Yoktan var olan Rojava

Yoktan var olan Rojava
Yoktan var olan Rojava
Halk Mahkemeleri nasıl işliyor? Halk Meclisleri nasıl seçiliyor? Suriye Kürtleri, 'kansız devrimi' nasıl yaşıyor? Bölgeden dönen gazeteci, belgeselci Veysi Altay az bilinen Rojava'yı (Batı) anlatıyor.
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Suriye’de olup biteni, Türkiye ’de durduğu yere göre tarif eden bir bakış oldu başından beri. En fenası zamanla ölüm rakamları neredeyse normalleşti, son dönemin en büyük insanlık trajedisi ulusal ve uluslarüstü siyesetlerin gölgesinde kaldı.
Bu arada Suriye Kürtleri başka bir dönemeçteydi, Rojava (Batı) denilen bölgedeki kökten değişim biraz pratik, çokça da politik nedenlerden görünmez oldu. Kâh Dicle’yle, kâh tel örgüyle, kâh bir tren yoluyla ayrılan sınırın hemen öte yanına geçen gazeteciler olduysa da, ‘kansız devrim’ diye tarif edilen o büyük değişimin günlük hayattaki tezahürleri bu tarafta az konuşuldu.
Gazeteci, belgeselci Veysi Altay, gazeteci Ersin Çelik, kameraman Suat Doğuhan 10 gün boyunca, Amûdê, Dirbesiyê, Dêrkahemko, Qamişlo, Serêkaniyê, Rojava’nın neredeyse bütün kentlerini ve dahi köylerini gezdi. ‘Bunca zamandır neredesiniz?’ diyen halkı dinledi, evlerinde uyudu, bolca şekerli çaylarından içti. Halk Meclisleri, Halk Mahkemeleri gibi yeni Kürt kurumsallaşmasının işleyişini izlediler, yetkililerle görüştüler. Bu geziden önce Özgür Gündem gazetesinde dün başlayan bir yazı dizisi çıktı. Dizi cuma gününe kadar devam edecek. Onun dışında bir fotoğraf sergisi ve belgesel de yolda.
Veysi Altay’la izlenimlerini konuştuk.


Türkiye, Rojava’da ne olup bittiğini gerçekten biliyor mu?
Çok değil, böyle bir niyet yok. Bunun da politik nedenleri var. Öğrenmek pek işlerine gelmiyor. Sınıra yakın bölgelere gidildi ama derin bir soruşturma yapılmadı. Tamam, sınır kapılarında sorun var ama isteyenin gidebileceğini de biliyoruz.
Ne oldu peki Rojava’da?
Suriye’de bu kargaşa, savaş çıktıktan sonra, Kürtler önce muhalif kesimin niyetini anlamaya çalıştı. Sonra da aslında kendilerine döndüler; “Bu topraklar bizim, yüzyıllardır buradayız, topraklarımızda özyönetimimizi kurmak istiyoruz,” dediler. Ve karakollara, valiliğe, kaymakamlığa rejime ait birçok kuruma el koymaya başladılar.
Metafor olarak değil, gerçek bir kimliksizlik sorunu olduğu düşünülürse, savaş öncesi Kürtlerin durumu nasıldı?
Uzağa gitmeye gerek yok, 1963’te Baas rejimi başa geldiğinde ciddi bir Kürtsüzleştirme başladı. Örneğin her iki Kürt köyünün arasına bir Arap köyü yerleştirildi. Kürt köylerine de yerleştirilen Araplar oldu. Bu, işledikleri toprakların ellerinden alınması demekti. Birçoğunun gerçekten kimliği yoktu; mülk edinemiyorlardı, vatandaş sayılmıyorlardı özetle. Dillerini konuşamıyor, anadillerinde eğitim alamıyorlardı; Kürtçe yer isimleri değiştirilmişti. Dinlediğimiz insanlar ağızlarını bile açamadıklarını, aylarca mahkemeye çıkmadan cezaevinde tutulabildiklerini anlatıyorlar. Kürtler aslında Suriye’de yoktu. Türkiye kadar, dünya için de yoktular. Üç yıl içerisinde yoktan var oldular. Kimi rejime, kimi Türkiye politikasına yakın 16 Kürt partisi vardı, PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) çabasıyla birleşerek Kürt Yüksek Konseyi’ni kurdular. Silahlı kanat olarak YPG oluşumuna gidildi ki, burada YPG, PKK ’nın ya da PYD’nin silahlı gücü olarak algılanır. Ama YPG, Yüksek Kürt Konseyi’ne bağlıdır. Ayrıca saldırı değil, savunma amaçlı bir güç olduklarının altını çizerler. Daha çok şehir dışındadırlar. Ayrıca biz de konuştuk, YPG içinde Kürtler dışında Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Keldaniler de var. Zaten Rojava coğrafyasında sadece Kürtler yok.
Yerinde de gördünüz, o yoktan var edilen sistem nedir, nasıl çalışıyor?
Örneğin mahallelerde örgütlenen, halkevleri diyebileceğimiz ‘Mala Gel’ler var. Kendi içlerinde seçimler yapıyorlar, temsilciler seçiyorlar. Muhtarlığın ötesinde, bir tür belediye gibi düşünün, ‘ön-belediye’ diyebiliriz. O mahallenin eksikleri, bir kavga çıkmışsa kendi mahkemelerinde onun çözümü… Gerek silahlı güçte, gerek de sivil toplum örgütleri içinde kadınlar çok aktif. Zaten tüm kurumlarda yüzde 40 gibi bir kota belirlenmiş. Kürtler dışında yaşayan diğer halkların temsilcileri de var.
Demokratik özerklik bu değil midir?
Yüzde 90 hayata geçmişi, evet. Mala Gel’ler dışında, bir üst merci Halk Meclisleri, Halk Mahkemeleri de var.
Rejimin mahkemeleri duruyor mu bir yandan, nasıl işliyor bu Halk Mahkemeleri?
Sadece Kamışlı’da rejim mahkemeleri işliyor. Kamışlo, büyük bir Kürdistan ili ama Halk Mahkemeleri de alternatif olarak duruyor. Daha önce belki rejimin bazı kurumlarında çalışan hukuk insanları kurmuş bu mahkemeleri. Onları da halk seçmiş. Normal mahkemelerin baktığı bütün davalara bakıyorlar, kendi yasaları var. Gözaltı sürelerini merak ettim, en fazla 24 saatmiş, şaşırdım. Uluslararası standartlardan bile ileride. Ayrıca görüştüğüm herkes halkın yüzde 95’inin Halk Mahkemeleri’ni tercih etitğini söylüyor. Zaten karakollar ve cezaevleri de onların elinde.
Okullar?
Arapça eğitim sürüyor ama harıl harıl Kürtçe eğitim için çalışılıyordu. Kültürel, sosyal faaliyetler yürüten kurumlarda Kürtçe eğitim başlamıştı zaten. Altı-yedi ayda 1500 Kürtçe öğretmeni yetiştirmişler ve kısa sürede Arapça- Kürtçe iki dilli eğitime hazırlanıyorlar. Bunları topladığınızda kansız bir devrim çıkıyor ortaya. Gitmeden ben de bu kadarını tahmin etmiyordum. Tamam sorunları olabilir ama kısa sürede, üstelik savaş ortamında böyle bir sistem kurulmuş. Sadece ben değil, halk da şaşkın. Herkeste bir özgürlük heyecanı var. Bunu tabii ki ne rejim, ne de Özgür Suriye Ordusu kabul ediyor. Ama halkın bir ağızdan söylediği şey Araplarla sorunlarının olmadığı. Öfke yoktu şaşırtıcı biçimde.
Sokaklara bakınca ne görüyoruz?
Serêkaniyê (Resulayn) daha başka. Diğer illerde çok çatışma yaşanmadı çünkü. Kürtler rejim askerlerine çıkmaları için zamanlar verdi ve yüzde 90 çatışmadan el koymuş oldu. O yüzden diyelim Derik’te, Kamışlo’da, Amude’de savaşın izlerini o kadar göremiyorsunuz. Gıda konusunda Serêkaniyê’de sorunlar var ama Asayiş denilen emniyet birimleri ekmek dağıtımı yapıyor. Diğer Kürt bölgelerinde pahalılaşma sorunu var sadece. Zaten ortak görüş, YPG Serêkaniyê’de çatışmasaydı, şu an Kürdistan’ın tüm illeri talan edilmiş olurdu şeklinde.
Kürtler dışındaki halkların durumu nasıl?
Bilirdim ama Kürtler ve Araplar dışındaki halkların o coğrafyada bu kadar yoğun olduğunu bilmezdim. Savaş öncesi onlar da haklar anlamında Kürtlerden belki biraz ileri durumdadır. Kimliklerini, inançlarını rahat yaşayamıyorlardı. İçimi en çok acıtan şey Serêkaniyê’de azınlık mahallelerinin Özgür Suriye Ordusu denilen yapılarca, çünkü ÖSO da tek parça değil ayrıca talan edilmesi oldu. İsa heykelleri parçalanmış, kiliseler yağmalanmış, bazı kiliselere Kuran bırakılmış. Ayrıca yaşam alanları da harap edilmiş. Azınlıkların yüzde 95’i göçmüş zaten. Yağmalanan malların, tarihi eserlerin bir kısmının Türkiye’ye getirilip satışa çıkarıldığı da sık dillendiriliyor. Sadece bu paylaşım yüzünden birbirleriyle çatıştıkları da.
Bütün bunların üzerine ÖSO’yla yapılan ateşkesi nasıl açıklamak gerekir?
Bunu ben de sordum. Daha önce de ÖSO talebiyle iki ateşkes olmuştu, kendileri deldi. Bu üçüncüsü. Öncelikle şunu açmak lazım, bu güçlerin Türkiye’den para aldığını, özellikle Kürtlere saldırmaları için yönlendirildiklerini düşünüyorlar net olarak. Onun dışında ruh hali şu: Biz bir sistem kuruyoruz ve kimseyle çatışmak istemiyoruz. ‘Kendi işimize bakmak istiyoruz’ diyorlar. Ateşkese böyle bakmak lazım. Türkiye bundan da memnun değil. Hatta anlaşmak için gidenlerin geçişlerine izin vermedi. Sekiz kişi gidecekken üç kişi gidebildi.

‘Başkanın güvercinleri’

Türkiye en başta Suriye politikasını belirlerken Suriye Kürtlerini ne kadar hesaba kattı sizce?
Sadece Türkiye değil, Kürtleri hesaba katmayan dünya bu konuda yanıldı. Türkiye şaşırdı ama Kürtlerin boşluğu nasıl doldurduğunu görünce politikasını değiştirdi. Bana göre zaten bir Suriye politikası değil, Kürt politikası vardı Türkiye’nin. O yüzden de resmen çetecilik yapan insanlara destek verdi. İddia ediyorum bu insanlar bir-iki sene sonra Türkiye’nin başına ciddi bela açacak. En son kapıda yaşanan patlama bunun mesajıdır. Yarın Türkiye yardımlarını kestiğinde “Sen beni kullandın, hele ne oluyor?” diye hesap soracaklardır. Türkiye, Suriye politikasında bütünsel olarak batmıştır. ÖSO içindeki bazı yapılar bile bunun farkında. Fark etmeyenler, Suriye’nin özgürlüğüyle, demokrasiyle ilgili fikri zikri olmayan, tamamen ganimet için savaşanlardır.
Suriye Kürtleri, Türkiye’deki görüşme trafiğine ne diyor?
Beni şaşırtan bir şey de Öcalan’ın Rojava’da bu kadar güçlü bir figür olduğunu görmekti. Görüşmelerin başlaması olumlu bir hava yaratmış ama buradaki Kürtler gibi temkinliler. Türkiye Suriye’ye el atmadan önce, kendi Kürtleriyle sorunlarını çözsün, diyorlar. Öcalan’ın bu kadar önemli olmasında, yıllarca Suriye’de kalmasının da etkisi var. Birçok evde ‘başkanın güvercinleri’ diye güvercin gösterdiler. 14 yıl, nasıl olabilir diye düşünüyor insan ama gerçekten o nesilden olduğunu söylüyorlar.