Yeni bir isim, yeni bir hamle

Yeni bir isim, yeni bir hamle
Yeni bir isim, yeni bir hamle
Paris Moda Haftası'nda defile maratonu sürerken Alexander Wang'den boşalan Balenciaga'nın direksiyonuna sürpriz bir isim getirildi. Gürcü tasarımcı Demna Gvasalia'nın moda sahnesinde parlayan yıldızı, tıpkı markanın cesur çizgisini oluşturan Cristóbal Balenciaga ile parallelik gösteriyor ve günümüz tasarımcıları için ilham veren bir başarı öyküsünü barındırıyor. 
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Paris Moda Haftası henüz sürerken Balenciaga’dan taptaze bir haber yayıldı. 7 Ekim’de sektörün önde gelen haber kuruluşlarından WWD (Women’s Wear Daily) 34 yaşındaki Gürcü tasarımcı Demna Gvasalia’nın modaevinin artistik direktörü olduğunu duyurdu. Vêtements markasının underground tasarımcısı iken bir anda köklü tarihe sahip Balenciaga’nın direksiyonunu eline alan Gvasalia’nın haberi hızlı ve haklı bir yankı uyandırdı.

Üç yıllık kıtalararası çalışmasının ardından 2016 İlkbahar/Yaz koleksiyonuyla modaevine veda eden Alexander Wang’in kendi imza markasına odaklanması haberi üzerine Balenciaga’yı kimin şekillendireceği merak konusuydu. Bilindiği üzere, moda tasarımcılarının markalardan ayrılma gerekçesi olarak belirtilen ekonomik göstergelerdeki başarısızlıkları Wang için geçerli değildi. 2015’in ilk altı ayında toptan ve perakende satış rakamlarında çift haneli bir artış oranı ortaya koyan koleksiyonlara imza atan tasarımcı.
Balenciaga’nın CEO’su Isabelle Guichot’nun “Kartları yeniden karıp oyunu hareketlendirecek vizyoner bir isme ihtiyacımız vardı. Kendi markasını hızla büyütüp rüştünü ispatlayacak kadar başarılı bir yaklaşım geliştiren Gvasalia’nın çalışmalarından çok etkilendik. Hacimlere, siluetlere ve ihtiyaç duyduğumuz tavıra çoktan sahipti. Koşulları zorlayan, standart endüstri pratiklerini sorgulayan, sosyolojik temelleri doğru analiz eden, tüketici ihtiyaçlarını göz önüne alan ve hepsinden önemlisi tüm bunları cazibe mekanizmalarını tetikleyecek şekilde koleksiyonlarına yansıtan bir tasarımcı” diye tanımladığı tasarımcının imzasıyla ilk koleksiyon önümüzdeki mart ayında Paris’te podyuma çıkıyor olacak.
                                                         Demna Gvasalia

GELİŞEN MARKA DNA’SI
Haberin onaylanmasının ardından Gvasalia da kreatif bakış açısını böyle köklü ve güçlü bir hikâyeye sahip sınırları zorlamayı seven bir markaya yansıtma fırsatı duyduğu için heyecanlı olduğunu açıkladı. WWD’ye verdiği açıklamada “Markanın DNA’sını geliştirmek ve ekiple birlikte hikayesine yeni bir bölüm daha eklemek istiyorum,” dedi. Isabelle Guichot’nun övgü dolu sözleri aslında Gvasalia’nın enerjisinin tıpkı markanın kurucusu Cristóbal Balenciaga’nınkiyle benzerlikler göstermesinden kaynaklanıyor.

TARİHSEL ARKA PLAN
Cristóbal Balenciaga, 1919 yılında önce San Sebastian, ardından Madrid ve Barcelona’da açtığı butiklerini sivil savaşın zorlaması nedeniyle kapatıp Paris’e taşımıştı. 1937 yılında Avenue George V’te yeniden moda sahnesine döndüğü butikteki ilk koleksiyonunun İspanyol Rönesansı’ndan ilham alması da bu çerçeveden bakınca bir tesadüf değil elbette. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde dahi tasarımlarına devam edip silüetleri değiştiren Balenciaga’nın hızla ve emin adımlarla kendini var etmesi kaçınılmazdı. Savaş sonrası dönemde inanılmaz bir başarı elde eden Christian Dior’un kadınsı hatları ön plana çıkaran Yeni Görünüm’üyle eş zamanlı olarak Balenciaga da daha düz çizgileri olan, pürüzsüz siluetleri vitrine koyuyordu: Beli ortadan kaldırıp omuzları genişleten ceketler, bir zaman sonra elbiselere dönüşen tunik gömlekler, fuşya üzerine siyah dantelli kumaşlar, koza formunda paltolar, balon etekler… 

Balenciaga’nın 50’li yıllarda moda dünyasında yarattığı bu yeni siluet; Pauline de Rothschild, Belçika Kraliçesi Fabiola, Audrey Hepburn, Gloria Guinness gibi dönemin şöhretli hanımefendilerinin, tasarımcının müdavimleri arasına girmesine sebep olmuştu. Bir dönem Jackie Kennedy’nin dikkat çekecek derecede yüksek meblağlar tutan Balenciaga kıyafetleri de magazin gündeminden çıkıp Amerika gündemine oturmuştu.

TIPKI BİR OKUL GİBİ
Cristóbal Balenciaga’nın ilhamveren hikayesi ardından markaya gelen tasarımcılara da ilham kaynağı olmuştu. Balenciaga markası bir modaevi olmaktan çıkıp, birçok tasarımcının kendi imza markasını kurup dünya çapında başarılara imza atmadan uğradığı bir okula dönüştü. Oscar de la Renta (1949), André Courrèges (1950), Emanuel Ungaro (1958) ve elbette Hubert de Givenchy. Kariyerinin son dönemini Paris’te haute-couture modanın elitist bir tavır içine girmesiyle mücadele ederek geçiren Balenciaga’nın 1972’deki vefatının ardından 1986 yılında uykusundan uyanan markaya önce Michel Goma ve Josephus Thimister, ardından da 15 sene boyunca Nicholas Ghesquière öncülük etti.

Bugün Balenciaga’nın moda dünyasında hatrı sayılır bir itibarı olmasında ve köklü geçmişinin hatırlanıyor olmasında Ghesquière’in payı yadsınamaz. Ghesquière artık Louis Vuitton markası altında yeni başarılara imza atarken, yerini bıraktığı ‘Amerika’nın yükselen yıldızı’ Alexander Wang de markaya bir sinerji kattığı aşikar. Şimdi aynı başarıyı Tiflis Devlet Üniversitesi’nde aldığı moda eğitiminin ardından Antwerp’teki Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde yüksek lisans yapıp Margiela ve Louis Vuitton gibi markalarda kariyerine devam etmiş olan Gvasalia’nın da göstermesi umut vaat ediyor.

CESUR ADIMLAR ATMAK
Fransızca ‘giyim’ anlamına gelen Vêtements adını verdiği markasının 2015 Sonbahar/Kış koleksiyonunu Paris’teki gece kulübü Le Depot’da sunma cüretkarlığı gösterip, Jared Leto ve Kanye West’in de aralarında olduğu bir kitleyi toplamayı başaran Gvasalia’nın yakın gelecekte daha sık ismini duyacağız.

Bu hikâyeler elbette birer masal ya da ibret öyküsü olarak okunabilir. Ama gözden kaçmaması gereken bir nokta var. Son dönemdeki ekonomik göstergeler ve satış endişeleri çerçevesinde bakacak olursak, yaklaşan Mercedes-Benz Fashon Week Istanbul öncesine karamsarlığa kapılmış moda tasarımcılarına ilham verici ayrıntılar var. Tasarımı sadece bir kağıt-kalem işi olmaktan ya da etikete yazılan bir fiyata indirgemekten vazgeçip, arka planda güçlü bağlar kurulan tarihsel, sosyolojik ve sanatsal süreçlerle de besliyor olmak lazım. Özellikle de hep söylendiği gibi “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde…”