ şeklindeydi. Bunu yayınlayan kişi içeriğine katılmadığını belirten bir ibare koysa dahi, sorumluluktan kurtulamaz… Bu madde daha sonra kaldırılmasına rağmen, hala işletiliyor. Erol Özkoray, Gezi Fenomeni adıyla bir kitap yazdı. Kitap içinde görüşleri ve yorumları var. Savcı bu görüşler nedeniyle suçlamadı. ‘Bunlar ifade özgürlüğüdür’ dedi. Ama kitabın ikinci bölümüne Gezi’de gördüğü pankartların fotoğraflarını koymuş. Onlardan dolayı yargılanıyor. Yani olmayan 162. maddenin uygulanmasını görüyoruz…”

Türk Kütüphaneciler Derneği Başkan Yardımcısı Aydın İleri ise yayınlama özgürlüğü konusundaki farklı bir soruna dikkat çekti. Yayınlanan kitapların konulduğu kütüphanelerin bile çeşitli sorunlarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan İleri şöyle devam etti: “Ülkedeki sansür havası kütüphanelere de yansıyor. Kimi yazarları kütüphanelere almaya ya kütüphaneci cesaret edemiyor ya da satın almadaki kişi almıyor. Örneğin Elazığ’da Nemesis dergisi hakkında bir kişi “müstehcen” diyerek şikayetçi oluyor. Bütün dergiler toplanıp geri gönderiliyor. Bu dergi bütün kütüphanelere giden, Kültür Bakanlığı’nın aldığı bir dergi. Dergideki bir vazonun üzerindeki bir resimden birileri kendine vazife çıkarıp kütüphanelerden kaldırmaya çalışıyor. İllerden, ilçelerden sözde vatandaşlar, kurullar oluşturup kütüphaneler üzerinde bir baskı yaratmaya çalışıyorlar. Bazen de yerel yöneticiler, kaymakamlar kütüphanelerden kitap ayıklamaya çalışabiliyor…”