Yoksa bir balon muydu?

Yoksa bir balon muydu?
Yoksa bir balon muydu?
Hemen her biri pop yıldızı bilinirliğinde olan Tracey Emin, Chapman Kardeşler, Damien Hirst gibi isimlerin eskisi kadar fırtına koparamaması, 'genç Britanyalılar çağı'nın bitişi olarak yorumlanabilir mi?
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Çok değil dört beş sene önce üzerinde Damien Hirst imzası taşıyan bir eserin yüzde 30 değer kaybıyla tekrar dolaşıma sokulacağı haberi, ancak ondan pek de hazzetmeyen sanat eleştirmenlerinin temennisi olabilirdi. Ancak ticaretle sanatı neredeyse daha önce hiç olmadığı kadar birbirine yaklaştıran Hirst’ün kariyer planlaması pek de istediği gibi gitmiyor olmalı. Zira bir dönem yapıtlarıyla gazetelerin sanat sayfalarından taşan, eserlerine biçilen astronomik fiyatlarla dudak uçuklatan Hirst’ün 2005 – 2008 yılları arasında imzasını attığı işleri, orijinal ederlerinin yüzde 30’una tekrar satıldı. Kaynak, Independent’ta Johathan Brown imzalı makale. Aynı makale Hirst’e açık arttırmalardaki ilginin de git gide azaldığını örnekleriyle gösteriyor. Bu seneki Frieze Sanat Fuarı’nda hiçbir Hirst işinin alıcı bulamamış olması haberde yer alan bir başka ayrıntı.

‘Cool Britannia’ çağının şahikaları 1990’larda pop hassasiyetleriyle güncel sanatı deyim yerindeyse kitlelere açan, Britanya’ya dair her unsurun şeker şurup imajlarla tekrar dolaşıma sokulduğu ‘cool Britannia’ çağının şahikaları YBa’in (Young British Artists / Britanyalı Genç Sanatçılar) en azından piyasa değerlerinde uçuruma doğru bir gidiş mi var?
Yıldız YBa Damien Hirst’ün durumuna bakılırsa böylesi bir yorum gayet mümkün duruyor. Zaten hemen hemen her biri pop yıldızı bilinirliğinde olan Tracey Emin, Chapman Kardeşler, Damien Hirst gibi isimlerin eskisi kadar fırtına koparamaması, bu ‘genç Britanyalılara’ baştan mesafeli olanların iştahını kabartıyor. Acaba genç Britanyalılar balondan mı ibaretti? Kültürel hayata etkileri Britpop gruplarının videolarına, albüm kapaklarına verdikleri esinle, tabloid gazetelerin tarumar ettiği sansasyonel sergilerle mi sınırlı kalacak?
Aslında Genç Britanyalılara yönelik eleştirilerin büyük bir kısmının odak noktası, geçmişe bakınca ortak bir sanatsal paydalarını bulmaktaki zorluk… Çoğunluğu 1980’lerin sonunda Goldsmith tedrisatından geçmiş isimlerden oluşan tayfada (ekip demek zor) sanatsal anlamda tek ortak nokta milenyumun arefesindeki 90’larda mileniyal kıyamete verdikleri tepki olabilir belki. Sınırların birbirine bulandığı, şizofren ve hiperaktif bir kültürel ortamda YBa’lerin çoğunun görünen derdi, ‘kıyametin tadına varmaktı’. Ama misal Tracey Emin, bunu prezervatifleri, pedleri ve vücut sıvılarıyla Tate Müzesi’ne taşıdığı ‘Dağınık Yatak’ gibi performanslarında kişisel tarihine gömülerek yapıyordu. Damien Hirst, hayranı olduğu Francis Bacon dokusuna ölü ya da canlı hayvanları kullandığı enstalasyonlarla üç boyut kazandırarak kıyametin şokunu yaşatıyordu. Chapman Kardeşler, orijinal Goya baskılarını vandalize etmekten Hitler imzalı resimleri hippi desenleriyle ‘güzelleştirmeye’ varan bir şok skalasında geziniyordu.
Kıyamet bir yana, sanatsal üretimde sadece şok ve sansasyonda (ikinci büyük YBa sergisinin isminin ‘Sensation’ olması boşuna değil) ortak paydasını bulan bir tayfanın, sanat âleminde kuşkuyla karşılık bulmasında şaşılacak bir yan yok. Bu şokun bazı işlerde seyirciyle ilişkiyi gerçekten yeni bir boyuta getirdiği doğru (Hirst’ün inek kadavralarını ortadan ikiye böldüğü ‘Mother and Child Divided’ı). Ama hatırı sayılır oranda YBa üretiminde şok unsurunun medya sansasyonunu tetiklemek dışında bir işleve sahip olmadığı da eleştirmenlerin bir başka yorumu. (Azılı çocuk katili Myra Hindley’nin çocuk el izlerinden oluşturulan, Marcus Harvey imzalı portresi gibi.)
Ancak YBa’lerin sanat âlemini daha da kuşkuya düşürecek başka bir yönü daha var ki o da sanatsal üretimlerinin dışında bir yerlere işaret ediyor. YBa’leri en ‘hip’ olduğu dönemlerde dahi kıyasıya eleştiren sanat tarihçisi Julian Stallabrass, YBa gibi bir tanımlamayı daha baştan reddeden isimlerden. International Socialist Group’un sitesinde alıntılandığı şekliyle aktaralım, Stallabrass’a göre ‘YBa’ terimi ne genel eğilime ne de temsil edilene dair bir şey söylemekte. Onun yerine ‘High Art Lite’, yani “Sindirimi daha zor sanatın fast-food versiyonu” daha yerinde bir tanımlama. Kolayca anlaşılır, algılanır işleri, sanatçıların pop yıldızı halleriyle birleştirip kitlelere sunma iddiası, YBa’leri yerenlerin üzerinde durduğu konulardan.

90’lar ve sansasyon bitti Artık 90’lar bitti, sansasyon da bitti. Zaten galerilerde sansasyona alışmış bir kitleye daha ne kadar üst düzey şok yaşatılabilir ki? Belki de bu yüzden, artık hiç de genç olmayan genç Britanyalıların kendi kendilerinin birer parodisine dönüştüğü eleştirileri gırla gidiyor. Chapman Kardeşler’in yine Nazi odaklı 2011 tarihli sergileri, onlardan beklenen, bu sebeple de değerini yitiren şok unsurunun üzerine bir şey koyabildi mi? Bu sene Kraliçe’nin onurlandırdıkları litesine giren Tracey Emin, sansasyonel işlerine zemin sağlayan çocukluğunun geçtiği Margate’e geri dönüyor ve burada ‘Sanat hayatının kırılma noktası olacağını’ iddia ettiği bir sergi açıyor. “Artık neredeyse 50 yaşına yaklaştım ve niye sanatçı olduğumun değil, sanat olarak neyi sevdiğimin peşindeyim” diyor. Ama geçen sene açılan, bilinçlice sansasyondan uzak bu Margate sergisi, yine onun en sansasyonel işleri kıstas alınarak değerlendiriliyor. İstanbul Portakal Sanat Evi’nde 30 eseri satışa çıkartılan Damien Hirst, sınırları iyice bulandırdığı tüccar sanatçılığıyla ve sayısız asistanının eline teslim ettiği, kendi hiç dokunmadığı işleriyle eskisi kadar tepkiye yol açmanın uzağında. Tüm Yba’lerin hamisi, koleksiyoner Saatchi, Guardian’da ‘yeni koleksiyoner zenginlerin’ işi nasıl ucuzlaştırdığından şikâyet eden yazılar kaleme almaya başladı. Ama tüm bu gelişmeler, Yba’lerin toptan balon olduğu hükmüne varmaya yeter mi, orası hâlâ kuşkulu.
Artık her biri orta yaşlı bu ‘genç Britanyalıların’ çoğu güncel dinamiklerden gitgide uzak bir tonda çalmaya başlamış olabilirler. Ne var ki bu gelişme de onların zihinlerimize kazıdığı görüntülerin gücünü azaltmıyor. Belki tek sıkıntı onların da o güce fazlaca bel bağlaması ve kendi kuyularını kendilerinin kazmasıdır.

Damien Hirst protesto edildi

Damien Hirst, Türkiye ’deki ilk sergi açılışında perşembe akşamı ‘Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri’ tarafından protesto edildi. Çalışmalarında kullandığı hayvan cesetleriyle tanınan “Bir hayvan simetrikse ne yaparsınız? Ortasından kesersiniz ve aynı anda içini ve dışını görebilirsiniz. Güzeldir. Tek sorun ölmüş olmasıdır” diyen Hirst’ün sanat anlayışını eleştiren hayvan hakları savunucuları, katılımcılara “Sizce sanat günümüzde öldürmeyi meşrulaştırabilecek bir duruma geldi mi? Hayvan öldürülerek sanat yapılabilir mi?” sorusunu yöneltti.