Yunus Emre'nin kalbini göremedik

Yunus Emre'nin kalbini göremedik
Yunus Emre'nin kalbini göremedik
Kürşat Kızbaz, Mevlana'yla başladığı tasavvuf yolculuğuna Yunus Emre'yle devam ederken, 'aşkın sesi'ni bu kez de duyulur kılmayı başaramıyor.
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

YUNUS EMRE: AŞKIN SESİ *
Yönetmen: Kürşat Kızbaz
Oyuncular: Devrim Evin, Bülent Emin Yarar, Ahmet Mekin, Altan Erkekli, Burak Sergen
Süre: 97 dk.
Kürşat Kızbaz, 2008’de ‘Aşkın Dansı’ uzantısıyla bir ‘Mevlana Celaleddin-i Rumi’ filmi çekmiş, dramatik unsurlarla desteklediği belgeseliyle tasavvufa kucak açmayı denemiş ama yarım yamalak bir sonuç elde etmişti. Oysa aynı yıl izlediğimiz Jacques Deschamps imzalı kurmaca film ‘Dinle Neyden’, Mevlevi felsefesine Kızbaz’ın belgeselinden çok daha fazla yaklaşmayı başarmıştı, Ayşe Şasa’nın uzun yıllar sonra bir senaryo için yeniden çalışan kaleminin de etkisiyle.
Şimdi de karşımıza ‘Aşkın Sesi’ uzantısıyla bir ‘Yunus Emre’ filmi getiriyor Kürşat Kızbaz ve bu kez tümüyle kurmacanın kurallarıyla oynamayı deniyor. ‘Mevlana’da olmayan şeyler burada da aynıyla koruyorlar konumlarını, ki yönetmenin tasavvufa yaklaşımındaki ‘dar açı’nın bir sonucu gibi duruyor bu. Yunus Emre’nin ‘aşkı arama’ yolculuğundaki bütün duraklarda karşımıza çıkan ‘büyük’ karakterler, belli kalıplar içine hapsedilmişler sanki, ‘söylenmesi gerekenler’in ötesinde bir şey dile getirmeleri yasaklanmış gibi. Sadece Hallac-ı Mansur’dan (onun hayali) duyduklarımızın ‘farklılaştığı’ bir resim bu.
‘Yunus Emre: Aşkın Sesi’nin sinema sanatıyla kurduğu ilişki de oldukça sıkıntılı. Örneğin, Özdemir Birsel’in Hakan Balamir’li 1973 yapımı ‘Yunus Emre’sinin gerisinde kalan bir hikâye anlatımı söz konusu burada. Alabildiğine didaktik bir yapı içine hapsolan film, bir hikâye anlatmaktan ziyade aynı cümlelerin arka arkaya söylenerek hafızalara yerleştirilmesini sağlamaya çalışıyor gibi. Değerli oyuncuları birer ‘heykel’ misali kullanan yapım, ne bir karakter derinliği ortaya koyuyor ne de karakterlerin sınırlardan arınabileceği bir alan açıyor. Haliyle de tekrarlardan oluşan bir bütün çıkıyor karşımıza ve Yunus Emre’nin aradığı ‘aşk’la bir bağ kurmamız da giderek olanaksızlaşıyor, en azından bu film özelinde.