'Yok, maalesef adalet yok!'

'Yok, maalesef adalet yok!'
'Yok, maalesef adalet yok!'
Yeni dizisi 'Bir Yastıkta'yı vesile ettik, Özge Borak'la tiyatro, televizyon ve evlilik üzerine konuştuk. 12 yaşından bu yana çalıştığı Şehir Tiyatroları'ndan istifa ettiğini açıklayan Borak, bu hafta sonu son kez sahnede olacak!
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Başlıktaki söz, geçenlerde, çok uzun zamandır kadro alamadığı için Şehir Tiyatroları’ndan (ŞT) ayrıldığını açıklayan Özge Borak’tan. Siz onu, ağırlıklı olarak televizyon dizileri ve sinema filmlerinden biliyor olabilirsiniz. Halbuki, sekiz yaşında girdiği ŞT çatısı altında, 12 yaşından itibaren bilfiil sahneye çıkmış, ‘öz hakiki’ bir tiyatrocu o... TRT1’de yayımlanan yeni dizisi ‘Bir Yastıkta’yı vesile ettik, Borak’la mahallesi Cihangir’de bir araya geldik. İlk dakikada öğrendiğimiz ise senaryoyu/oyun metnini iki, üç kez hızlı hızlı okumasının, laflarını ezberlemesine yettiği oldu. “Üst üste okuyorum, kimin lafından sonra ne söylüyorum, ona bakıyorum, bitti. Elimde yazılı kâğıt olacak ama... Telefondan, bilgisayardan değil” diyen Borak’a tam olarak şöyle sorduk:

Bir vaka olmayasınız? 
Vaka mıyım, bilmiyorum (Gülüyor). Araştırdığıma göre beyin için çok da faydalı değilmiş, çok fazla çöp depoluyorum çünkü istemeden. Karşımdakinin laflarını bile ezberliyorum, o raddede yani. Benim kafa erken gidecek korkarım.

Acaba bunun nedeni çocuk yaşta bu işe başlamanız olabilir mi? Sekiz yaşından beri ezber yapıyorsunuz nihayetinde…
Olabilir aslında ama benim için bir an evvel yapmak istediğim bir iş o; o yüzden kendimi şartlıyorum galiba. İnsan öyledir ya, bir şeye kendini şartlarsan her türlü yaparsın ve sonucunu alırsın.

Bütün aileniz Devlet Opera ve Balesi’ndeyken siz nasıl oldu da balerin değil tiyatrocu oldunuz?

Bütün çocukluğum da balerin olma isteğiyle geçti aslında ama sekiz yaşındayken Şehir Tiyatrosu’nun Çocuk Eğitim Birimi açıldı, rahmetli Neşe Erçetin Atakan’la çalışmaya başladım. Şehir Tiyatrosu’na girince de o balerin olma isteği aşağılara inmeye başladı. Çünkü 12 yaşımdan beri bilfiil sahneye çıkıyordum, çocuk oyunlarında oynuyordum. Sonra konservatuvara girdim ve tiyatrodan hiç sapmadım.

Yakın zamanda, Şehir Tiyatroları’ndan ayrıldığınızı duyduk. O kadar sene nasıl kadro verilmedi, nasıl bir işleyiş söz konusu?


Haber geliyor Ankara ’dan, diyor ki “Şu kadar kişilik oyuncu kadrosu, şu kadar kişilik bilmem ne kadrosu veriyorum; bunları sen doldur.” Sonra da kişileri o kadrolara dolduruyorlar... Bana kadro geldi ama geri gitti!

Nasıl ya, kadro geri gider mi?
10 kişiydik biz, “Kadronuz geldi” dediler, sevindik, imza attık. Onun prosedürü de şudur: Kadron gelir, ilk imzanı atarsın, imzalı kâğıt gider Ankara’ya, geri gelir. İkinci imzayı attığın günden itibaren bir sene boyunca stajyer kadroya geçersin, sonraki sene de ana kadroya... Biz imzayı attık, gitti kâğıt, gelmedi, gelmedi, gelmedi... Bilgilendirme yasasından faydalandık, dilekçe yazdık. Bize bir kâğıt geldi, hâlâ saklıyorum, hep saklayacağım.

Ne yazıyor o kâğıtta?


Kadronun yandığı manasına gelen cümleler... Benim adalet duygum çok yüksek. Evet, tüm kadrosuzlara aynı anda kadro gelemez ama bir adaleti olmalı bu işin!

Adaleti vurguladığınız oranda adaletsizlik yaşıyoruz zaten hepimiz...


Çok üzülüyorum işte buna. Birey olarak elimden geleni yapıyorum ama benim bir şey yapmam ya da benim gibi insanların tek tek bir şey yapması genel anlamda bir şey ifade etmiyor. Hepimizin aynı mantıkta olması gerekiyor. Yok, maalesef, yok! Haklısın, adalet yok ama ben en azından kendimce insanlara adaletli davranmaya çalışıyorum. Çünkü ne ben birinden yukarıdayım, ne biri benden yukarıda. Hepimiz aynıyız.

Herkes adalet iskerken kimsenin bunun için bir şey yapamıyor olması nedendir peki?


Yapamıyor değil, yapmıyoruz ki. Bir kere bu sistem zaten o adaleti kabul etmiyor! O hiyerarşik durum adaleti barındırmıyor. Köklü bir değişime ihtiyaç var. Bir nebze adım atılsa, o bile insanın yüreğine su serper. Ama ne yapılabilir, dersen; önce kendi vicdanlarımıza dönmemiz lazım...

Özel tiyatro yapan birçok tiyatrocu, kendi cümlelerimi kurmak istedikleri için ödenekli tiyatroda çalışmak istemediklerini söylüyor.


Evet, doğru.

Çünkü bildiğim kadarıyla sizin ödenekli tiyatroda oyunları seçme ya da reddetme hakkınız yok... 


Yok, listeler asılır, bakarsın; prova günün söylenir, gidersin. Özel tiyatroda ise istediğin şeyleri yapabileceğin durumlar yaratabilirsin. İstediğin oyun, istediğin insanlarla... Katılıyorum o yüzden, kendi cümlelerini kurmak için yapıyorlar çünkü ödenekli tiyatroda kendi cümleni kuramazsın. ‘Doğumgünü Partisi’ni bu hafta Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde oynayacağım ve ondan sonra tamamen veda ediyorum Şehir Tiyatroları’na. Sonrasında ne olacağını henüz bilmiyorum ama neticede ben de artık kendi cümlelerimi kuracağım.

TRT1’de yeni bir sit-com’a başladınız yakın zamanda, ‘Bir Yastıkta’, onu konuşalım. 
Tabii, Ahsen isminde bir boşanma avukatını oynuyorum. Bülent Emrah Parlak dizide eşim Kartal’ı oynuyor; bir düğün salonu sahibi o da... Tatlı bir tezatı var bu çiftin; biri evlendiriyor, diğeri boşuyor. İlaveten üç çocuk, kocanın annesi evde, kızın annesi-babası hemen yan dairede üstelik Ahsen ve Kartal’ın ev sahipleri. Eşittir cinnet…

Tam kaos!

Ahsen’in durumu çok zor çünkü Kartal da çocuk gibi davranıyor çoğu zaman . Devamlı bir ara bulma, cinnete beş kala durumları yaşanıyor.

Geçen günlerde Oyuncular Sendikası’nın öncülüğünde dizi ve reklam setlerindeki çocuk oyuncuların çalışma koşullarına dikkat çekmek için ‘Bu sette çocuk var’ adlı bir video yayımlandı. Siz ne söylemek istersiniz?

‘Bir Yastıkta’, sit-com olduğu için şartlarımız kısmen daha iyi, çocukların okullarına özen göstererek çalışılmaya çalışılıyor. Ama sektörde daha konuşamayan bebekler oyuncu olarak alınıyor setlere. Ben olsam çocuğumu oraya getirmeye çekinirim. Bazı mecburiyetler getirmeye sebebiyet verse de en azından bunun önüne geçilmesi gerekiyor bence. Sandalye üstünde uyuyakalan çocuklar var, gece uyandırılıyorlar, “Gülmen lazım!” Nasıl gülecek, niye gülecek o durumda? Genel olarak koşulların düzeltilmesi gerekiyor... İnsani şartlar istiyoruz hepimiz! Ben insanı şartların olduğu her yerde varım ve bunun herkes için mümkün olmasını dilerim.

Bana verebileceğiniz bir örnek var mı bu konuyla ilgili?
Bir kere bir bebek yıkanma sahnesi vardı. Çok bebekti, çok yeni doğmuştu, ben yıkıyordum. O kadar içim acıyarak yapmıştım ki… Çalıştığımız ev soğuk, çocuk üşüdü… Bunun gibi milyonlarca örnek var.

Son olarak şunu sorayım: Eşiniz Ata Demirer’i ve çocuk isteyip istemediğinizi soruyor size herkes. Bu durum sizi sınırlayan bir şey mi?

Ben özgürlüğü çok seven bir insanım; bir ara “Neden böyle oluyor?” dediğim oldu ama niyesi yok işte. “Televizyona iş yapıyorsan, normal... Soruyorlar, istediğini cevaplarsın, istemediğini cevaplamazsın” dedim kendi kendime. Öyle de yapıyorum. Ama sonuçta ailenin bile sana sormadığı sorular oluyor çoğu zaman. Çok eğlenceli bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim ama o da işini yapıyor.

‘Bir Yastıkta’, her cuma 20.20’de TRT1’de. ‘Doğumgünü Partisi’, bu akşam, yarın akşam, 4 ve 5 Mayıs’ta Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.