Zamanlama manidar!

Zamanlama manidar!
Zamanlama manidar!
'Şarkı Söyleyen Kadınlar', Reha Erdem sinemasının alametifarikası olan anlam ve amaç arayışının nihayete erdiğini gösteriyor. Ama Erdem'in bulduğu cevaplar, bizim sorularımızınki değil.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Büyük hadiseler, büyük dönüşümler de yaratıyor. Toplumu harekete geçiren her dinamik, o hareketin içinde olanların ya da sadece gözlemci olarak kalanların düşünme kalıplarını paramparça ederek yeni bir evreye taşıyor. Mesela eskiden sadece efkârlanmak için okunan bir şiir; bir anda o büyük dönüşümün parçası haline gelerek büyüyor, toplumsallaşıyor. Eskiden yalnızca sizin tarafınızdan anlandığını, anlam verildiğini düşündüğünüz yazılar, kişiler, şarkılar, olaylar yepyeni bir anlama bürünerek çoğalıyor, milyonlarca insanın kendisini ifade edebildiği bir metne dönüşüyor. Bunu anlamak için uzağa gitmeye gerek yok. ‘Gezi’nin izleri hâlâ sıcak. Tek tek birikenlerden büyük bir ortak akıl çıkabileceğine; sanat eseriyle kişisel bağ kurmaya alışmış insanların, aynı eserden ortak anlamlar, ‘büyük söylenceler’ çıkarabileceğine yakın bir zamanda tanık olduk, olmaya devam ediyoruz ve edeceğiz!

İşte Reha Erdem sinemasının bir kolu, (aslında Jîn ve Kaç Para Kaç dışındaki bütün filmleri) güçlü kişisel bağlar kurulabilen, üzerine düşündükçe büyüyen ama etrafını fazla da büyütmeyen (böyle bir iddiası da olmayan) bir damardan besleniyor. Taa ‘A Ay’dan bu güne kadar, ‘Beş Vakit’te, ‘ Hayat Var’da ama özellikle de ‘Kosmos’ta sürüp giden bu kişisel arayış seyircisini de birlikte sürüklemeyi başarıyordu. ‘Kosmos’ta kendisini iyice belirginleştiren ‘biz kimiz, varlığımızın amacı neden, neden dünyevi dertlerle bu kadar uğraşıyoruz, neden bu kadar kötüyüz, niçin mutsuzuz, hayat nedir ki’ vb. sorulara onun karakterleriyle birlikte cevap aramak, sinemasını sevenler açısından önemli bir kişisel yolculuğun da kapılarını aralıyordu. Ama görünen o ki, Reha Erdem bugün gösterime giren son filmi ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ ile en azından kendisi açısından bu yolculuğun sonuna gelmiş!

Deprem uyarısıyla boşaltılan bir adada (Büyükada) kalmayı tercih eden bir grup kadın ve erkeğin yine hayat, doğa, insan, ölüm ve sonrasına dair sorular etrafında, neredeyse ‘doğaçlama’ diyebileceğimiz performanslarını izlediğimiz film, bildik Reha Erdem sinemasının bütün özelliklerini taşıyor aslında. Farklı olan Reha Erdem’in kullandığı dil, vardığı nokta.

Biz Reha Erdem ile insanın yalnızlığının, kibrinin, kötülüğünün ve bütün bunlara kaynaklık etmesi muhtemel ‘anlam’ yoksunluğunun izini sürüyorduk. Bu iz sürme eylemi, onun sinemasında genişleyip büyüdükçe bizim ufkumuz da genişleyip büyüyor, kafamızdaki sorular artıyor, sorulara cevap ararken yepyeni duraklara uğruyorduk. Ama ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın ‘Kosmos’u olarak anabileceğimiz Esma’sı (Binnur Kaya) kendince hayatın anlamını çözmüş görünüyor. Kosmos sorular soruyordu, Esma cevaplar veriyor. Reha Erdem, erkekleri temsilen var olan Adem’i (Philip Arditti) önce ölümle sınayıp, sonra hayatına anlam katıyor. Burası önemli. Çünkü ölüm, artık sorulan sorularımıza cevap arayıp hayatımıza bir anlam bulabileceğimiz alanın sınır çizgisidir. Ondan sonrası inanıp inanmadığınıza kalır. Reha Erdem de bulduğu anlamları bize aktarırken, ölümü bir parametre olarak kullanıyor. Vardığı noktayı meşrulaştırmak için seyirciye ‘ölümü gösteriyor.’ Bir baba (Kevork Malikyan) ancak ölümle sınandığında yumuşayabiliyor.

Bütün bunlar bir yana; Halit Ergenç’in dış ses olarak okuduğu dinsel metinlerden alınmış sözlerin; seyirciye parmak sallarcasına “Hayat şöyledir, hayat böyledir, insan şudur, doğa budur” gibi kesin hükümlerle önümüze konmasını ne yapacağız? Bu yalnızca bizim filmle ilgili ufkumuzu çerçevelemekle kalmıyor aynı zamanda Reha Erdem’in sorularının bittiği ve bulduğu cevapları bizimle paylaşmaktan çok dikta ettirdiği izlenimi uyandırıyor. Oysa biz birlikte sorular sorup, anlamlar aradığımız Reha Erdem sinemasına aşinayız. Cevapları birlikte bulsaydık belki bir yere kadar olurdu ama Erdem bize kendi cevaplarını dayatıyor.

Yazıya, “Büyük hadiseler, büyük dönüşümler de yaratıyor” diye girmiştik. ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ belki bir yıl önce gün yüzüne çıksaydı (film 2012’de çekildi); her birimiz kendimizden menkul hayatlarımızla meşgulken yine yepyeni anlamlar bulabilir, Reha Erdem’in cevaplarından tatmin olabilirdik belki. Ama artık şahidiz ki; hayatın sevinci ve ölümün kederi paylaşılabilir, büyütülebilir ve bu dünyaya ait bir şey olarak anlamlandırılabilir bir şeydir!