'Zaman' görünmeyeni görmeye başlama zamanı

'Zaman' görünmeyeni görmeye başlama zamanı
'Zaman' görünmeyeni görmeye başlama zamanı
'20 Dolar 20 Kilo' adlı sergi 1964'te sınırdışı edilen Rumları hatırlatıyor... Depo'daki sergiyi küratörü Hera Büyüktaşçıyan ile konuştuk.
Haber: SİNEM KESKİNEL / Arşivi

16 Mart 1964 yılında, Kıbrıs meselesi öne sürülerek Türkiye ’de yaşayan Yunanistan pasaportlu 12 bin İstanbullu Rum için ‘sürgün’ kararı çıkartılıyor. Bu kararla birlikte 12 bin kadar Rum, yanlarına sadece 20 kiloluk eşya ve 200 liraya denk gelecek miktarda para almalarına izin verilerek 48 saat ile 10 gün arasında değişen sürelerde ülkelerini terk etmeye zorlanıyorlar. Doğdukları toprağı terk etmek zorunda kalanların sayısı kısa sürede 40 bini buluyor.
Babil Derneği, Tophane’deki Depo’da açtığı ‘20 Dolar 20 Kilo’ adlı sergiyle görsel malzemeler, sözlü tarih bilgileri ve tanıklıklarla tehcirin 50’inci yılında hafızaları tazeliyor. Sergiyi, küratörü Hera Büyüktaşcıyan’dan dinledik. 




Proje farklı kurumların desteğiyle oluşturulmuş. Küratör olarak siz projenin neresindesiniz? Salt dökümentasyon olarak hayata geçirilebilecek bir proje eminim sizin sanatçı dokunuşunuzla –en azından sergileme aşamasında- farklı bir yöne evrilmiştir... Bu projede benim için en önemli nokta bir ötekileştirme politikasının sonucu olan bu trajediyi tarihsel ve siyasi gerçekliği ile gün yüzüne çıkmanın yanı sıra, asıl olarak insani ve manevi olan kısmına dokunarak görünür kılmaya çalışmaktı. Bu ve benzeri olaylar ancak kişinin kendisini karşısındakinin yerine koymayı öğrenmesi ile algılanabilir.
Serginin en performatif kısımlarından biri; Sula Bozis tarafından derlenen, iki bin isimden oluşan hatırlama/hatırlatma duvarı. Bu duvar aynı zamanda kentin kültürel ve ekonomoik göçüne işaret eden yaşam hikâyeleri de dinletiyor. 1964’te sürgün kararı çıkan kişilerin isimlerini aradıkları listeleri andıran bu duvar, doğduğu kente çoğunlukla dönememiş kişilerin varlıklarını bir nevi geri getirerek görünür kılmayı amaçlamakta. Bu anlamda amacım, sergiyi içerdiği enformasyonla beraber yaşayan bir deneyim alanı haline getirerek bu hafızayı görünür kılmaktı.
 
1964’teki zorunlu techirin 45 bin insanın hayatını etkilediği kanıtlanıyor sergide. Bu konunun bu kadar az konuşulmasının, gündeme getirilmemesinin nedeni ne sizce? 1964 tehciri gibi büyük ölçekte ve bu kadar yakın bir tarihte yaşanmış bir trajedinin kayıplarını göz önünde bulunduracak olursak, böyle bir olayın ‘unutturulması’ tarihin gerçekliğini örtmeye çalışarak toplumun bu kayıplardan bihaber olmasına yol açmıştır.
‘Unutmak’ geçmişi görünmez kılarken, ‘hatırlamak’ üzeri örtülmüş tüm gerçeklikleri tek tek görünür kılarak tarihin ağırlığını daha tanımlanır hale getirebilir. Hatırlama gerçekleştiğine beraberinde bakmayı değil, görmeyi ve de kabullenmeyi getirerek, geçmişin ağırlığından zarar görmüş olan her ögeyi olduğu gibi kabul ederek, iyileştirme yoluna gider. Hafızalarımızın ve bilincimizin bu anlamda özellikle içerisinde yaşadığımız çağda çok daha fazla ‘görmeye’ veya ‘görmeyi öğrenmeye’ ihtiyacı var. Malesef ki içerisinde yaşadığımız sistem bize çevremizde olup bitenleri unutturmaya ve izlerini silmeye programlı bir şekilde işliyor. 


Türkiye’nin yakın tarihinde bir çok azınlığın damgalanarak benzer trajediler yaşadığını biliyoruz. Projenin devamı farklı azınlık grupları özelinde gelebilir mi? Elbette. Bence bu sergi, üzeri örtülmüş ve unutturulmuş bir meselenin gün yüzüne çıkarılabilmesini sağlayan bir çalışma olarak görünür olmayı bekleyen meselelere dokunacak projelere örnek teşkil edebilir. Unutturulmuş, görünür olması, topluma hatırlatılması gereken o kadar çok trajedi ve mesele var ki bu coğrafyada... İçerisinde bulunduğumuz ‘zaman’, görünmeyeni görmeye başlama zamanıdır diye düşünüyorum. 

Babil Derneği tarafından oluşturulup geliştirilen; Atina’daki İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu tarafından desteklenen sergi Açık Toplum Vakfı, Anadolu Kültür, Depo ve Sivil Düşünce Derneği’nin işbirliği ve destekleriyle düzenlenen sergi 5 Nisan’a kadar görülebilir.