Yollarda tek başına: Tayland-Kamboçya

Yollarda tek başına: Tayland-Kamboçya
Yollarda tek başına: Tayland-Kamboçya

Dolmuş tekneler.

İşsiz kalmış bir beyaz yakalı haritayı önüne açıp tek başına Uzakdoğu'ya gitmeye kalkarsa neler olur? İşte yalnız ve amatör bir gezgin kadının İstanbul'dan ilk durağı Koh Lanta'ya uçak, otobüs, minibüs, kamyonet, motor gibi araçlarla 36 saat süren yolculuğunun öyküsü...
Haber: MELTEM BİLİR - http://zephyrsongblog.blogspot.com.tr/ / Arşivi

Dünya bir kitaptır, gezmeyenler sadece bir sayfasını okurlar” demiş Aziz Augustine ki ben başladığım kitabı bitirmek isterim. Ama dünyayı gezmek için kaç gün gerekir? Hele beyaz yakalı bir çalışanın yıllık izinleriyle bu kitabın kaç sayfası okunabilir? Bir gün işsiz kalınca fırsat bu fırsat deyip önüme bir dünya haritası açıverdim. Her şey birden bire oldu, gitmeye karar verdim, iki gün bilet fiyatlarına bakındıktan sonra biletimi aldım. Elimde bir kitap, internetten bulunmuş birkaç gezi yazısı ve arkadaşların verdiği cesaretten başka bir şey olmadan bilmediğim bir kültürün ve kıtanın orta yerine gidiyorum, tek başıma…
Doha aktarmalı Tayland’ın başkenti Bangkok’a uçup oradan güney terminaline geçip otobüsle Krabi’ye sonra da tekneyle Koh Lanta Adası’na geçeceğim, teoride her şey yolunda. En sonunda gece yarısı Bangkok Havaalanı’na inip, uzun pasaport kuyruğundan geçip, taksiyle otobüs terminaline varıyorum. Gece saat 2’ye gelirken birkaç yazıhane bulup fiyat, otobüs saati, güzergâh gibi konuları sorgulayıp en uygun olanına karar vermek niyetindeyim. Fakat etrafa atılmış plastik sandalyeler ve televizyonda bir film ile otobüs terminalinden ziyade aile çay bahçesini andıran terminalde bir tahta masa ve İngilizce bilmeyen iki kişinin önünde buluyorum kendimi. Güç bela Krabi’ye gitmek istediğimi anlatıp bilet aldıktan sonra güler yüzlü Taylandlılarla sabahı bekliyorum. Taylandlı, Japon, oyuncak ayı ve Türklerden oluşan minibüs yolcuları olarak 12 saatlik yolculuğa hazırız. Evet, on kişilik minibüste benim dışımda Almanya’dan gelen iki Türk daha var. Böylece her yerde bir Türk ilkesi işlemeye başlıyor.
 
70’lerden kalma otobüsle 13 saat...
Koltuk aralarına sıkıştırılmış çantalarımızla sarmaş dolaş süren yolculuğumuzun ortasında bir benzin istasyonunda kahvaltı ve ihtiyaç molası veriyoruz. Kahvaltı için askılardan sarkan kızarmış tavuklara şöyle bir bakıp henüz Thai mutfağına hazır olmadığıma karar verdikten sonra çantama attığım simitleri paylaşıyorum, üçgen peynirim bile var. İhtiyaç giderme konusuysa biraz zorlu. Yerden bir karış yüksekte, kahverengi alaturka bir tuvalet taşı, sol yanında küçük dikdörtgen bir havuz, havuzun içinde sarı renkli bir su, suyun içinde hamam taslarına benzeyen plastik bir tas, kapının önünde taşan suyu tahliye eden ince bir kanal… Bu tabloyu değişik başka tarzlarda da göreceğim, sonra tekrar düşününce bu gerçekten bir Rönesans şaheseriymiş.
 
Yola çıktıktan yedi saat sonra; yol boyu ağaçlar, evler ve karmakarışık elektrik kablolarının dışında kralın altın varaklı çerçevelerde, kral askerde, kral halkı selamlıyor, kral kral kıyafetleriyle, kral dini kıyafetlerle, kral ve berber fil konulu resim ve posterlerini gördükten sonra Chumphon’a varıyoruz. Tayland’da yapılacak herhangi bir yolculuk sürprizlerle dolu olabilir, direkt Krabi’ye gideceğiz diye konuşmuştuk ama aktarma yapmamız gerekiyormuş. Her şeyi önceden sormuş olmak sonucu değiştirmiyor. Gösterilen araç, üstüne tente gerilmiş bir kamyonet ve daha dört saatlik yolumuz var. Püfür püfür gideriz diye teselli bulmaya çalışırken tekrar araç değiştiriyoruz.
Evden çıktıktan sonra bindiğim yedinci araç olan 70’lerden kalma otobüsle 13 saatte Bangkok’tan Krabi’ye ulaşıyorum ama otobüs terminali yerine eski otobüslerle dolu bir durağa... Buraların diğer bir popüler sorusu “Nereye gidiyorsun?”, hem gezginler hem Taylandlılar arasında yaygın. Ben Koh Lanta’ya gitmek istiyorum ama geç kaldım, son tekne bir saat önceydi. Bu akşam Krabi’de kalacağım.
Andaman Denizi’nde eski bir balıkçı teknesine benzeyen bir motorla yola çıkıyoruz. Üstümüze yapıştırılmış renkli etiketlerimizle hepimiz fişlenmiş durumdayız. Tayland’da yolculuk renkli bir etiket sahibi olmakla başlıyor. Etiketiniz üzerinizde olduğu sürece konuşmadan bir paket gibi gideceğiniz noktaya ulaştırılıyorsunuz. Teknenin yan tarafından sarkıttığımız bacaklarımız dalgalarla tekne inip kalktıkça ıslanıyor. Krabi’nin önce direklerin üzerine oturtulmuş evleri karşılıyor bizi. Gel-git nedeniyle öğleden sonra çekilip gece yarısından sonra dönen suların, yağış dönemlerinde evlere dolmasını engellemek için bulunmuş bir çare, yerden mecburen yükseltilmiş bir yaşam. 

Yeni yıl akşamında Thai mutfağıyla tanışmak için gittiğim restoranda da Diyarbakırlı Müslüm ile tanışıyoruz. İstanbul’da tanışıp evlendiği Taylandlı eşiyle buraya yerleşmişler. Sonrası deniz, kum ve güneşli günler. Adada benzini litrelik cam şişelerde satılan motosikletlerle kauçuk damlayan ağaçların arasından geçerek yapılan yolculuk, mağaralarda yarasalarla, kumsallarda maymunlar ve irice kertenkelelerle yan yana geçen, bedenin Thai masajı ile ödüllendirildiği kış ortasında bir yaz tatili. Uzun boylu balıkçı tekneleriyle gidilen, kafaların hep Bob Marley olduğu Railay’de tırmanış hevesine kapılmak ve yıllar sonra Tayland’da rakıya başlamak… 

VIP otobüs ve tuk-tuk’la Kamboçya’ya...

Bir haftalık deniz tatilini bitirip VIP otobüsle Bangkok’a, oradan Kamboçya’ya geçeceğim. VIP otobüs demek 130 derece yatabilen koltuk, Winnie The Pooh’lu polar battaniye demek, TV ve Wi-Fi sadece birer hayal. Bir de otobüs terminalinde inip oradan Kamboçya otobüsüne bilet alıp yola devam etme hayalim vardı, o da sabahın ilk saatlerinde bir yol kenarında otobüsten apar topar indirilince sönüverdi. Etrafıma dizilen taksi şoförleriyle bir ritüeli tekrarlıyoruz, “Nereye gideceksin?”, “Siem Reap”, cevap kafa sallanarak söylenen “Yes, yes, yes”, Türkçe tercümesi “Hallleeederiiiz!” Pek güven vermediğinin farkındayım!

Sonunda bir tuk-tukçu ile otobüs terminaline gitmek için anlaşıyorum. Terminalden kastedilen içinde 10 kadar minibüs ve küçük bir akşam pazarının iç içe olduğu bir durağa gelip biletimi alıyorum. Dikiz aynasından sarkan iyi şans çiçeklerinin arkasından yolu izleyerek gidiyorum. Anlatılanların aksine Poi Pet sınır kapısında Kamboçya vizesi ve pasaport kontrol bölümünü hızlıca geçiyorum ve ayaküstü edindiğim arkadaşlarla bir taksi bulup Siem Reap’e doğru yola çıkıyoruz. Yalnız seyahat etmenin en güzel yanı çok kolay arkadaş bulabiliyor olmanız; yemekteki Avustralyalı, otobüsteki Şilili çift, Bangkok eylemlerinde tanışılan bir başkası… 

Bisikletle tapınaktan tapınağa 

Kamboçya günlerim bisikletin üzerinde tapınaktan tapınağa gezerek geçti ve balkabağına dönüşmemek için günbatımından önce şehre dönmeye çalıştım. Ne yazık ki yalnız seyahat eden bir kadının güvenlik konusunda erkeklerden daha çok düşünmesi ve tedbirli davranması gerekiyor. Şanslıydım, yalnız olmama rağmen seyahat boyunca tek eksiğim Angkor Wat’ta gündoğumu ve günbatımı şölenlerine katılamamak oldu.
Bangkok’a vardığım ilk gün tanıştığım Katalan arkadaşım sayesinde ping-pong şovları (bildiğimiz masa oyunundan biraz farklı), gece kulüpleri ve Bangkok’un arka sokakları gibi tek başıma cesaret edemeyeceğim yerler de dahil olmak üzere görmek istediğim her şeyi görmüş, yapmak istediğim her şeyi yapmış olarak döndüm. Anlayacağınız yalnız seyahat etmek iyidir, özgürleştirir.

Acıbadem’den Koh Lanta’ya 33 saat

05:45 uçağı için 03:00’te İstanbul’da evden çıkış. 4 saatlik uçuşun ardından (1 saatlik zaman farkıyla) 11:00’de Doha’ya iniş. 3 saat bağlantı bekleme. 14:00’te Doha’dan hareket, 6 saatlik uçuşla (4 saat zaman) gece yarısında Bangkok’a varış. Bangkok’ta 1 saatten uzun süre pasaport kuyruğunda bekledikten sonra taksiyle Güney Otobüs Terminaline geçiş. 02:00’de terminale varış. 3 saat otobüs terminalinde Krabi’ye ilk aracı bekleme. Minibüs ile Chumphon’a kadar 7 saatlik yolculuk. 1 saat aktarma süresi (bekleme, kamyonetle otobüse gitme vs.). 5 saat otobüs yolculuğunun ardından Krabi’ye varış.