'Yorumlar komik ve ayıp arasında geziniyor'

'Yorumlar komik ve ayıp arasında geziniyor'
'Yorumlar komik ve ayıp arasında geziniyor'
Murat Ülker'in satın aldığı 'boş çerçeve' biçimindeki eserle gündeme gelen Bedri Baykam'ın New York sergisi 3 Nisan'da açıldı. Sergiyi ve tartışmayı sanatçıyla konuştuk.
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Birkaç gündür Türkiye ’de sanatın gündemi Murat Ülker’in sizden satın aldığı eser. Serginizin açılışı için ABD’de olduğunuzu biliyoruz, oradan yapılan yorumları takip edebiliyor musunuz?
O kadar komik şeyler yaşanıyor ki Türkiye’de son birkaç gündür... Sanki ben boş çerçeve verip parasını almışım gibi... Bir kısım “Zaten özgün değilmiş” diyor, bir kısım “Deli saçması” diyor. Mühim olan çamur atmak yani... Sergiyi görmeden, kataloğu okumadan... Ben pes diyorum ve kendilerine bu kadar hızlı zarar vermemelerini, biraz nefes almalarını ve relax olmalarını öneriyorum. Bu sergi 1,5 yıldır hazırlanıyor, tarihi dokuz ay önce saptandı, proje üzerine üç aydır çalışılıyor, Hasan Bülent Kahraman hayatının en uzun yazılarından birini yazdı bu sergi için. Robert Morgan keza; bu insanlar beni yıllardır takip eden, adı sanı olan eleştirmenler. Ben senelerdir sanat yapıyorum. 55 yaşındayım, bugüne kadar böyle bir şey görmedim, görsem yapmazdım. Hasan Bülent Kahraman görse yazmazdı; galericim görse sergilemeyi kabul etmezdi diye düşünüyorum.
Ne diyorsunuz peki bu yorumlarla ilgili?
Ciddiye alıp cevap verilmesi bile saçma. Yorumlar, komik ve ayıp arasında geziniyor. Düşünün ki bir TV yapımcısı, bunun maliyeti ne kadardır, kaça satılır diye program yapmış! Bu insan, Andy Warhol’un orijinal Campbell’s Soup Cans’i, 69 cent mi, 99 cent mi eder; bu bugün 10 milyona satılıyor diyor mu? Ya da Damien Hirst’ün ‘Medicine Cabinets’i bizim eczanede KDV’si dahil şu kadara satılıyor diye BBC’ye gidip program yapmak istedi mi kimse? Bunlar sanat tarihimize değil, mizah tarihimize geçecek yorumlar. Ülkede sanat tarihi eğitiminin olmaması, devletin bir tane çağdaş sanat müzesi kurmaması o kadar büyük açıklara neden olmuş ki, ülkenin ünlü bir TV yapımcısı bile işe maliyet açısından bakabiliyor. Programa çerçeveci çıkarıp bunu konuşabiliyor. Varılan şizofreninin boyutları buradan çok daha rahat görülüyor, orada içinde yüzüldüğü için farkında olunmayabilir...
Murat Ülker ile daha önceden tanışıyor muydunuz?
Tabii. Ne zannediyorlar, Murat bey geziyordu, birden galeriye girdi, ne kadar diye sordu, 125 lira dedim, aa hemen alıyorum dedi... Böyle bir şey yok. Murat bey üç ay önce, ortak bir arkadaşımız aracılığıyla benimle tanışmak istedi. Medeni bir şekilde kendisiyle tanıştım, farklı dönemlerden işlerimi gördü, ziyaretime geldi, uzun sohbetler ettik, üçüncü-dördüncü görüşmemizde benden üç yapıt satın aldı, daha önceden. Dolayısıyla bu bir saniyede gelişen bir olay değil, geçmişi var. Murat bey, aldığı eseri de, tamamen ne olduğunu bilerek, benden özet bir sanat tarihi sunumu alarak ve mantığını anlayarak aldı. Daha önceki görüşmelerimizde de hep bu öğrenmek isteyen tavrı gösterdi. Bu da zaten bizim hep görmeyi umduğumuz bir koleksiyoner profilidir. Bu arada Murat bey, serginin ABD’ye gitmesine 36 saat kala gördü eserleri. Uzakdoğu’dan gelmişti, belki jetlag olsa göremeyecekti. O zaman bu insanlar ne diyecekti eserlerle ilgili çok merak ediyorum.
Yorumların birçoğu da eseri satın alan ismin ideolojik olarak sizinle aynı saflarda olmaması üzerinden gelişiyor.
Ne yapsaydım, hayır ben Kemalistim siz değilsiniz, sizinle tanışamam mı deseydim? Bravo der, bana madalya mı takardınız? Zannetmiyorum... İnsanlar tutucu, Marksist, sosyalist ya da fikirsiz olabilirler. Ben kalkıp benden her resim almaya gelene bir dakika bizim siyasi görüşlerimiz uyuşuyor mu ki ben seninle sanat konuşayım, resim satayım diyebilir miyim? Bu şık mı ya da mantıklı mı? Çevrenize bakın, Türkiye’de herhangi bir gazeteyi elinize alın, dört kelime göreceksiniz: Diyalog, uzlaşma, demokrasi, barış. Herkesin demokrasiden bahsettiği bir noktada, Bedri Baykam ve Murat Ülker’in sanat aracılığıyla birbirlerini tanımalarının neresi garip? Kaldı ki ben Murat bey ve grubu hakkındaki düşüncelerimi zaten tanıştığım zaman sorgulamıştım, bunun için benden resim almasına ihtiyacım yoktu.
Bu konuda içiniz son derece rahat diyebilir miyiz yani?
Ben hayatta hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yapmam, ne siyasi ne de etik anlamda. Bu konuda da içim son derece rahat. Ben kadın-erkek eşitliğine, cumhuriyete bağlılığımı kimseye ispatlamak durumunda değilim. Bıçaklanıp ölümden dönmüşüm, çıktıktan sonra aynı yazıları aynı sertlikte yazmaya devam etmişim. Murat Ülker’i de dört aydır tanıyorum, dört aydır yazdığım yazılara bakın Cumhuriyet gazetesinde, en ufak bir değişiklik olmadığını göreceksiniz. Değişebilir bir ideolojim yok, ideolojimi ya da beni satın alacak bir para birimi de yok dünyada henüz. Ben yalnızca özgürlük için yaşayan bir insanım. Dolayısıyla benim satın alınmam gibi bir şey mevzubahis değil. Hayata zaten maddi açıdan bakan bir insan değilim. Para benim için sanat için kullanacağım bir araç sadece. Hem ben ömrümde ilk kez resim satmıyorum ki! Ben bu ülkenin 50 yıldır en meşhur ressamıyım, utanmadan, çok rahat söyleyeceğim bunu. 50 yıldır uluslararası sergiler açıyorum. İlk kez bu sayede resim satmış 20 yaşında bir gençmişim gibi yazılan makaleler, konuşulan sözler, yorum bile yapmaya değmeyecek derecede çirkin geliyor bana.