Yoksa tembellik bir hastalık mı?

Yoksa tembellik bir hastalık mı?
Yoksa tembellik bir hastalık mı?
Son sayısında geniş bir tembellik dosyası hazırlayan PsikeArt dergisinin yayın yönetmeni Prof. Dr. Emin Önder ile tembellik üzerine konuştuk...
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

Her pazartesiye yaklaşan gece ve her pazartesi sabahı etraf sendromun yüküyle dolu. Herkes avareliğin hayalini kuruyor sonra pazar günü avare kalınca günü yedik diyor. İnsanoğlu çalışmayı mı yoksa tembelliği mi seviyor kararsız kalırken, Diyojen bize bir yerlerden el sallıyor. Hiç unutmam, “Hepimiz tatil için çalışıyoruz” sloganını kullanan bir reklam vardı, kalbimi kırmıştı, çalışmaktan, hayattan, her şeyden soğumuştum o an. Meğer meylim varmış. Bu röportajı yazmaya başlamak için bile bir demlik çayla beş kupa kahve içtim, bir süre de uyudum. Erteledim, erteledim sonra durdum, ertelemenin tembelliğime zarar vereceğini öngörüp, daha iyi tembellik yapabilmek için işleri bitirmek lazım diye baktım duruma. Psikeart, kasım-aralık sayısında tema olarak tembelliği seçmiş. Tembelliğin yılmaz bir savunucusu olarak, yazıları zevkle okuduk ve derginin genel yayın yönetmeni Prof. Dr. M. Emin Önder’le tembellik üzerine konuştuk.

Tembellik konusunu dergiye taşımaya nasıl karar verdiniz?

Psikeart çıktığından beri, konuları hep insana dair oldu. Tembellik de böyle. Karşıtı çalışkanlık da tembellik de insanın her iki durumu da yaşayabileceği ya da bunlardan birisini tercih edebileceği, bunların birisini yoğun olarak gerçekleştirebilecek bir yapıya sahip.

Peki, tembelliği bir çeşit rahatsızlık olarak düşünmek mümkün mü?

Hayır. Şu bilgilerimiz dahilinde tembelliği bir hastalık, bir sendrom olabileceğini düşünmek için çok erken. Ama çok yoğun bir çalışma temposu var insanın. Çok kısa sürede çok yapmak zorunda. Üniversite sınavına hazırlanan çocukları düşünün, birbirlerinin önüne geçebilmek için korkunç bir çalışma içindeler. Sistem bunu zorunlu hale getirirken, bir süre sonra bunları yapmayan insanlar fark ediliyor ve miskin, tembel, işe yaramaz gibi sıfatlarla etiketleniyor. İnsanlar o yarışın içinde yer almak istiyor; aileler de toplum da öyle. O zaman bu yarışın gerisinde kalanlar, böyle bir hastalık tanısı alabilecek gibi bir durum yaratabilir. Çünkü bu sistemde, o insanları toplumdan ayıklayabilmek için gizli bir etiketlenmeye gidilebileceği gibi kuşkularım var.

Ben freelancer olmayı seçerken, en son içten içe kendime itiraf ettim; daha iyi aylaklık yapabilmek için yapıyorum bunu.

İşte bu tercih midir yoksa içine düştüğümüz bir durum mu karar vermeli. İnsan, yaşamının bir döneminde gerçekleştiremeyeceği beklentiler içine giriyorsa bu motivasyonunu yok edip, atalet içine girmesine neden olacaktır. Tembellik hastalık olabilir mi olamaz mı noktalarından biri de burada ortaya çıkıyor. Motivasyon, bir şeye ulaşmak için itici güç. Eksikliğini de çeşitli alanlarda görebiliyoruz. Mesela sosyal fobi ya da sosyal anksiyete bozukluğunda insanlar, toplum arasında var olma gücü bulamıyorlar kendilerinde. Hata yaparım endişesiyle insanlardan uzaklaşmaya başlıyorlar. Bu da onu tembelliğe itiyor. Yine obsesyon için söyleyebileceğimiz birtakım unsurlar var. Hiçbir zaman yakalayamayacaklarını bildikleri halde mükemmeli ararlar. Bazı işleri yaparken, en iyisini yapmak için çaba gösterdikleri için o işe bir türlü başlayamıyor ve ertelemek zorunda kalıyorlar. Depresyon ve şizofreni gibi hastalıklarda da istek kaybı, insanlardan uzaklaşmak isteği söz konusu. İnsanlarda ilgi kaybına neden olan isteksizlik, çalışma hayatından da gündelik yaşam da kendini hissettirecektir. Bunlar belli bir hastalığın içine sokma gayreti değil ama bazı hastalıklarda da bu tür olayları gözlemek söz konusu.

İlkokuldan beri çalışkan-tembel ayrımıyla büyüdük. Peki o tembel çocuk büyüyüp, iş hayatında çok çalışkan birine dönüşemez mi?

Tembel söylemi, ailede başlayıp okulda devam ediyorsa, diğer insanlar da bunu bu şekilde değerlendirmeye başlıyorsa, ondan kurtulması zorlaşıyor demektir. Çocuk o anlayışı değiştiremeyeceği için pes ediyor, sonra içselleştiriyor. “Ben tembelim, beni ilgilendirmez” diyerek kendisini sıkıntıya sokmaktan uzaklaşıyor. Ama dediğiniz gibi, belirli alanlarda tembel, bazılarında çalışkan olan insanlar da tembellik sıfatını yıkmak için çaba sarf eden insanlar da var.

Tembelliğin tarafında olan bir insan olarak çok da karar veremiyorum: Tembellik kurtulunması gereken bir şey mi?

Ben onu ‘Godot’yu Beklerken’de hissetmiştim. Kitabını son derece rahat okudum fakat tiyatroda izlemeye gittiğimde, o insanların mızmızlığı, miskinliği, sonuna kadar seyretmemi engellemişti. Bu oyuncuların kötülüğünden değil, ortamın verdiği sıkıntıdan kaynaklanıyordu. Yaşamımıza baktığımızda bunları düşünebilecek fırsatlar yakalayamadığımızı gördüğümüzde, bunları sorgulamaya başlarız. Bazen de tembellik yapmanın gerekli olduğunu görürüz. Bir anın keyfini çıkartabilmek için onu da yapmamız gerekiyor. 11 buçuk ay çalışıp da 15 gün tatil yapıyorsanız, bunları düşünecek vaktiniz yoktur. O süre içinde keyif alabileceğiniz alanlar da sınırlı. Çalışmak gerektiğini görüyoruz, kendimizi var edebilmek için. Ama bunları yaparken dünyadan da ilişiğimizi kesmememiz gerekiyor. Bunu yaptığınızda o tembellik bize daha faydalı bir çalışma fırsatı verecek, çalışmayı daha kaliteli hale getirecektir. İnsanın çalıştığı kadar tembellik yapma hakkı da var.

Yapay zekanın hep tembellik hayalinden yapıldığını düşünüyorum.

Ben öyle düşünmüyorum. Sistem teknolojik olarak hızlı gelişiyor. Ama çalışma saatlerinde azalma var mı? Yok. Ürettikleri? Daha fazla. İnsanları harcamaya yönelterek üretilenlerin tüketilmesi isteniyor. Robot da bunların göstergesi. Yaşamımızı ne kadar kolaylaştıracak teknolojik gelişmeler içinde olursak olalım insana yansıması pek olumlu olmuyor. Eskiden emek gücüyle yapılan şey makinelerle yapılıyor ama o saat farkında insan yine çalışıyor.


PsikeArt’tan tembellik yorumları
“Artık ok yaydan çıkmış, Oblomovluk çok gerilerde kalmıştır; yaşamlarını kapitalist sisteme oturtmuş mirasyedilerin tembellikleri çalışana yüktür, zulümdür.” İsmail Gezgin

“Melankolide zaman durur. Sıkıntıda zaman daralır. Tembellik ise zamandan azade olmaktır. Bu açıdan bakıldığında mistik boyutuyla en tanrısal haldir, çünkü Osho’nun dediği üzere: Varoluş acele etmez. Tanrı sonsuz bir sabırla hareket eder. Tanrı aylaktır, tembel tembel dolanır. Hatra Tanrı hiçbir yere gitmiyordur, zaten gideceği yere varmıştır o. O yüzden hedefi yoktur.” Oktay Şılar

“Kaçış mı bu çalışkanlığımız, yerinde duramazlığımız, hep koştırasımız, gidesimiz? Nietzsche’ye göre öyle: Siz hepiniz, delicesine çalışmayı ve hızlı, yeni, farklı olanı sevenler, kendinize katlanamıyorsunuz. Sizin çalışkanlığınız kaçıştır ve kendini unutma istemidir.” Nesli Keskinöz Bilen

“Tembellik reddediştir. Sırtı kalınların düzeninde köle olmayı reddetmektir. Rutini, düzeni, köleleştirilmiş çalışma hayatını, ezbere yaşayıp ölmeyi reddeder. Bunun yerine boş zamanaen çok yakışan şeyleri; sanatı, seksi, uykuyu, yolculuğu, hamakta yatmayı, uzun yemek sofralarını koyar.” Tarhan Gürhan

“Hayatın ritimlerini pazarın ritimlerine ayarlayan, ancak paraya tahvil edilebilen değerlere önem atfeden yeni bir benlik, küresel bir rüzgârla dünyaya yayılıyor. Oysa güzel olan ne varsa yavaşlıkla yapılır. Tembelliğe, aylaklığa zaman ayırmaksızın iyi ve güzel olanı keşfedemeyiz. Tanrı’nın pencerelerini seyretmek için hız kültüründen uzaklaşmayı becerebilmemiz gerek.” Kemal Sayar