Yeşim Salkım'ınki 'bedelli şöhretlik'

Babası küçük yaşta terk etmiş bir arkadaşım vardı. Bütün ömrü boyunca üç ya da dört kez görmüştü babasını; gördüğü zamanlarda da üvey annesiyle onu bir odaya kilitler, içeride sevişirlermiş. Tabii mitoman da olabilirdi arkadaşım ama bütün o yalanları söyleyebilmesi için de bir yara almış olması gerekiyor...
Haber: AYÇA ŞEN / Arşivi

Babası küçük yaşta terk etmiş bir arkadaşım vardı. Bütün ömrü boyunca üç ya da dört kez görmüştü babasını; gördüğü zamanlarda da üvey annesiyle onu bir odaya kilitler, içeride sevişirlermiş. Tabii mitoman da olabilirdi arkadaşım ama bütün o yalanları söyleyebilmesi için de bir yara almış olması gerekiyor... Zaman zaman bayılırdı, geçici felçler geçirirdi. 14 yaşından beri hem çalışıp hem ailesine bakmıştı. Ailesini sevmez, acırdı. Öfkeliydi bir de onlara. 'Gençliğini yaşayamamanın' (bunu çok tekrar ederdi ve o zamanlar en fazla 21-22 yaşlarındaydık) öfkesini annesinden çıkarırdı. Evlerine gittiğimde annesine acı acı bağırırdı. Herkesin annesine saygısız davrandığı yerler vardır, onunki öyle böyle değil, çok acayip bir saygısızlıktı.
Erkenden evlendi. Kocasıyla tasarım bilmem nesi açtılar. Bir daha onun kadar hırslı başka bir kız arkadaşım olmadı. Onun dışavurumuydu bayılma, felç geçirme, çene kilitlenmesi ve hırs. Bir çeşit dil. Kocasıyla birkaç sene içinde epey mal mülk yaptılar. Biz otobüslerde takılırken onlar spor arabalarla geziyorlardı. Bir gün bir başka ortak arkadaşımızın tasarımla ilgili bir durumu oldu ve ondan yardım istedi. Fakat o, 'Bu bilgiler çok özel' diye ona öğretmedi. Altı üstü dandik bir bilgisayar pogramı. Şaştık kaldık.
Yeşim Salkım bana o kadar o arkadaşımı hatırlattı ki. Röportajımız boyunca belki 50 kez "Ben hep çalışıp aileme bakmak zorunda kaldım" dedi. Yeşim Salkım, evet, daha zengin bir ailenin çocuğu olsaydı, özel üniversitelerde okusaydı filan, iyi olurdu eminim ama şu anki Yeşim Salkım'dan ne farkı olacaktı ki; ya babasının aldığı üstü açık arabayla gidecekti okula ya da üstü açık arabalı erkek arkadaşı alacaktı evden. Fazla kız arkadaşı olmayacak, olsa da aralarında hep 'en güzel ve yetenekli' olmanın haklı gururunu yaşayacaktı. Çünkü Yeşim Salkım olunmaz, doğulur.
Babasına âşık kız
Buluşmaya gittiğimizde Salkım'ı tanımadım. Ondan beklediğim şekilde, röportaj yerine süper makyajlar ve iddialı kıyafetlerle gelmemişti. Aksine, son derece makyajsız, sade ve gençti. Aslında pek çok röportaj yaptığım insana göre açık yürekli ve kibirsizdi. Hiçbir şeyi saklamıyor, sorduğunuz en sert soruya bile gayet gülerek cevap veriyordu. Onun durumu şu anda 'Vatanımda Almancı, Almanya'da yabancı' gibi olduğu için üzüldüm. Düşünsenize, herkes sizi tanıyor, asi bir ruhunuz var ama bu asi ruhu sadece kendi çıkarlarınıza kullanmışsınız. Artık pişmansınız ama toplum erkek toplumu; erkek olsa çoktan affedecekleri birini, kadın olduğu için affedemiyor. Gıcık bir durum. Yaptığın iş de öyle acayip ki, birilerinin seni sevmesi gerek. Ayakta kalman gerek, ne yapacaksın, olayı temizleyene kadar taviz vereceksin. Ya da hiç taviz vermeyeceksin ama her ekranda görünmen bir taviz, kopamıyorsun da ekrandan, dahası mesleğin bu; yaşamak için ekranda olmak zorundasın.
Yeşim Salkım, 1970'te Ankara'da doğmuş. Gözleri parlayarak anne-babasının aşk hikâyesini anlatıyor ama o da parçalı bulutlu:
"Babam Türk sanat müziği sanatçısı. Ut çalıyor. Fransızca öğretmeni. Fransızca öğretmenliği yaparken, gerçekten genetik galiba bazı şeyler, ağaçların tepesine çıkar, kendine saz yaparmış. Benim babam Arnavut, annem Giritli. Çocukluğum Ege'de geçti. Babam 18 yaşında annemi kaçırıyor, evleniyorlar. "Bir bardağımız vardı, şarap aşırırdık ve tek bardakta içerdik" der annem. Bir erkek kardeşim var. Çocukluk aşkıyla evlendi. Babamın ikinci evliliğinden bir kardeşim var, o da özel bir şirkette çalışıyor. 14 yaşındayken babam bizi terk edip gitti. Evliliğe artık karşıyım. Kız çocukları babasına âşıktır ya, ben de babama âşık bir çocuktum. Babama kızardım. Yaptığı tavırlar beni rahatsız edebilirdi. Özellikle kadınlara karşı olan tavrı. Mesela benim babam baskın bir erkekti. Akşam üzeri beşte gelinecek. Annem mini elbise giymeyecek. Ben de kadın ve erkek eşitliğine inanan bir kızdım ve öyle olmasını düşündüğüm için de babamla bu anlamda anlaşamam. Kültürler olarak baktığınızda gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde bu böyledir. Dünyada yaşayan birçok kadın gibi aslında baskı altında yetiştim ben de. Biraz daha asi olup hayata karşı daha baş kaldıran oluyorsun."
'Ödedim ve bitti'
Ben de senin gibiyim ama, 35'inden sonra aileye suç atmak hastalıklı bir durummuş... 'Sen' diye hitap edebilir miyim?
Tabii tabii, lütfen zaten... Babamın gayrimeşru çocuğu dünyaya geldiğinde annem terk etti babamı. Ben geçmişi sorgulamıyorum ama çok depresif zamanlarım geçti. Sık sık doktoruma gidiyorum, bana antidepresan veriyor, bütün günüm uykulu, depresif geçiyor. Ben hamile kaldığımda evli değildim. Çok erken yaşta böyle bir karar almıştım. Dayısı Gizem'e çok güzel bir erkek modeli oldu. Bazen anne-babayla büyümektense, problem varsa o çocuğun öyle büyümemesi gerekiyor. Ben de 19 yaşındaydım ve öyle yaşamak istemedim. Yeni bitirmiştim okulu. Bursla yurtdışına gittim. İyi bir öğrenciydim aslında ama aileme bakmam gerekiyordu, çalışmam gerekiyordu ve bu hep böyle olmuştur. Ben o olaylı evliliğimden boşanırken de beş kuruş almadım. Kendi şirketimi çok daha önce kurmuştum ama buna kimseyi inandıramıyorum.
Kendini aklamaya çalışırken çok yoruluyor olmalısın...
Bazı şeylerin bedeli çok ağır geliyor. Bir de kendini ifade edememenin verdiği şeyler var.
Ne ifade etmek istiyorsun?
İstedim ve yaşadım, bunun kabullenilmesini istiyorum. Bu kadar üzerime gelinmemesini istiyorum. Hayatta bazı şeylerin bir bedeli var. Ödedim ve bitti. Ben vedalaştım ve n'olur siz de vedalaşın artık. Benim için 'Mücevher taktı, gezilere gitti, teknelere bindi' dediler sürekli. Bugün magazin sayfalarını açtığında 17 yaşındaki kızlar sevgililerinin teknelerinde, her gece yemeklerdeler, sadece bir gece dışarı çıkmak, Reina'ya gidebilmek için babaları yaşındaki erkeklerle geziyorlar. Bu kadar ağır olmamalı bir şeyin bedeli. Ben ödedim, ama eş sıfatıyla ödedim. Ben bu adamı tanıdığımda 26 yaşındaydım. Çok sıkılmıştım altı senedir gece gündüz çalışmaktan, aileye bakmaktan. Çok âşık oldum, gözüm döndü.
Gizem'in babasıyla evlenmemişsin işte ne güzel, neden dönüp dolaşıp 'Ben onnan evlenmiştim, eş sıfatıynan' diyorsun ki, eş olmak bir sıfat mı?
Yani kimseyle metres hayatı yaşamadım. Ben kimsenin yuvasını yıkarak yuva kurmaya çalışmadım demek istiyorum.
Haaa... Peki, Gizem'e annen mi baktı sen böyle hareketli yaşam sürerken?
Hayır, biz Gizem'le hiç ayrılmadık. Ben nerede yaşıyorsam o da orada oldu. Gösterildiği gibi sosyal bir yaşamım yoktur benim. Gizem'le sıkı bir ilişkimiz var. Yaşadıklarım Gizem'i hiç kötü etkilemedi. Yalnız magazin basınında çıkanlar Gizem'i çok üzüyor.
Sanki annesiyle çok kavga eden bir kız çocuğu gibisin?
Evet, annemle birlikte yaşadığımız dönemlerde çok kavga ederdik. Ama onunla birlikte yaşamıyoruz, onun kendi evi var. Yalnız, annemle ettiğim kavgaları Gizem'le de etmeye başladık. 17 yaşına geldi ve dışarılara çıkmak istiyor, ben de geç gelmesini istemiyorum. Babam da böyle sıkı bir adamdı işte. Geç gelmeye, erkek arkadaşlara kızardı. Şimdi de ben onların birazını kızıma yapmaya başladım. Gece belirgin bir saati geçiremez.
Son ilişkin de olaylı oldu. Düzgün bir ilişki götüremiyorsak, yanlış seçimler yapıyorsak bu, bizde problem olduğunu göstermez mi?
Evet. Ben yaşayarak öğrendim. Belki bundan sonra da yanlış seçimler yapacağım. Bugün dünyada Madonna var. Hayatına baktığın zaman onun hayatı kadar çalkantılı bir yaşam göremezsin. Ama işini etkilemez. İnsanlar benim işimle ilgilenmediler. Özel yaşamımı ön plana çıkardılar. Dünyada Elton John gibi bir örnek var. Niye işimle değil de sırf özel hayatımla ilgilendiler?
'Günah keçisi aradılar'
Burası küçük bir mahalle gibi çünkü.
Ama yeri geldiğinde de çok büyük mahalleyiz deyip megastarlar ilan ediyoruz. Benim tek istediğim ne biliyor musun hayatımda? Ben mükemmel değilim. Evet, bir şeyler yaşadım. Bunu artık anlasınlar, beni işimle değerlendirsinler. İnsanlar günah keçisi aradılar. Herkes gitti ve bir tek ben kaldım. Kitabım çıktığında herkes görecek neler yaşadığımı. Kimsenin özel hayatını anlatan bir kitap değil bu; benim, Yeşim Salkım. Kendi yaşadıklarım, kendi dünyam... Bir yıl sonra çıkacak.
Korkutan bir hırsın var...
Ben gerçekten şarkı söylemek istiyorum. Oyunculuğumu göstermek istiyorum. Şimdi bir diziye başlayacağım, ekimde. Geçen sene bu işin adabını öğrenmek için tiyatro yaptım. Disiplinini öğrenmek için, insanların birbirine saygısını tekrar öğrenebilmek için... Hırsım nereden geliyor? Ben bir aile büyüttüm erkek gibi. Çalışmak zorundayım, ben çalışmazsam aileye bakacak kimse yok. Benim bir kızım var, üniversiteye gitmek istiyor. Benim çocuğum iki dil konuşuyor. Drama ve psikoloji okuyor. Ben onu tek başıma babasız büyüttüm. 14 yaşında erkek kardeşimi aldım üniversite okuttum. Hasta anneme bakıyorum. Yeğenlerimle vakit geçiriyorum. Gizem hep benimle yaşadı. Gizem hiçbir zaman evliliklerimde onları üvey baba gibi görmedi. Hep erkek arkadaşımmış gibi gördü.
'Çocuğuma yeterli olamıyorum' diye düşünüp vicdan azabı duyuyor musun? Nevrotik bir abla-kardeş ilişkisi gibi geldi bana.
Bu zamana kadar problem yoktu. Onun aşk hayatı başladı son bir senedir. Ben ona o aşkın geçeceğini, bizim de yaşadığımızı söyledikçe, her genç kızın annesiyle olan problemini yaşıyorum. Gece kulüplerine gitmesini istemiyorum. Ama arkadaşlarıyla mutlaka gezmesine izin veriyorum. Şoförüm var, onun yanında oluyor. Gece ikiye kadar sokakta kalabiliyor. Bu çok değil mi zaten? Onun haricinde gündüzleri hep arkadaşlarıyla beraber.
Başka çocuk yapmayı düşündün mü?
Benim bu Akdeniz anemisi yüzünden çocuk yapma şansım çok az. İki kez içimde çocuk öldü. Belki evlat edinirim. Çocukları çok seviyorum. Evlat edinirsem de babasız büyüteceğim. Babasız bir çocuk büyütmek genç yaştayken kolay geliyordu ama travmaları şimdi çıkmaya başlıyor. Çocuk yapmak, büyütmek çok büyük bir sorumluluk.
Seni gerçekten seven bir kesim olduğunu düşünüyor musun?
Hahhah... Vardır herhalde, hahhah... Tabii var canım, özellikle orta yaşa gelmiş kadınlar beni anlıyorlar, seviyorlar, "Sen çok akıllı ve güçlü bir kadınsın" diyorlar.
Yeşim Salkım'ın işi hakikaten zor. Ama bizim işimiz daha da zor. Çünkü hem kendini sevdirme gibi feci bir isteği var, hem de bildiğinden şaşmayacak bir yapısı. İstekleri de ta çocukluğunda belirlenmiş, görüştüğümüz bir saatte anladığım kadarıyla da çok fena kararlı biri. Yandık. O yaşayıp yaşayıp pişman olup mazlum olacak, biz de onu yargılayan gaddar taraf. Yeşim Salkım'la buluşup konuştuk, sade kızdı, iyi kızdı, yetenekleri var, yazmamın ayıp olacağını söylediği güzel yardımseverlikleri filan var, söylemeyeyim diyorum ama yani söylemeden de edemeyeceğim... Şuna sinirleniyorum; abicim, yıllarca Parislerde, Amerikalarda kaldın, hiçbirimizin görmediği imkânları gördün, bizim Müge'nin annesinin bile zede paylarıyla yaşadın, hadi diyelim ki ona da tamam, ama git birkaç kursa, bir 30-40 milyon verip gitar dersi al, detone de olsa, al eline gitarını, yaşadıklarını, pişmanlıklarını anlat, biz de şimdiye kadar yaşadıklarına 'Kız yaşadı ama onu da sanatına geçirdi' diyelim. Bak gene son şarkısında en profesyonel düzenlemeciler, grotesk anlatımlar, makineli tüfek gibi cıstaklar. Verme abi bana, taviz verme, dinlemiyorum, lay lay lay laaay, kulaklarım tıkalı, duymuyorum, lay lay lay laaay...s