Yersizliğin koordinatlarını bulanlar

Yersizliğin koordinatlarını bulanlar
Yersizliğin koordinatlarını bulanlar

Yukarıda soldan sağa Antakyalı sanatçılar Mehmet Fahracı, Melih Apa ve Cüneyt Kurt görülüyor. Sergideki işler ve sahipleri saat yönünde şöyle: Egemen Kültür-Melih Apa, Her Sivil Askerdir-Mehmet Çeper, Bu Bir Toros Değildir- Ali Bozan, Araya Alma-Mehmet Fahracı, Yetmiş Yedi Bir Mayısı-M. Said Aydın, Bastığın Yer Senindir-M. Fahracı.

Antakyalı a77 Sanat Kolektifi'nin ev sahipliğini üstlendiği, İstanbul Tütün Deposu'ndaki 'Yerolmayan' isimli sergi, Mardin'den gelen üç sanatçı konuğuyla, güncel meselelere sanat gözüyle bakıyor
Haber: NİHAN BORA - nihanbr@gmail.com / Arşivi

2005’teki ilk ciddi sergileri olarak nitelendirdikleri ‘Antiocheia’ ile birliktelik ruhunu yoğun bir şekilde hissettiler; Antakya’nın A’sını ve atölyelerinin kapı numarasını birleştirip a77 Sanat Kolektifi’ni kurdular. a77, ‘Yerolmayan’ başlıklı sergileriyle İstanbul’da şu aralar. Mardin’den de üç konuk sanatçıları var.
Kendi şehirlerinde icra ettikleri sanatla yetindiklerini, fazlasına erişmek gibi bir kaygıları olmadığını söyleyen grup sözcüsü Melih Apa’ya göre ‘Yerolmayan’ sergisinin en önemli özelliği sanatçıların yer kavramına farklı açılardan yaklaşıyor olması. Bu başlığın ortaya çıkışını ise şöyle anlatıyor Apa: “Türkiye’nin, içinde bulunduğu totaliter rejimin otoriter bir rejime dönüşme sürecinde problemler yaşadığını düşünüyoruz. İnsanlar yerini yurdunu değiştirmek zorunda kalıyor, nerede doğru, nerede yanlış yerde olduğu üzerine iktidari söylemler ortada dolaşıyor. Bu süreci fark ederek bu konuyu seçtik.”
Melih Apa ‘Egemen Kültür’ isimli video çalışmasında bir anıtın doğru yerinin neresi olduğunu sorguluyor. Durulması gereken yeri kimin belirlediği, bunun bir otoritesinin olup olmadığı üzerine kafa yormuş.
Bir diğer çalışmaysa makamla ilgili. Tipik bir makam odasının mekân içerisindeki temizlenmiş, küçük hali. Bu şekilde izleyiciye bir anlamda onu sorgulama şansı doğuyor. Çünkü yer kavramıyla iktidar yapıları arasında çok yakın bir ilişki var aslında.
Sergide üç işiyle yer alan Mehmet Fahracı’nın Hrant Dink cinayeti üzerine kafasında şekillenen ‘Araya Alma’ isimli çalışması serginin en farklı çalışmalarından. Fahracı şöyle anlatıyor: “Olay yeri şeridi Türk siyasi tarihinde rastlanan bir imge; genellikle faili meçhul cinayetler işlendikten sonra o alanı dışa kapatmak için çekilir. En son Hrant Dink cinayetinde ilgimi çekmişti. Şeridi çektiklerinde orası özel bir alan haline gelmişti. Sözde koruma amaçlı çekilen bu şerit aslında kişi yaşarken çekilmeliydi. Öldükten sonra çekildiği için ironik bir hal alıyor.”
Jeremy Bentham’ın hapishane modeli olan Panoptikon’u videosuna isim olarak seçen Cüneyt Kurt ise bu görüntüleri Diyarbakır’da görev yaparken tesadüfen çekmiş. Kurt, videoyu çekme öyküsünü şöyle anlatıyor:   “Bir gün hastaneye giderken gökyüzünde uçaklar gördüm. Dikkatli bakınca Körfez Savaşı’nda kullanılan, her şeyi dinleyebilen, görebilen Awacs modeli uçaklar olduğunu anladım. Bu ülkemizde, bir yerin üzerinde dolaşıyor, niçin geldiğini, oralarda dolaştığını bilmiyoruz. Bir anlamda o rastlantı üzerine bir sorgulama süreci başlattım.”
25 Haziran’a kadar Tütün Deposu’nda devam edecek sergide Mardin’den üç konuk sanatçıyla birlikte 14 sanatçının 10 video, yedi dijital baskı, bir video yerleştirme ve bir yerleştirme olmak üzere 19 çalışması var.
Tütün Deposu: Lüleci Hendek Cad. No: 12 Tophane (www.depoistanbul.net)

Mardin semalarından yükselen çağdaş sanat

Sergiye Mardin’den katılan üç sanatçıya işlerini, merkezden uzak sanat yapmanın avantajlarını ve dezavantajlarını sorduk. Bölgelerinde bir süre önce yaşanan katliama dair fikirlerini almamak da olmazdı...

‘Doğduğunda askersin’

Mehmet Çeper
Kızıltepe doğumlu Mehmet Çeper, şu anda Mehmetçik İlköğretim Okulu’nda resim öğretmenliği yapıyor. ‘Yerolmayan’ sergisinde yer alan işinin ismi ‘Her Sivil Askerdir’.
“Asker olmadan sivil bir hayatı yerine getirmenin koşulları ile askerliği kıyasladığımızda aslında birbirinden kopuk alanlar olmadığını fark ederiz. Devletin ordu aygıtının elindeki araçlarla kendini var edişini görürüz. Özellikle askeri güvenlik bölgelerinde, yatacağımız yerlerden yiyeceklerimize kadar sıkı bir terbiye talimi, ruhsal bir donanım ve disiplin, biz doğar doğmaz hazırdır. Doğduğu anda bir sivilin asker olma yolu başlamıştır. Benim işim de bu fikirden doğdu.
Merkezde veya çevresinde bulunmak, aslında her iki durum da bizi besliyor. Bizim nerede duracağımız önemli. Belki de hiç yerleşik olmamak lazım. İki sene İstanbul’da kaldım. Ancak şu an Mardin’de daha iyi şeyler üretiyorum. Herkesi de merkez dışına davet ediyorum.
Mardin’de yaşanan katliam trajik, uzun süreli bellekten kolay silinemeyecek bir olay. Üzerine yazılabilir, tartışılabilir, işler üretilebilir. Ama birçok sanatçının olaya inmesinden yanayım. Olayı sosyolojik, ekonomik ve siyasi bir gözle irdelememiz gerekiyor. Çünkü ucunda geleneksel yapıyı ve alışkanlıkları törpüleyen bir güç var. Bu gücü aralamak için de risk almak lazım.”

Kontrgerillaya meydan okuma

Ali Bozan
Kızıltepe’de bir ekmek fabrikası işleten Ali Bozan, sergiye ‘Bu Bir Toros Değildir’ adlı işiyle katılıyor.
“Toros’un sadece bir araba olmadığını, kaybedilme ya da gözaltına alınma anlamına gelen, bölgede alakalı-alakasız herkesin canını ve beynini incitmiş kanlı canlı bir Toros canavarını anlatıyorum. Abdulkadir Aygan, Neşe Düzel’le röportajında günde kaç kişiyi alıp infaz edebildikleri sorusuna, Toros’un fiziki yapısıyla ilgili serzenişte bulunuyordu. Çalışmam kontrgerillanın arzusuna bir meydan okumadır.
Merkez-periferi çatışması hep dillendirilir. Zannedersem merkez hayali bir periferi yaratmak istiyor. Hayali çünkü periferiyi temsil eden Kürtler merkeze aşkla, huşuyla bakmıyor. Şener Özmen ve Halil Altındere, ilk dönem işlerinden beri sanatsal, estetik kaygılardan ziyade ontolojik kaygılarla gayet kışkırtıcı işler yapıyor.
Mardin katliamı deyince aklıma Şener Özmen’in ‘Bu topraklara gelen her sanatçı, şair ya da yönetmen antropologdur’ sözü geldi. Mazhar Bağlı gibi Foucault üzerine doktora tezi yazmış birinin bile, bu olayı iktidar odaklı savaş aletinin yarattığı canavarlaşmayı yok sayarak gelenekle izah etmesi, sorunun muhatabını değiştiriyor. Dicle Üniversitesi öğrencilerini nasıl etkilemiştir; bu önemli. İşlerime yansımayacak bu olay. Başkası yansıtırsa da pornografik gerçekliği aşamaz bence.” 

‘Öfkemin bilendiği kesin’

M. Said Aydın
1983 Kızıltepe doğumlu Mehmet Said Aydın, üniversite için Mardin’den ayrıldıysa da “Bir ‘evim’ vardıysa, bu hep Kızıltepe’de yaşayan ailemin evi oldu” diyor. İşinin ismi ‘Yetmiş Yedi Bir Mayısı Unutulamaz’.
“Benimki üç dakikalık bir video. İsminin büyük önemi var, çünkü video boyunca sorulanın ‘asıl cevabı’ olmak gibi bir iddia taşıyor. Hareket noktası 77’deki kanlı 1 Mayıs’ta, tepesinde keskin nişancıların bulunduğu otel... Otelin artık değişmiş adının ‘78 Kuşağı için ne denli can acıtıcı olduğunu fark etmiştim; bunu araştıran bir saha çalışması yaptım sayılır. Taksim’de insanlara, o esnada önünden geçtikleri oteli işaret ederek eski adını sordum. Cevaplardan biri işin de önerdiği şeydi. Babamın yaşlarında, o kuşağın mensubu olduğunu tahmin ettiğim bir adam “Bu otelin eski adını telaffuz etmek istemiyorum” dedi. Bir mekânın eski adının taşıdığı ideolojik yükü ifşa eden bir iş oldu yaptığım.
Mardin’de yaşanan katliamı çözümleyen birçok insan, katliamın ekonomi politiğini gözden kaçırdı yahut bile isteye ihmal etti. Katliamı ‘töre-intikam-cahillik’ triosuyla değerlendirmenin, bilerek veya bilmeyerek merkezi otoritenin söylemine yedeklendiğinin farkında olamadı çoğu kişi. Devletin yıllardır semirttiği, bir ekmek kapısı yaptığı koruculuk sistemini hesaba katmayan teşrihler, yazık ki komik oldu. Koruculuk sisteminin iflası olan bu katliam ilerideki işlerime müdahale eder mi kestiremiyorum ama öfkemin bilendiği kesin.”