Zarafet ölmedi, görgüsüzlük tavan yaptı

Zarafet ölmedi, görgüsüzlük tavan yaptı
Zarafet ölmedi, görgüsüzlük tavan yaptı
Haute Couture'un duayeni Vural Gökçaylı'nın konuğu olduk. Zarafetin yerini görgüsüzlüğün aldığından yakınan ünlü tasarımcı, artık Oscar töreninde bile haute-couture giyilmediğinden şikâyetçi.
Haber: TAN SAĞTÜRK / Arşivi

Moda tasarımında Türkiye ’nin iyi bir yerde olduğunu söylüyorsunuz. Oysa biliyoruz ki moda deyince pek akla gelen bir ülke değil Türkiye. Bu iddiayı neye dayandırıyorsunuz?
Şimdi bir dans etmek var bir de dans etmek var. Haute Couture ile prêt-à-porter (hazırgiyim) siyahla beyaz kadar farklı. Türkiye’de birkaç eski ustanın yanında yeni moda tasarımcıları –ki kendilerine moda tasarımcısı diyorlar- haute couture tarzında değil, hazırgiyime yönelik çalışma yapıyor. Yani Paris Operası’nda değil de çadır tiyatrosunda çalışır tarzda. Haute couture ileride Türkiye’de ne olur bilemiyorum. Çünkü arkadan gelen yeni neslin altyapısı sağlam değil. 

Zarafet öldü diyebilir miyiz ?

Zarafet ölmedi görgüsüzlük çıktı. Benim Paris’te olduğum senelerde Oscar törenlerine katılan Elizabeth Taylor, Rita Hayworth gibi büyük isimler haute couture giyisiler giyerlerdi. Şimdi bakın. Hazır giyim bir askılı tuvalet, arkada bir tane kuyruk, biraz da pırıltı oldu mu Oscar törenine çıkıyorlar. O zaman öyle miydi? 

Şu anda da giyiniyorlar... Giyinmiyorlar mı?

Hayır. Bir tane haute couture giyinen yok. Paris haute couture’den Dior marka alıyorsa hazır giyim seçiyor. Hazırgiyim de zaten Hindistan ya da Çin’de dikiliyor. Çünkü Paris’te el işçiliği o kadar pahalı ki, markalar atölyeleri oraya kurdu.

Türkiye gerçek anlamda bir moda ülkesi haline gelebilir mi?

Bir kere şunu tahlil edelim: Moda güzel sanatların bir dalı mıdır? Fransa’da moda güzel sanatların bir dalı sayılır ve üniversitelerde okutulur. Türkiye’de akademide moda bölümü bir dönem açılmış. 1946’da gereksiz bulunarak kapatılmış. Modayı güzel sanatların içinde ancak 15-20 senedir görmeye başladık. Üniversitelerde moda bölümü açıldı. Yeterli mi? Bence değil.

Sebebi nedir?

Moda bölümündeki hocaları eğitmen olarak çok yetenekli bulmuyorum. Bir moda tasarımcısının yavaş yavaş yükselmesi için bir mutfağın en alt kademelerinde çalışması lazım. Üniversitedeki hocaların çoğu moda tasarımcısı değil. Okumuşlar. Ama bir büyük atölyede bilfiil çalışmışlar mı? Ben eğitimimden sonra en büyük atölyelerde işin mutfağından başlayıp en yükseğe kadar çıktım. 

Moda ve Türkiye kavramlarını yan yana getirdiğimiz zaman, sanırım Anadolu kültürleri kendi tasarım sentezini oluşturmak konusunda çok etkiledi sizi...

Paris’te bir gün tarihçi Benoist-Méchin konferansa geldi. Bir slayt koydu: Rüstem Paşa Camii’nin çinileri… Ve “Doğu’nun gizemi” dedi. İşte bana bir Fransız verdi bu fikri. “Siz ki moda okuyorsunuz, Doğu’nun desenlerini etüt edin. Herkesten farklı olursunuz” dedi. O gün, moda atölyem olursa bu desenleri kullanacağıma söz vermiştim. Tabii bunlar idealist şeyler. Ben bugün gerçek moda yapmasaydım da külot imal etseydim vaziyetim daha iyi olurdu.

Kıskançlıkların çok yoğun yaşandığı bir sektördesiniz. Bununla nasıl baş ediyorsunuz?

Ben kimseyi kıskanmadım. Güzel bir şeyi yapanı her zaman takdir ettim. Hep kendi işimle uğraştım. Problem kendimdi. Hayat boyu hep kendi kendimi “iyi mi yaptın, kötü mü” diye kritik ettim. Davranışımı, sanatımı, işimi sınadım. Etraf beni hiçbir zaman ilgilendirmedi. Büyük moda ustaları çok güzel şeyler yapmışlar. Onları takdir ederim ama hiçbir zaman onları taklit etmem. Benim dünyam zaten var. Bir moda tasarımcısı olmak için teknik bilginiz, aynı zamanda yaratıcı gücünüzün de olması lazım. Tanrı bana o yaratıcı gücü verdi.

Pişmanlıklarınız oldu mu?
Türkiye’deki şartlara kızdığımda “Niye döndüm. Keşke Madam Frederich’i dinleseydim de Fransa’da kalsaydım” dediğim oluyor. Beni en çok takdir eden Fransızlardır. 

Eskiler yeni nesli ya küçümser ya da aralarından dâhiler arar. Siz de aynı şeyi düşünüyor musunuz?

Ben yeni gelen moda tasarımcısının perfeksiyonist ve benim gibi olmasını istiyorum. Diyojen gibi arıyorum ama bulamıyorum. Umudumu da kaybetmedim. Mutlaka birisi çıkacak. Çünkü çok hevesliler var. Ama merdiveni basamağıyla çıkarak değil de, oraya helikopterle inerseniz olmuyor. Şu an yeni nesilde bu var. Gökten inmek istiyor. Gökten indiğiniz zaman umut yok.

Bu işin hep pembe tarafları ön planda. Kara tarafları hiç yok mu?

Moda tasarımcıları Türkiye’de patates tüccarı muamelesi görüyor. Neden? Bürokrasinin getirdiği şeyler yüzünden. 

Müze açmak gibi bir düşünceniz olmaz mıydı?

Allah aşkına Türkiye’de kostüm müzesi açacak o kültür seviyesi var mı? Bir tane Koç’ların var. O da çağdaş değil. Orada da Osmanlı ve etnik kıyafetler var. Koskoca şu metropolde bir tane doğru dürüst bir resim ve heykel müzesi var mı? Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk ’ün kurduğu var. Restorasyon dolayısıyla kapalı. Senelerden beri opera kapalı. O kapalı bu kapalı. Atölyemde bazı elbiselerimi kıskanırım satmam. O durur. Yüzlerce elbise var. Onlar ben öldükten sonra ne olacak? Hepsi el yapımı, hepsi heykel gibi çalışılmış. Ama öyle bir teklif yok.

İleriye dönük ne tasarlıyorsunuz?

İşe bugün başlamış gibiyim. Hep planlarım var. Gene yapacağım koleksiyonlarım var. Gezi Parkı’nda gençlerin güzelliğinden etkilendim. Kafamda fikirler var. Bizim 68’de Paris’te hazırladığımız koleksiyonumuzu olaylardan dolayı layıkıyla gösterememiştik. 68 olaylarına ithafen o koleksiyonu hazırladım. ‘Çiçek çocuklar’ın devamı Taksim’dekiler. Benim çocuklarım oradaki çocuklar. 

Bu arada Vural Gökçaylı oldukça sivri dilli bir eleştirmen. Çok büyük modacıları acımasızca eleştirir. Bu özelliğiniz konusunda ne söylersiniz?

Haksız kimseyi eleştirmem. Haksız eleştirilen insana da arka çıkarım. Dediğim gibi herkes eleştirdi o sıralar Tayyip Bey’i. Ben Tayyip Bey’in partisinden de değilim. Ama dedim ki kırk yılda ilk defa Bab-ı Ali’den olmayan biri herkesin önünde ‘one minute’ dedi alkışladık. Bazı şeylerde haksızlığa dayanamam. Ama bir moda tasarımcısı iyi bir kreatif yönü olmadan kötü bir şey yaparsa eleştiririm.
Yetişen genç nesile bilgilerinizi aktarıyorsunuz. Farklı bir nesil geliyor arkamızdan. Yaratıcı, mizah duygusuna sahip, hayatı hafife alıyor derken bir de bakıyorsun sahip olmak istedikleri değerlerin arkasında.
Bir moda tasarımcısının bütün sanat dallarının en ufak detayına kadar inmesi gerek. Bu yoksa hiçbir zaman iyi bir tasarımcı olamazsınız. Tabii bunlar her şeye masumane başlayan çocuklar. Sonra aralarına provokatörler girdi. Onların niyeti Fransa’da başladığı gibi küçük özgürlükler, Gezi Parkı’nın park gibi kalması, kışlayı istememeleri. Bu çocuklar şefkat istedi. Başlarının okşanmasını istedi. Ama gözümün önünde suratına gaz sıktılar birçoğunun. Tayyip Bey’i de takdir ettim hep. Ama bir baba ne kadar otoriter ve çocuğunu döverse, ne kadar iyi olursa olsun o babadan çocuklar nefret eder. Çocukların istediği, iyi bir söz ve şefkatti. 

Kimse politik görüşünüzü size sormuş muydu?
Ben doğduğum zaman İsmet Paşa reis-i cumhurdu. Benim dedem asker. Osmanlı kumandanı olmasına rağmen Atatürkçü’ydü. Laik ve demokrattı. Ben Moda İlkokulu’na giderdim. Yahudi de vardı, Ermeni de. Sabah çıkarken dedem “Sakın ekalliyetten olan arkadaşlarına dinini ve kimliğini sorma” derdi. Biz böyle terbiye aldık. Bayrak, Atatürk ve laiklik ilkeleri benim için önemli. Hangi partiden olursa olsun bu ilkelerden sapmıyorsa benim için başımın tacı. 

Koleksiyon yaratırken kendinize bir süreç koyuyor musunuz?

Koleksiyon yaparken hiç müşteri görmek istemem. Tek hedeflediğim kaça mal olursa olsun yaratabileceğim koleksiyonun güzel olmasıdır. Bir tek ona konsantre olmam gerektiğine inandım. Para öteki tarafta.