Zelda & Scott'un muhteşem dünyası

Zelda & Scott'un muhteşem dünyası
Zelda & Scott'un muhteşem dünyası
'Muhteşem Gatsby'nin yazarı Scott Fitzgerald ile onun büyük aşkı, ilham perisi Zelda... 1920'li yıllar Paris'inin tapınılan çifti, 'Zelda&Scott' oyunuyla La Bruyère Tiyatrosu'na konuk oluyor.
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Geçen ay Paris’teki La Bruyère tiyatrosunda prömiyer yapan ‘Zelda&Scott’ oyunu, bu efsane çifti sahneye taşıyor. Bu birbirine çılgınca âşık, içleri fıkır fıkır kaynayan çift, Sara Giraudeau ve Julien Boisselier’in yorumladıkları karakterlerde can buluyor.
‘Muhteşem Gatsby’nin yazarı Scott Fitzgerald, Zelda karakterinde sıradışı bir ikon keşfetmişti. Zelda 18 yaşındayken, Scott onu tanımıştı ve kendisine kur yapılmasından son derece haz duyan bu ‘Amerikalı kız oğlan kızı’ kendine bağlamak ve onu içten fethetmek için bu ilk romanı yazmıştı. Geçen yıl Baz Luhrmann’ın sinemaya uyarladığı ‘Muhteşem Gatsby’ Leonardo DiCaprio’nun oyunculuğuyla seyirciyi büyülemişti.
1920’li yıllarda Zelda ve Scott gibi efsane ve marjinal çiftlere pek sık rastlanmazdı. Bu çift, sayısız yazara, yönetmene ilham kaynağı oldu. Woody Allen, 2011 yılında çektiği ‘Midnight in Paris’ filminde 20’li yılları anlattı ve Zelda ve Scott’la beraber Hemingway’i de çiftin üçüncü üyesi olarak işledi.

Hayatlarına Hemingway de girdi

Savaş sonrasına denk gelen 20’li yıllar, sürekli eğlencenin sürdüğü, cazın başrolde olduğu ve 1929 ekonomik krizinin henüz patlamadığı bu yılların başrolünde hep Zelda & Scott vardı.
Scott gizemli bir dandy, tutkulu bir yazar. Onun romanlarının konusunu karısı ve deli fantezileri oluştururdu. Zelda onun ölümsüz ikonu oldu ve onun sayesinde, edebiyatın en önemli eserlerini yazdı. Birkaç yıl içinde Paris’in en ünlü Amerikalı çifti olup çıkarlar. Paris’i seçmelerindeki sebepler; Fransız stiline olan aşkları, bu şehirde verilen şık davetler, eğlenceli gece hayatı, şampanya, payetler, ağızlıkla içilen sigaralar... Hepsi bir arada, Fitzgerald’ları, bir dönemin ve bir kuşağın tapınılan çifti haline getirir. Romanlarının kahramanını bulduğuna yüzde yüz emin olan Scott F. ve ihtiraslı dandy’nin şan, şöhret vaatleriyle baştan çıkan Zelda, iki yıl içinde efsane olup çıkarlar. O sırada hayatlarına Ernest Hemingway girer. Tutkulu sırdaşları, edebi sohbetlerinin vazgeçilmez dostu ve eğlence gecelerinin partneri olur. Ama bu baş döndürücü yarış, bir anda trajediye dönüşür. Fitzgerald çifti depresyona sürüklenir. Hemingway, çaresiz bir şekilde Scott’un çöküşüne ve Zelda’nın şizofrenisine seyirci kalır.
Oyunu yazan ve sahneye koyan Renaud Meyer, Zelda & Scott’un muhteşem dünyasını anlatabilmek için, sahneye canlı bir caz orkestrasını, oyuncuların yanı başına aldı ve çok renkli bir müzikal repertuvar seçti. Öyle ki 20’li yıllarda Fitzgerald’ların etrafında esen fırtınalar, bu müzikle daha bir gerçekçi ve etkileyici oldu. Her ne kadar gerçek hayatlardan alıntı yapılsa da Meyer’in seçtiği karakterler hayali! Zelda ve Scott’un dünyası büyüleyici olsa da, ikilinin etrafında hep çok kibirli bir dünya var. Zelda’nın fantezileri ön plana çıksa da gizli tuttuğu yalnızlığı daha bir etkin. Dışardan her şey şaşaalı. O pırıltılı, burjuva ama sahte dünyada neşe ve mutluluk sadece görüntüde var. Zelda, sürekli Scott’un gölgesinde yaşıyor. Onun yaşadığı dünya, kendi sahici dünyası değil, yarası içini dağlıyor.
Bu ikilinin aşk flaşının yörüngesini takip ederek oyunu seyrediyoruz. Scott, Zelda’yla tanışmadan önce nasıl bir kişilikti? Onu gördükten sonra beyninde yanan o kıvılcım neydi? Bence oyunda sorgulanması gereken en önemli nokta. Nitekim Zelda, Scott’un iham kaynağı olur. Scott ondan sonra yazmaya başlar, Zelda’yı yazar, ta ki onu bir şekilde yok edene kadar…
Hikâyedeki bu çelişkiler, oyunu çok ilginç ve tutkulu kılıyor. Sahnedeki Scott 20 ile 30’lu yaşları arasında, ışıl ışıl parlıyor ama alkolik. Alkol onun zirvede kalamama korkularıyla mücadele etmesine yarıyor. Ezikliğini alkol ile yeniyor. Scott’un 28 ve 34 yaşındaki fotoğrafları korkunç. Pırıl pırıl genç bir adamdan, eziyet görmüş kara kuru bir karaktere geçiyor.
Başlarda oyun çok hafif başlıyor. Bu gevşeklik oyunun sonuna kadar kalıyor; çünkü yönetmen, bu ağır depresyon ortamına bir umut ışığı, bir nükte, bir nebze fantezi katmak istiyor ve şiiri bir an bile unutmuyor.
Zelda, “Kahramanınız olacağım” dediğinde Scott “İşte nihayet sizi buldum” diye cevaplıyor. Bu diyalog yazarın bu kadınla olan ilişkisini çok güzel özetliyor. Fantezilerin kol gezdiği bir aşk ilişkisi. İkili birbirini çok derin bir şekilde seviyor, birbirini parçalıyor, tekrar barışıyor, alkole karışmış bir delilik sürüyor…
‘Zelda & Scott’, salı-cts. 21.00, cts. 15.00’te Paris’teki Theatre La Bruyère’de.