Yoksa yeterince itaatsiz değil miyiz?

Yoksa yeterince itaatsiz değil miyiz?
Yoksa yeterince itaatsiz değil miyiz?
Salt Beyoğlu'nda devam eden 'İtaatsizlik Arşivi' sergisi dünyanın dört bir yanından 'itaatsizlik' örneklerini topluyor ve 'Gezi' ile birleştiriyor. Serginin eksiyi ise Türkiye'den Gezi dışındaki örneklere yer vermemesi.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

İtaatsizlik kavramı, tüm dünyada giderek belirginleşmeye başlayan bir ‘siyasal’ hareket olarak dikkat çekiyor. Özellikle son 15 yılda küresel kapitalizm, çevre sorunları, insan hakları mücadelesi ve demokrasi mücadelelerinin vazgeçilmez parçası haline gelen ‘itaatsizlik’ eylemleri aynı zamanda kimlik mücadelelerinin de önemli bir aracına dönüşmüş durumda. Böylesi bir dönemde Salt Beyoğlu’nda devam eden ‘İtaatsizlik Arşivi’ isimli sergi, dünyanın dört bir yanından direniş örneklerini İstanbul ’a taşıyor. Sergi, 1970’lerde İtalya’da yaşanan Parco Lambro ayaklanmasından 2013’teki Gezi Parkı protestolarına dek geçen yıllardan derlenmiş materyalleri içeriyor. Ağırlıklı olarak videolardan oluşan, on başlıkta toplanan sergide her başlığı destekleyen materyallere de yer veriliyor.
‘İtaatsizlik Arşivi’ referansını, 1976 yılında İtalya’da gerçekleştirilen öğrenci ve işçi ayaklanmaları, Parco Lombro Festivali’nde yönelik baskın ve hemen ertesi yıl yapılan eylemlerden alıyor. Daha sonra Arjantin’e uğrayarak 2001’deki büyük krizin ardından ortaya çıkan eylemlere ve kamusal alana müdahale eden sanatçıların yapıtlarına bir göz atıyoruz. Bir sonraki durağımız ise ‘Biyodireniş ve Denetim Toplumu’ başlığını taşıyor. Bu bölümde, ağırlıklı olarak denetim toplumuna karşı geliştirilen, sanat ürünleri ve sivil itaatsizlik örneklerini görmek mümkün. Serginin dikkat çekici bölümlerinden birisi de ‘Kapitalist Küreselleşme Protestosu’ başlığını taşıyor. Geçen yılki Gezin direnişi ile en çok karşılaştırılan 1999’daki Seattle direnişi, 2002’deki Dünya Ekonomik Forumu ve 2007’deki G8 protestolarına ait videoları aslında bu benzetmenin haklılık paylarını da ortaya koymuyor değil. Videolar dikkatle izlendiğinde, protestocuların ve polisin müdahale biçimlerine dair bir ortaklaşmadan söz edilebilir. Gezi direnişinin de diğerleri gibi bir ‘kent’ eylemi olması biçimsel olarak benzerlikleri yaratıyor hiç kuşku yok ki. Ama ‘Gezi Komünü’ bölümünde izlediğimiz videolarla birleştirdiğimizde, biçimsel olarak benzeseler de hedef olarak birbirinden farklı olduklarını kavramak kolay oluyor. Seattle ve G8 protestoları sonuç itibariyle planlanmış ve bir amacı olan eylemler olarak dikkat çekerken, Gezi’nin plansızlığı ve kaosunun içinden kendine ait bir düzen çıkarması ve bu topraklar için yepyeni bir kültür inşa etmesi ayrı bir yere konumlandırıyor onu.
‘Gezi Komünü’ne tekrar döneceğiz. Ama serginin birkaç bölümüne daha dikkat çekelim. İlki, 2010’dan sonra patlak veren ve bütün bölgeyi etkisi altına alan ‘Arap Muhalefeti’. Özellikle İran’da 2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında gizlice çekilen video Hüseyin Musavi’yi destekleyen ve şiddetle bastırılan Yeşil Hareket’in izini sürüyor, çarpıcı görüntülere tanıklık etmenizi sağlıyor. Bir başka çarpıcı video ise Mitra Azar’ın Mübarek devrildikten sonra askeri rejimden kurtulmaya çalışan Mısırlıların mücadelesini anlatan işi. ‘Sokakları Geri Al’, ‘Doğu’da İtaatsizlik’, ‘Üniversitede İtaatsizlik’, ‘Cinsiyet Politikaları’ serginin diğer başlıkları.
Dönelim tekrar ‘Gezi Komünü’nün çağrıştırdıklarına ya da serginin ‘yerellik’ sıkıntısına. ‘İtaatsizlik Arşivi’nin farklı versiyonlarının daha önce Riga Art Space (Letonya); MIT Program in Art, Culture and Technology ( ABD ); Castello di Rivoli Museum of Contemporary Art (İtalya) ve Bildmuseet, Umeå (İsveç) gibi kurumlarda sergilendiği belirtiliyor basın bülteninde. Bu sergilerde, bulunduğu ülkenin yerel gündemiyle ve itaatsizlik tarihiyle ne kadar bağlantılıydı bilmiyoruz ama Türkiye açısından düşündüğümüzde serginin ciddi eksiklikler içerdiğini söylememiz gerekiyor. ‘İtaatsizlik Arşivi’ hiç kuşku yok ki, dünyanın dört bir yanından çarpıcı örnekleri önümüze sererken, bunu Türkiye açısından en güncel olan örnekle yani Gezi ile bağlıyor. Bunda bir sorun yok. Ama insan yine de bu arşiv vesilesiyle Türkiye’nin itaatsizlik tarihinin önemli duraklarının hatırlatılması gerektiğini düşünmeden edemiyor. İlk elden akıllara gelen Cumartesi Anneleri, Kürt illerinde gerçekleştirilen ‘sivil cuma’lar, vicdani ret hareketi, LBGTİ mücadelesinin önemli durakları ve tabii ki güçlü bir geleneğe sahip olan Türkiye öğrenci hareketi tarihinden notlar, ‘arşiv’in eksik bırakılan Türkiye ayağını güçlendirici unsurlar olarak yer almalıymış.
Bu eksikliğe rağmen 15 Haziran’a kadar devam edecek olan ‘İtaatsiz Arşivi’ sergisi kapsamlı bir bellek sunuyor bizlere. Sergide yer alan videolarda Türkçe altyazı olmaması sıkıntı yaratabilir ama sonuçta itaat bekleyene karşı itaatsizlikte diretenlerin dili dünyanın her yerinde aynı olduğu için anlamak çok da zor olmayacaktır!