Yeni Cüneyt Arkın ile tanışın

Yeni Cüneyt Arkın ile tanışın
Yeni Cüneyt Arkın ile tanışın

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Yeni vizyona giren 'Karaoğlan' filminin başrol oyuncusu Volkan Keskin, "Benden başka hem at sürüp hem kılıç sallayacak kimse olmadığı için dublör kullanmadım" diyor.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Halk kahramanımız Karaoğlan 12 milyon dolara mal olan dev prodükisyonuyla sinema perdelerinde... Filmin ‘esas oğlanı’ Volkan Keskin ise sinemadaki ilk başrolü için hayli heyecanlı. Dönem filmlerine olan ilgisi, at ve kılıç düşkünlüğüyle bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu düşünen oyuncu, “Sanki beş yıl önce biri bana gelip ‘Sen Karaoğlan’ı oynayacaksın, bu rol için hazırlan’ demiş gibi” diyor.
Yeni Karaoğlan’ı biraz tanıyabilir miyiz? 
Ben Samsunluyum. Ama babam başkomiser olduğu için tam olarak da Samsunluyum diyemiyorum. Doğum yerim İstanbul , babamın ilk şark görevi Elazığ. Kimliğim Elazığ’da çıkıyor. Sonra şehir şehir geziyoruz. Bu tabii benim için kötü bir şey, çünkü bir okula alışıyorsunuz, sonra iki sene sonra taşınıyorsunuz. 
Böylelerinin pek çocukluk arkadaşı olmaz... 
Var ama böyle kısa kısa arkadaşlıklar olduğu için arkadaşlıkların sürekliliği olmuyor. Sık sık görüşemediğinden hemen kopuyorsun. Elazığ’dan sonra en çok Hatay’da kaldık. Oranın kültürünü çok benimsedim. Çoğu yerin şivesini bilirim ve konuşurken ara sıra karıştırırım. En son üniversitede Samsun’u yazdım. Orada beş yıl kaldım, elektronik okudum. Sonra İstanbul’a geldim.
Oyunculuk hayaliyle mi İstanbul’a geldiniz? 
Hayal demeyelim… Samsun’da oyunculuğa başlamış gibiydim. Orada kimsesiz öğrencilerin derslerine girip onlarla beraber oyun çıkarıyorduk.
Modellik ne zaman girdi hayatınıza? 
Modellikten önce oyunculuk yapıyordum. Benimki modelken ‘elim yüzüm düzgün, oyunculuğa geçeyim’ durumu değil. Modellikle ilgili çevremin baskısı olmuştu. Samsun’da bir ajansa yazıldım, daha sonra yurtdışındaki bir ajanstan teklif geldi ve onun İstanbul’daki işlerine gittim. İstanbul’da iyi bir ajanstan teklif gelince buraya taşınmam şart oldu.
Okul sırasında da mı modellik yapıyordunuz? 
Evet, okul vardı ve bu yüzden okulu dondurmak durumunda kaldım. Çünkü ‘Dağlar Delisi’ dizisinden başrol teklifi geldi.
Merkezi İstanbul olan bir sektörde Samsun’dan yapımcıların dikkatini nasıl çektiniz? 
İlk olarak Cosmpolitan dergisine çıkmıştım. Yapımcılar oradan beni görüp iletişime geçmişlerdi. O dergide ‘Türk erkeğinin yüzü’ seçilmiştim.
Yani siz üniversite döneminde hiç kaygısı yaşamadınız. Kapılar önünüze açıldı... 
Benim kaygım daha farklı oldu. Babamın okulla ilgili çok büyük bir baskısı vardı. Zaten otoriter bir adam. “Okulu bitirmezsen hiçbir şeye izin vermem” diyordu. 18 yaşındayken Hong Kong’dan teklif gelmişti modellik için. Ancak babam izin vermemişti.
Peki, kariyerinize şimdi nasıl bakıyor? 
Mezun olduktan sonra işletme okudum. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde hızlandırılmış bir tiyatro eğitimi aldım. Şimdi de Haliç Üniversitesi’nde tiyatro üzerine yüksek lisans yapacağım. Böyle olunca babamın içine siniyor. Ama diğer türlü işi şansa bırakmamı istemiyor.
Karaoğlan’ı oynama teklifi geldiğinde kafanızda ilk nasıl bir imaj oluştu? 
İlk olarak herkesin olduğu gibi çizgi romanlar ve Kartal Tibet geldi aklıma. “Acaba Kartal Tibet’in serisini mi izlesem yoksa çizgi romanları okuyup onlara göre mi oynasam” diye düşündüm. Kudret Sabancı’yla saatlerce Karaoğlan’ı konuştuk. Kudret Hoca okumayı Karaoğlan’dan öğrenmiş. Bana Karaoğlan’ı çok heyecanlı anlattı, onun heyecanı bana da geçti. Bana 15 - 20 tane çizgi romanını verdi. Zaten şu anda çoğunu bulmak mümkün değil. Suat Yalaz’da olmayan bölümler bile onda var.
Kartal Tibet’ten sonra yapılan Karaoğlan yapımlarını izlediniz mi? 
İzledim ve etkilenmekten korktum. Eskiden yapılan işler de gayet güzel ama bizim şimdi yaptığımız şimdiki teknolojiye uygun oldu. Hem küçüklerin hem de büyüklerin zevkle izleyebileceği bir aile filmi oldu.
Kartal Tibet’ten sonra Karaoğlan’ı canlandıran oyuncular pek aklımızda kalmadı… Siz bunun stresini yaşadınız mı? 
Yapımcı ve yönetmenimiz bana güveniyordu. Karaoğlan, Kartal Tibet’in ilk işi ve bu filmle birlikte patlıyor, milyonlarca hayranı oluyor. O dönemin Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın gibi aktörleri de bu rolü kapmak için uğraşıyor. Şu anda benimle yaşıt olan birçok esmer oyuncu arkadaşım da eminim ki bu rolü ister. Ben de bu rolün hakkını verme konusunda stres yaşadım.

 Küçükken harçlıkla at satın almıştım!

Sizce sizi bu rol için uygun kılan ne? 
Esmer olmak, at binebilmek, kılıç kullanabilmek ve boks yapabilmek filmde çektiğimiz sahnelerde avantaj oldu. Sanki bana birileri gelmiş “Beş yıl sonra Karaoğlan’ı çekeceğiz, hazırlan” demiş gibi bir şey oldu.
Atlara olan ilginiz ne zaman başlamıştı? 
Çocukken Hatay’da abimle birlikte pazarda bir at gördük. Fiyatı da çok uygundu. Benim bir haftalık harçlığım kadar... Atı aldık hemen. Filmdeki Çalık karakterinin atı gibi, öldü ölecek bir at. Tabii bunu şimdi şimdi fark ediyorum. Babama atı aldığımızı söyledik. O sırada telsizden konuşuyordu, sinirlendi. Telsizi fırlattı. Sonra hemen at satıcısına gitti “Hadi bunlar çocuk, sen nasıl satarsın bu atı bunlara” diye de bir fırça çekti. Sonra atı geri vermek zorunda kaldık. Tabii babam başkomiser olunca parayı geri alabilmiştik.
Sizi daha önce de Karaoğlan’a benzeten oldu mu? 
Beni eskiden Tarkan’a benzetirlerdi. Çünkü bundan daha uzun saçlı ve sakallıydım. Tıraş olunca herkes hakikaten Karaoğlan’a benziyormuşsun dedi. Karaoğlan fiziki olarak da zayıf ama kaslıdır. Çizimlere bakarsanız bacakları da incedir. Fizik olarak da benziyoruz.
Savaş sahnelerinde hiç dublör kullanmamışsınız... 
Dublör kullanmadım ama aslında bu övünülecek bir şey değil, ahmakça bir şey. Sonuçta tehlikeye kendini atıyorsun. O sahneleri benim oynamamın sebebi, o hareketleri benden iyi yapanın olmayışıydı. Atı şaha kaldırabilen vardı ama atı hem tek eliyle şaha kaldıran hem de o sırada kılıç kullanabilen yoktu.