Yozgat'tan da blues hissi çıkar

Yozgat'tan da blues hissi çıkar
Yozgat'tan da blues hissi çıkar
Odağına kariyerinin devamını Yozgat'ta sürdürme kararı alan bir chanson'cuyu yerleştiren 'Yozgat Blues', taşra ve şehir arasında bambaşka hezeyanları ortaya koymayı başarıyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Baştan kabul edelim; eksantrik karakterler yaratmak alanında bir listeleme yapılsa Türkiye sinemasının ilk sıralarda olmayacağı aşikâr. 1990’larda filizlenen Yeni Türkiye sinemasının bile çok değiştiremediği bir durum bu. Kahramanlarımız genelde ekonomik sınıflarına, doğup büyüdükleri yerlere, taşrada mı, şehirde mi yaşadıklarına bağlı olarak onlardan beklediğimiz tepkileri veriyorlar, bildik suların dışında yüzmeye pek niyetlenmiyorlar, kısacası uçuştan nasiplenmiyorlar.

Mahmut Fazıl Coşkun ise ikidir, bu şablonun epey dışında karakterle karşımızda. İlk filmi ‘Uzak İhtimal’de bir rahibeye âşık olan imamın hikâyesini, tam da böyle bir hikâyeden beklenmeyecek bir üslupta anlatmış, âşıkların kavuşamamasını koşullara değil, karakterlerin kendilerine bağlamıştı. Bu hafta Başka Sinema kapsamında gösterime giren ikinci filmi ‘Yozgat Blues’ta ise odağında kariyerinin devamını Yozgat’ta sürdürme kararı alan bir chanson’cu (Ercan Kesal) var. Ve yine bildik kent-taşra güzergâhından farklı bir rota çiziyor. Tam, “taşrayla ilgili anlatacak ne kaldı” diye sorarken, taşra ve şehir arasındaki bambaşka hezeyanları ortaya koyuyor. Plastik çiçeklerle donatılmış çay salonları, o çay salonlarında çıkılan görücü usulü ‘date’ler, sanatın her koluna hâkim olduğunu iddia edecek kadar özgüven sahibi şairane DJ’ler vs. ‘Yozgat Blues’un sunduğu haliyle taşra, şehirden çok daha dinamik. İstanbul ’da AVM, kurs ve insana bir sigara molası kadar nefes alma imkânı veren işyerleri kıskacında sıkışmış kahramanlarımız taşraya gittiklerinde akacak yer buluyorlar. (‘Spoiler’ vermeyelim, bu durum, karakterlerimizden sadece birisi için geçerli). Yanlış anlaşılmasın, kesinlikle şehir dışında kendini bulma, huzura erme hikâyesi değil ‘Yozgat Blues’. Daha çok kentle taşra arasında hiç de tek boyutlu olmayan ilişkiden alıyor gücünü. Karakterleri de bu ayrıntısı bol ilişkiyi yansıtacak zenginlikte. Ercan Kesal’ın, şimdiye kadar canlandırdığı karakterlerin bayağı dışında, her gece aynı ‘chanson’u söyleyecek kadar prensiplerine sadık ‘easy listening’ tutkunu Yavuz, Yozgat’a gittiğinde bir karikatüre değil, neredeyse trajikomik bir figüre dönüşüyor. Onun peşinden Yozgat’ta kendine müzikal bir şans aramak için giden öğrencisi Neşe (tam da Ayça Damgacı’nın kalemi bir rol) televizyondaki yetenek şovlarına katılan akranları kadar gerçek bir karakter.

Mahmut Fazıl Coşkun ise her biri ayrı ayrı beklenmedik böyle karakterlerden kaynaklı mizahı tam da gerektiği gibi, ne yargılayan ne de taraftar olan, mesafeli bir üslupla perdeye getiriyor. Zaten filmin tüm bu beklenmedik, alışılmamış hamleleri yaparken, halen ayaklarının yere basabilmesinin kanıtı; ‘Yozgat Blues’ isminin hiç de yamama gibi durmamasından, Yozgat’tan gerçekten blues hissi çıkabildiğini göstermesi.

YOZGAT BLUES

Yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun
Oyuncular: Ercan Kesal, Ayça Damgacı, Tansu Biçer, Nadir Sarıbacak
Yapım: Türkiye, 2013
Süre: 93 dk.