Yazbukey'in tatlı imzası

Yazbukey'in  tatlı imzası
Yazbukey'in  tatlı imzası
Paris'in ünlü pastanesi Laduree'de Yazbukey imzası var. Özel kutularda Sevgililer Günü'ne özel vişneli macaron'lar... Hikâyeyi, Laduree'yi 'Önünde kuyrukta beklemeye değen rüya fabrikası' diye tarif eden biri anlatıyor
Haber: EMEL KURHAN / Arşivi

Kulaklığımda bir ABBA melodisi. Bir fincan Japon çayı kalbimi ısıtıyor. Aşk, aaahhh aşk ve pastalar hakkında yazacağım. ABBA konuya en uygunu. ‘Honey I’m still free, take a chance on me’ diyor Björn, Benny, Agnetha ve Anni-Frid.
Yarın meşhur Sevgililer Günü. Her yıl bu angarya olur. Sevgilisi olmayan mutsuz olur, olan da ne yapacağını bilmez. En komiği ise Valentine’in aşkla hiç ilgisi olmaması. II. Claudius hükümdarlığında yasak olmasına rağmen gizli nikâhlar kıymış olan rahip Valentine’in büyük işkenceler görmesiyle sonuçlanmış bir hikâye.
Başta ‘Bununla ilgili yazı yazmak istemiyorum’ diye düşündüm. Olur mu! Daha uygun bir zaman olmazdı. Aşkı seviyorum, aşka âşığım. Tina Charles’ın da söylediği gibi ‘I love to love’. Pasta da çok severim. O zaman Laduree için Yazbukey imzalı macaron’ları, özel kutusunu ve vitrinleri yazabilirim. Yazbukey (Fırsat bulmuşken söylemeden edemeyeceğim; u harfiyle yazılıyor, ü’yle değil!), Yaz’la kurup bu yıl
10. senesini kutladığımız markamız. ABBA devam ediyor; dansa gidebiliriz ya da ben Paris’e giderim. Laduree’yle önemli işlerim var.
Her şey 2009’da Fransa’daki Türkiye Mevsimi’yle başladı. 2008’de birçok Türk sanatçıya proje kapsamında bir şeyler yapma teklifi geldi. Her toplu organizasyon gibi bunda da sorunlar çıktı. Nerede çokluk orada... Projeye katılmamış olduk. Ama aklımızda çok tatlı planlar yapmıştık bile. Laduree için özel bir macaron yapalım! Harika olur!
Arkadaşımız Minako sayesinde macaron projemiz hayat buldu. Bir gün kahve eşliğinde sohbet ederken konu açıldı, birkaç hafta sonra Laduree’den telefon geldi; ‘rendez vous’muz var! Laduree’nin sanat yönetmeni görüşmek istiyormuş.

‘Eclair’in ablası
Büyük bir heyecanla gittik. Aramızda o ‘klik’ oldu, kimya tuttu. Toplantıdan çıkarken elimde bir sürü hediye, yüzümde o şapşal ve mutlu ifade vardı. Gerçekten hayat harikalar yaratıyor.
Başta 2010 uzak bir tarih gibi geldi. Zaman su gibi akıp geçti. Anneannem “Zaman ne hızlı geçiyor” dediğinde hep içimden gülerdim, “Yaşlılar hep bunu söylüyor” diye...
Her fırsatta uğradım Laduree’ye, çaya, kahveye, macaron yemeye. Öğlen club sandwich’e, kahvaltıda çırpılmış yumurta yemeye, akşamüstü ‘colonial’ ortamda bir toplantıya... Bahanem çok Laduree’ye uğramak için. Bütün macaron’ların tadına baktım, büyük bir özenle. Önce ucundan ısır; sonra çıtır kısmın altındaki yumuşak aroma ağzında dağılsın...
Annemlerle her Paris tatili benim için çok önemliydi. Yaşadıkları sürece birbirini tutkuyla sevmiş, âşık bir çiftin ikinci çocuğuyum. Ne kadar şanslıyım, aşk dolu bir ortamda büyüdüm. Paris de benim için hep aşk şehri olmuştur. Üstüne üstlük, şimdi Paris’te en sevdiğim pastacıya Sevgililer Günü spesiyali yapıyorum! Benim gibi aşk âşığı bir insan daha ne isteyebilir ki...
Biraz daha pasta veya çay? Voulez vous? Aaaha... Bir ‘religieuse’ daha yerim. Kahveli veya çikolatalı ama ben menekşeliyi seviyorum. ‘Eclair’in ablası’ olarak tanımlayabilirim. ‘Eclair’in aksine yuvarlak hatlı, üst üste binmiş iki yuvarlaktan oluşan tatlı, Laduree’nin en güzel pastalarından. Bir tane de macaron isterim o zaman. Favorim portakal çiçekli. Beni Cezayir ve Fas’a götürür. Otel Mamounia’nın çiçek açmış portakal bahçelerinde gezintiye çıkmak gibi. Meyanköklü macaron ise Hollanda’da yediğimiz o upuzun ve kara şekerlemelere benziyor.
Bizim macaron’umuz vişneli oldu. Çocukluğumuza ait bir lezzet olmalıydı. Tadı, yılın belli bir zamanı çıkan, çıktığında da anneannemin yaptığı o harika reçellere benzemeliydi. Üzerimizden çıkmayan vişne lekesi kadar kalıcı bir iz bırakmalıydı.
Paris’e gidip geldikçe markanın sanat yönetmeni Safia’nın en sevdiği tarçınlı bonbonlardan aldım Hacı Bekir’den. Kendime de cevizli lokum ve biraz susamlı şeker...
Gelenek güzel bir şey, bunu da çok seviyorum. Babadan oğula geçen şekercilik veya kuşaktan kuşağa aynı lezzetli pastaları yapma geleneği... 

Paketi el çantası sanki
Meşhur pastacımız, 1862’de uncu olan Louis Ernest Laduree tarafından, Bonaparte Sokağı’nın 16 numarasında açılmış. Aile Parizyen çay salonlarının gelişmesinde büyük rol almış. 1871’de pastanede çıkan bir yangın sonrası, Baron Hausmann sayesinde çay salonuna çevrilmiş.
O dönemin meşhur sanatçısı Jules Cheret, dekorasyonu yapmış. Opera Garnier ve Chapelle Sixtine’den esinlenerek tavana melekler çizmiş. Marka bugünlere geldiğinde, lezzeti Paris’ten Tokyo’ya uzanıyor.
Müzik değişti, The Carpenters çalmaya başladı; diyor ki ‘Benimsin bir ömür boyu’. Melodiler beni başka bir âleme götürüyor, yazdığım basit şeylerin anlamı artıyor birdenbire.
Laduree çay salonundan ayrılırken hep arkadaki dükkândan çıkıyorum. Kendimi yeterince şımartmamışım sanki; çıkarken bir de bir mum, bir çanta, bir şey alıyorum.
Laduree’deki Yazbukey imzası hayatımda attığım en keyifli imza oldu. Yeni bir aileye dahil oldum, harika insanlarla tanıştım. Gastronomik bir deneyimdi. Hediye kutusu şeklinde bir geçici çanta yaptık. Üzerine sembollerimizi koyduk, bir de profillerimizi; bir yanıyla ‘girly’ ve çekici oldu. Koyu pembe rengi, siyah kurdelesiyle çanta da pek tatlı; vişne gibi, macaron gibi, yemelik bir şey. Paket altı macaron’luk, el çantası gibi kullanacağınız bir aksesuvara dönüştü. Tüm Laduree dükkânlarına sunuldu, Japonya’dakiler “Kawaiiii’’ diye bağırdı!
Vitrinleri konuştuk, kararlaştırdık. Ve o gün geldi, vitrinler yapıldı! Haberim yoktu. Yaz beni aradı, çığlıklarla “Hemen e-mail’ine bak!” dedi. Görür görmez ağladım. Ne yapayım, duygusalım işte. Bir senedir üzerinde çalıştığım proje böyle bitti.
Her zaman ortak bir çalışma yapmak istediğim rüya markam pastacı Laduree, Paris’in en güzel adreslerinden biri, önünde kuyrukta beklemeye değen bir rüya fabrikası...
Bu pasta işini çok tuttum, tatlı projelere ve fikirlere devam. Tatlı ye, tatlı konuş! ‘Aşktan yana şansım yok, ağlıyorum derdim çok’ demiş bir zamanlar Erkin Koray. Aşk kimyadan ibaret, ben kimya sınıfında pek zayıftım. Ama ne yaptıysam aşkla yaptım ve inanıyorum ki aşka inanırsan işte o zaman kalbinde kelebekler uçar, havadan üstüne peri tozu yağar.
Ümitsizliğe kapılmayın, kalbinizin kırılmasından korkmayın, şu dünyada herkese göre biri var. Vişneli macaron’lar hazır, hediyeniz hazır, iş onu alacağınız kişiyi bulmaya kalmış!