Yoksulların gözleri

Yoksulların gözleri
Yoksulların gözleri
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elif.turkolmez@radikal.com.tr / Arşivi

Bizim ofiste kimse bu gece Taksim’e gitmeyecekmiş, oysa haftanın en az iki gecesi Beyoğlu ’nda geçirilirdi, masalara yayılıp elde rakı kadehleriyle, sandalyelere kaykılıp bira bardaklarıyla… Muhtemelen sizin ofistekiler de bir geceliğine ara veriyordur Asmalımescit taburelerine tüneyip mojito yudumlamaya, çatallarının ucuyla patlıcan salata-haydari tırtıklamaya. Çünkü bu gece Taksim ‘bizim’ değil!
Ünlü markaların ‘çakma’ montlarını giyip basıyorlar saçlarına jöleyi. Kollarında acemi jilet kesikleri, boyunlarında kararmış gümüş kolyeler var. Giyinip kuşanıp, ağır parfümler sıkınıp, yaşam alanlarımıza ‘bakmaya, bakmaya, bakmaya’ geliyorlar. Yoksullar ve sanki gözlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Kısacık eteklerden bacaklara, bangırdayan kapılardan içerlere, rengârenk vitrinlerden kim bilir nelere bakıyorlar da bakıyorlar… 

Hindiye benzeyen tavuklar
Açık Gazete ’de dün sabah Hasan Ersel anlatıyor. “Mutluluk ekonomisi diye bir şey var” diyor. “İnsanlar aptal değiller, istiyorlar” diyor. Sadece karınlarını doyurup üzerine bir de sigara yakmakla olmuyor. Hindi dolma diye bir şey varsa, onu da yemek, şampanya diye bir şey varsa onu da içmek istiyor. İnsanlar ‘mutlu olmak’ istiyor.
Yoksulluktan söz ederken illa ‘yoksulluktan’ söz etmek, para sözcüğünü kullanmak gerekmiyor. Milli Piyango bileti, yılbaşı ağacı, kestane, portakal diyerek de yoksulluk anlatılabiliyor. Türkiye ’de geçen yıl dört kişilik bir ailenin ‘sağlık kuruluşlarının belirlediği gibi sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için gerekli harcama’ günlük 23.36 TL’ydi. Ailenin aylık gıda harcaması toplamı ise 700.89 TL. Bu sene pişmiş bir hindinin ortalama fiyatı 150 TL.
The New York Times’ta bir makale, nasıl gına gelmişse artık ‘fake’ çam ağaçlarından, dekorasyon niyetine içi boş hediye kutularından, ‘Yeter artık’ diye bağırıyor. ABD geçen 10 yılın ağır yükünden de olacak, bu sene bütün bunlarla yeniden yüzleşiyor sanki.
‘When Christmas Goes Wrong’ isimli makale mesela, The Sunday Times’ta, insanın ağzında buruk bir tat bırakıyor. Batı’da, üstelik de yüzyıllardır sindirdikleri bir kültürel öğeyi bu denli sorgulayan makaleler okuyunca insan kasaptan aldıkları tavuğu yemek kitaplarında gördükleri hindiye benzetmeye çalışan, ‘O yoksa bu da olur, evdeki malzemelerle de yapılır’lara sevinen annelere durumu nasıl izah edeceğini bilemiyor. Fake’in adaptasyonuyla başa çıkamıyor. Evdeki malzeme yetmiyor, yoksulların hep ‘gözü kalıyor’!
Bir de, Hasan Ersel’in sözlerine güvenip hazır dünyanın bütün yoksulları sokaktayken bir şey olsun istiyor. Devrim de zaten böyle böyle oluyor çünkü, biliyor.