Yüzleşmek çok zor bir süreç

Yüzleşmek çok zor bir süreç
Yüzleşmek çok zor bir süreç
Hale Tenger'in alametifarikalarından üç maymun, 'Swinging on the Stars /Yıldızlarda Dans'ta bu sefer daha neşeli. Ama görünüşe de aldanmamalı...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Galeri Nev’in Mısır Apartımanı’ndaki mekânından içeri girince, sizi tüm duvarı kaplayan, dev bir projeksiyon karşılıyor. Hayaletimsi, röntgeni andıran üç maymun, fonda çalan Frank Sinatra şarkısı ‘Swinging on a Star’a ayaklarıyla tempo tutuyor. Bir yandan da şarkıdaki gibi yıldızların üzerinde süzülüyorlar.
Şarkının eğlenceli atmosferi ve o bildik üç maymun eylemi (‘duymuyorum, görmüyorum, konuşmuyorum’) ile birleşince ortaya çıkan gerilim aşikâr. Maymunların cana yakınlığının ya da Frank Sinatra’nın sesinin uyuşturucu etkisinin de eksiltemeyeceği bir gerilim bu. Hale Tenger, bu sefer ironinin terazisini daha ferahlatıcı tarafın lehine kurduğu yeni işi ‘Swinging on the Stars/Yıldızlarda Dans’ için “Bu proje izleyiciye bir jest belki” tanımını yapıyor: “Hafiflik de gerekiyor çünkü. Bir şeyleri çözmeye çalışırken sürekli depresif ve ağır olunca büsbütün çözülemez oluyor meseleler”.
Ancak bu ‘hafiflik’ sadece ilk izlenimde... Maymunların üzerilerinde süzüldüğü yıldızlar da, neşeli halleri de yine Tenger’in deyişiyle bir şeylerin yaldızlandığına işaret. “Yaldızlamak gibi bir laf vardır ya; göz boyamak yani… Önce bir göz boyuyor ama daha sonra, ne olmuş bu zavallılara diyorsun. Ruhlar âleminde bile aynı haldeler; öyle gelmiş, öyle gidiyorlar.”
Daha güncel sanatın Türkiye ’nin temel gündem maddelerinden biri haline gelmediği, ‘sanat piyasası’ gibi kavramların dolaşımda olmadığı zamanlardan beri bu alanın en bilinen isimlerinden Hale Tenger, üretken dönemlerinden birini geçiriyor. Henüz sona eren ARTER sergisi, ‘Haset Husumet Rezalet’, galeri vitrininde Tenger’in ‘Böyle Tanıdıklarım Var III’ işiyle izleyiciyi karşılıyordu. Faili meçhuller, Hrant Dink, Uğur Mumcu cinayetleri, 6-7 Eylül olaylarının fotoğrafları röntgen halleriyle izleyiciyi içeriye çağırıyordu. ‘Yıldızlarda Dans’ta bu kez maymunları ruhlar âlemine göndermek için kullanılan röntgen etkisi, ‘Böyle Tanıdıklarım Var III’te toplumsal travmaların hayalet etkilerini didiklemeye yarıyordu.
Tenger’in halen İstanbul Modern’de devam eden ‘Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar’da yer alan işi ‘Strange Fruit’ta da yıldızlar ortak unsur olarak karşımıza çıkıyor. Gerek ‘Yıldızlarda Dans’ta, gerek ise adını Billie Holiday’in ırkçılık karşıtı şarkısından alan ‘Strange Fruit’ta izleyiciyi kuşatan yıldızlı uzay ilk bakışta çok rahatlatıcı gibi gözükse de sanatçının kurduğu bağlamda oldukça tekinsiz bir atmosfer yaratıyor.
İronisini ister işin daha ferahlatıcı noktasından, isterse de daha sarsıcı imgelerden kursun, izleyicisini tekinsiz bir atmosferin içine atıp kendisiyle yüzleşmesini sağlamaları Tenger’in işlerinin ortak noktası. Hatta onun bu yüzleşme çağrısı bazen öyle sarsıcı bir noktaya geldi ki, ‘resmi tepkinin’ gelmesi de gecikmedi. Sanatçının, 1992 yılında 3. İstanbul Bienali’nde sergilediği ‘Böyle Tanıdıklarım Var II’ yerleştirmesi üzerine Türk bayrağına hakaret gerekçesiyle dava açıldı. Duvar yerleştirmesinde Kapalıçarşı’dan alınmış, üç maymun figürleri fonu; Priapos’lar (namı diğer Bereket Tanrısı) ise ay ve yıldızları oluşturuyordu. ‘Yıldızlarda Dans’ da dahil olmak üzere sık sık kullandığı üç maymun figürünü sorduğumuz sanatçı o yıllara gidiyor: “Üçüncü İstanbul Bienali’ne davet aldığım yıllar, ağır dönemlerdi. Ağır dönemler bitmek bilmedi aslında Türkiye’de... Ama faili meçhuller, köy yakmalarla 92-93 çok sert yıllardı. O olaylara tepkiyle çıkmıştı o . Hiç ses çıkarılamıyordu. Hâlâ da Türkiye’nin ses çıkarabilen bir toplum olduğu tartışma götürür. Gıdım gıdım ilerliyoruz. Önce ‘kart, kurt’ demekten ‘Kürt’ diyebilmeye geçildi, şimdilerde de eşitlik ve barış konuşuluyor çok şükür.” 

‘Yüreğimiz ağzımızda bekliyoruz’ 
‘Böyle Tanıdıklarım Var II’, ‘Sikimden Aşşa Kasımpaşa Ekolü’, ‘Devren Satılık’… Susurluk’tan kaotik ses karmaları, bir kazana düşmek üzere hazır bekleyen Osmanlı kılıçları… Türkiye’nin geçirdiği dönüşümleri, kimlik politikalarını irdelerken siyasi reflekslerinden hiç vazgeçmeyen Tenger’in tabii ki barış sürecine dair de söyleyecekleri var: “Ben zaten hiçbir şeyin birdenbire değişebileceğine inanmıyorum. Bu bir süreç. Bu topraklarda her ne kadar nadir de rastlansa, bir insanın kendinde beğenmediği yönleri değiştirmesi için ince ince, sabırla uğraşması lazım. Bir gece yatayım da ertesi sabah bambaşka biri oldum yok. Bu da aynı şey diye düşünüyorum. Çok şükür ki bu aşamaya gelindi. Ama arkası getirilebilecek mi? Hepimiz yüreğimiz ağzımızda bekliyoruz. Sanki birdenbire her şey çözülecek gibi bir iyimserlik pompalanmaya çalışılıyor ortaya. Ben onu tehlikeli buluyorum. Yüzleşmek çok zor ve çok aşamalı bir süreç. Her anlamda eşitlik için çözülmesi, değiştirilmesi gereken çok şey var. Türkiye’de hiçbir şey açık, halkın fikri alınarak yapılmıyor.
Sürekli tepeden inmeci bir şekilde yapılıyor. Perde arkasını çok bilmiyoruz. Türkiye’de o kadar açıklanmamış, üstü örtülmüş konu var ki. Hrant Dink’ten Uğur Mumcu’ya hiçbir şeyi çözememişiz. Umarım hepsine sıra gelecek. Ne de olsa ümit ediyor insan böyle bir süreç olunca. Ama en, en beteri herhalde göstermelik bir çözümle yetinilip, Türkiye’nin aynı usullerle devam etmesi…”