Yıldızı sönenle çalışın!

Yıldızı sönenle çalışın!
Yıldızı sönenle çalışın!
'Timecode', 'Internal Affairs' ve 'Elveda Las Vegas' filmlerinin yönetmeni Mike Figgis İstanbul Film Festivali'nin konuğu. Figgis'le buluşup, dijital sinemayı konuştuk, Hollywood yıldızlarını çekiştirdik...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Verdiği masterclass’ı da filminin gösterimi sonrası verilen partide yaptığı ufak trompet dinletisini de kaçırdık. Ancak dersine girenlerin, mini-konserini görenlerin anlattıkları sağ olsun, kafamızda net bir resim çizildi. Olay örgüsü, karakter gibi sinemasal unsurları didiklediği yeni filmi ‘Suspension of Disbelief/Gördüğüne İnan’ vesilesiyle İstanbul Film Festivali’nin konuğu olan Britanyalı yönetmen Mike Figgis’in anlatacağı çok şey var.
Kolunun altındaki ‘Elveda Las Vegas’, ‘Internal Affairs’ gibi hitleri, beraber çalıştığı yıldızlar Nicolas Cage, Andy Garcia, Richard Gere anlatacaklarının bir kalemi. Diğeri ise kendisinin daha çok önem verdiği, sinemanın ufkunu genişleten dijital olanaklar. Tam teşekküllü bir müzisyen de olan, sinema salonu dışına sanat galerilerini de kapsamına alan Mike Figgis’le buluştuk...
‘Gördüğüne İnan’ın gösterimi öncesi dağıtım zorluklarından bahsettiniz. Neydi tam olarak bu filmin gösterimini ve dağıtımını bu kadar sorunlu yapan?
Şu ara birçok dijital film çekiliyor. Dağıtımcılar da olabileceklerden dolayı kendilerini çok güvensiz hissediyorlar. Önlerindeki seçenek de stüdyolar tarafından idare edilen, büyük yıldızlardan para kazanacakları, gün geçtikçe daha da pahalılaşan bir sistem. Dolayısıyla dağıtımı yapılacak filmler konusunda da risk almaları iyice zorlaşıyor. Bu film de öyle bildik tarzda bir gerilim gibi bir şey değil. O yüzden zor olacağını zaten biliyordum.
Bunun sebebi nedir sizce? Nasıl çözülebilir?
Asıl mesele dağıtımcıların bu sorunu nasıl çözeceği değil. Zaten ileride daha da kötü bir noktaya gelecek bu durum. Eski sistem yeni filmler ve genç sinemacılar için iyi değil. Tom Cruise’la rekabete girmek gibi bir dertleri yok. O tip bir rekabeti zaten o kulvardaki insanlara bırakmalılar. Cevap farklı bir kaynaktan gelmeli. Genç sinemacılar hâlâ stüdyoların ve dağıtımcıların kendilerine karşı bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor. Oysa ki öyle bir sorumlulukları yok. Onların tek sorumluluğu para kazanmak… Çünkü sonuçta bu bir iş. Ve yeni tipte bir iş için de yeni bir alan var. Çünkü bu tip filmlere gitmeyen genç bir sinema seyircisi kitlesi mevcut…
Masterclass’ta sinemaya başlama hikâyenizle herkesi eğlendirmişsiniz. Şimdinin yeni sinemacıları için durum daha mı zor?
Büyük bir işe girmek istiyorsanız, büyük bir iş ve film yapmak durumundasınız. Genç sinemacılarda da böyle bir kafa karışıklığı var. Başarıyı ekonomik başarıyla bir tutuyorlar. Estetik başarıyla değil. Eğer amacınız buysa kurallar çok basit. Dürüstçe söylemek gerekirse eskisinden daha zor şimdi…
Daha rekabetçi bir ortam mı var artık?
Daha rekabetçi. Endüstri, geleceğinden güvensiz. 20 yıl önce yüksek bir meblağla ses sistemlerini Dolby’e çevirmek durumunda kalmışlardı. Şimdi de projeksiyon sistemlerini değiştirmek zorundalar. Artık filmle değil dijital formatla çekiliyor filmler. Bu da korsana yol açıyor. Artık sinema filmi de, DVD de televizyon da neredeyse eşzamanlı bir süreçte seyirci karşısına çıkıyor. Dolayısıyla bu insanlar korkmuş durumda. Örneğin film değil de dijital kullanılmaya başlanması ABD’deki tüm araba sinemalarının sonu olabilir. Çünkü bu sinemalar, projeksiyon sistemlerini dijital formata aktarmayı karşılayamazlar.
Kariyerinizde Hollywood da var. ‘Elveda Las Vegas’ ve ‘Internal Affairs’ ilk akla gelenler… Bağımsız bir dijital film çekmekle Hollywood’da çalışmak arasında nasıl bir fark var?
‘Elveda Las Vegas’ büyük bütçeli bir film değildi. Bağımsız bir film çekmekten çok da bir farkı yoktu. Ama ‘Internal Affairs’ tam bir ana akım stüdyo filmiydi. Aslında çok da rahat bir deneyimdi. Çünkü öyle bir filmde zamanınız, bütçeniz ve sizin için çalışan yüzlerce insan oluyor. Filmi çekerken kafanızı toplamak için yolculuğa çıkma gibi bir şansınız bile var. Küçük bütçeli bir filmde ise daha fazla enerji ve konsantrasyon gerekiyor.
Nicolas Cage ve Richard Gere gibi yıldızlarla çalışmak nasıl bir deneyimdi sizin için?
Açıkçası Nicolas Cage, Richard Gere, Robert Downey Jr. gibi beraber çalıştığım çoğu oyuncunun kariyeri o sıralarda düşüşteydi. O yüzden iyi bir filmde çalıştıkları için minnettar kalıyorlardı. Yönetmen adaylarına önerdiğim bir şey de kariyeri tepetaklak aşağı giden oyuncular seçmeleri. Kariyeri yükselişte bir oyuncuyla çalışmak her zaman daha zordur. Çünkü yıldız olduklarının ve güçlerinin bilincindedirler.
Sinema kalıplarını bu kadar didikleyen filmlerden sonra birileri ana akım klasik Hollywood sinemasını romantize edince nasıl hissediyorsunuz?
Bir ölçüye kadar kabul ediyorum bunu. 1980’lere kadar Hollywood’un klasik yapısının ihtişamını koruduğu uzun bir dönem var. Yıldız sistemi hâlâ çalışıyordu. Bu insanlar üzerine gerekli gereksiz her bilginin aktığı internet çağı öncesinde yıldızlara dair mitolojik bir algı yaratabiliyordunuz. Bir kral ya da kraliçe gibi davranabiliyorlardı. Tabii şimdi öyle olmadıklarını biliyoruz ama internet ve bireysel alanların işgali dünyayı çok değiştirdi. Şimdilerde bir oyuncudan ikonik bir karakter yaratmamız çok zor. Çünkü herkesle ilgili her şeyi biliyoruz. Garip olan ise oyuncuların mitolojik olması gerektiği... Çünkü sinema perdesinde de mitolojik karakterleri oynayacaklar.
Dört ekrana bölünen ‘Timecode’ filminizin sesleriyle oynayarak bir performans yapmıştınız. Bu tip performans çalışmalarının devamı gelecek mi?
Aynı performansı yapmaya devam edeceğim. 13 yıl önce çekmiş olmama rağmen… Çünkü bu filmi gerçek zamanda çektiğim için sürekli değiştirme olanağım var. Hâlâ içinde hayat var. Ama asıl önemlisi böyle organik imkânlar barındıran filmler çekmek, halen ilgi duyduğum bir alan.
‘Timecode’da rol alan yıldızlar, böyle bir proje teklifiyle geldiğinizde nasıl tepkiler vermişti?
İki çeşit oyuncu vardır. Mesela Andy Garcia’yı ‘Internal Affairs’ten tanıyorum. Ama buna rağmen bu filmde oynaması teklifini götürdüğümde reddetti. Fikir ona çok hitap etmedi. Ama Salma Hayek, Stellan Skarsgaard gibi oyuncular böyle bir filmin sunacağı doğaçlama imkanlarından dolayı çok heyecanlandılar ve projede yer almak istediler.
Son sorum müzikle ilgili. Zamanında Bryan Ferry’le aynı sahneye çıkmışlığınız var. Böyle bir noktadan sonra müzikte ilerlemekten niye vazgeçtiniz?
Bryan Ferry’nin grubunda trompet çalıyordum. Çok da fazla bir şey yapmıyordum. Ama müzisyenler ve o dönem çok ilginçti. O zamanlar bir müzisyen olmak istiyordum. Ama bir rock grubunda çalmayı değil de caz müzisyeni olmak istiyordum. Rock grubunda çalıyordum çünkü etrafınızda daha fazla kadın oluyor o zaman. Bir caz konserinde çıktığınızda ise bambaşka türden bir izleyici seyrediyor sizi. Ama hep müziği sevdim. Ve müziği performansa, tabii sinemaya da sokabileceğimi fark ettim. Her zaman birçok şeye birden ilgi duydum. 14 yaşımdayken fotoğraf çekerdim, çizerdim, müzik yapardım, komedyen olmak isterdim. Her zaman karşıma çıkan her şeye ilgim vardı yani. Resim mi, ilginç duruyor, sinema, o da ilgi çekici… Müzik bunların sadece birisi.