Yıllardır onları bekliyormuşuz...

Yıllardır onları bekliyormuşuz...
Yıllardır onları bekliyormuşuz...
Ancak New York'tan çıkabilecek 'gençlerbirliği' Vampire Weekend, kendine has taptaze saz ve söz rejimini yeni albümlerinde iyice ilerletiyor.
Haber: DERYA BENGİ / Arşivi

Vampire Weekend, üçüncü albümünün adını, Junior Reid’in 1990 tarihli protest reggae şarkısı ‘One Blood’daki bir dizeden ödünç almış: “Şehrin modern vampirleri kan avında”. Her şehrin kan emicisi kendine. Burada 72 milletten insanın tepiştiği New York kastediliyor.
Zaten Vampire Weekend, ancak dünya başkenti New York’tan çıkabilecek bir gençlerbirliği. Rumen Yahudisi, İranlı, Ukraynalı, İtalyan köklere mensup dört delikanlıdan oluşan grup, Karayib ve Jamaika kaynaklı ritim cümbüşüne ve Afrika usulü pop gitarı melodilerine sırtını dayamış minimalist müziğiyle ilk kez 2008 yılında listelerde boy gösterdi. Tahsilli, sevimli, temiz pak giyimli çocuklardı. Rock cangılında pek makbul sayılmayan bu özelliklerini şarkılarının içine bir şaka gibi yedirmekten hiç gocunmadılar, ama asıl ağırlığı kültürlerin kaynaşmasından beslenen eğlenceli manifestolarına verdiler.
Bol bol Tenten ya da National Geographic okumuş gibiler. Başuçlarında dünya haritası duruyor. Şarkıları sayesinde, eski yüzyıllara ait seyahatnamelerle Google Map arasındaki mesafe kısalıyor. Tarih , siyaset , din ya da gündelik alışkanlıklara dair minik dokundurmalara, vurkaçlara bayılıyorlar. Sanki ekran başında bilgi yarışması seyrediyoruz. ‘Horchata’nın İspanyol menşeli bir içecek, ‘mansard roof’un Fransız Rönesans mimarisine ait bir çatı sistemi, ‘ottoman’ın bacak uzatılan bir puf olduğunu sahi biliyor muyduk, yoksa Vampire Weekend şarkılarından mı öğrendik?
‘Modern Vampires of the City’de Afrika’dan esen rüzgarlar biraz dinmiş gözüküyor ama ritim zenginliği baki kalmış. ‘Step’, ‘Young Lion’ gibi sakin şarkılar arasında hızlı ve sert new-wave molaları mevcut. ‘Unbelievers’ Talking Heads, ‘Diane Young’ Stray Cats repertuvarına layık şarkılar. ‘Obvious Bicycle’ ve ‘Everlasting Arms’ ise illa ‘Graceland’ değil, herhangi bir Paul Simon albümünde pekâlâ karşımıza çıkabilirdi. Tabii, bunu bir hırsızlığın değil, bir ahbaplığın altını çizmek için söylüyoruz. Neticede, kendine has, taptaze bir saz ve söz rejimini daha en başından başarıyla kurmuş, son albümünde bunu iyice ilerletmiş bir gruptan bahsediyoruz.
Vampire Weekend müziği, yıllardır fellik fellik aradığımız, hasretini çektiğimiz bir ‘bahar’ gibi. Hem ilkbahar hem baharat anlamında.