'Zevksiz tasarıma bayılıyorum'

'Zevksiz tasarıma bayılıyorum'
'Zevksiz tasarıma bayılıyorum'

Ted Noten

Hollandalı çağdaş mücevher tasarımcısı Ted Noten'ın 'Atelier Ted Noten' adlı sergisi, yeni sanat mekânı SODA'nın da açılışını yaptı. Art Basel'de sergilendiğinde çok ses getiren, aralarında ünlü çantaların da olduğu 19 parçanın yer aldığı sergi, 27 Mart'a kadar açık...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Ted Noten, yaşayan en provokatif sanatçılardan biri. Ayrıca çok muzip, onunla ciddi bir şey konuşmak mümkün değil. Sonra zeki; yaptıklarıyla, anlattıklarıyla insanı ters köşeye çakı çakıveriyor habire. Milyon dolarlık mücevherler yaptığı halde gözü işporta tezgâhında kalabiliyor, ucuz ve kötü zevke bayılıyor.
Ama Nişantaşı, Şakayık Sokak’ta yeni açılan sergi mekânı SODA’daki ‘Atelier Ted Noten’ adlı sergide yer alan işlerinin en ucuzu 700 avro. Çikolata tabağı formlu ‘Çikolata Fahişesi’ isimli yüzük, antik kimono ipliği ve hazır denizkızı oyuncağından yapılan kolye, domuzlu bilezik, sergilenen takılar arasında en beğenilenler. Bu işlerin çoğu son Art Basel’de de sergilenmiş.
Noten’in alametifarikası akrilik kullanarak tasarladığı ‘tabancalı çanta’lar. Amsterdam’da eskiden oturduğu mahalleden topladığı yedi tabancayı altınla kaplayıp üzerini işleyen, sonra da akrilik çantalar içine yerleştiren Noten, bu tasarımları suç oranını düşürme konusunda mesaj vermek için yapmış. Çok sevdiği Madonna için de bir tasarımı var. Çantada Kabala ipi, haç, inci kolye ve 0.25 kıratlık bir elmas bulunuyor. Bir Louis Vuitton çantayı da akrilikle yeniden tasarlamış.
En acayip işlerinden biri de boynuna inci kolye taktığı ölü fareli çanta. Biraz dalgasını geçiyor yani aslında ‘lüks’le. Ama bu markaları tutkuyla seviyor da bir yandan. Prada ve Gucci gözdeleri arasında. Bu arada Noten açılışta, konuklara bir de sürpriz yaptı. Yanında getirdiği altın yüzüğü o sırada seçtiği bir ziyaretçiye taktı. Bir yıl sonunda da başka birine vermesini rica etti. Yüzük böylece sürekli dolaşarak kendi hikâyesini yaratacak. 

Kimin için tasarlıyorsunuz?
Benim tasarımlarım radikal olmaktan hoşlananlar için. Yaşama farklı bir perspektiften bakan ve bunun için de sanatı araç olarak kullanan insanlara tasarım yapıyorum. Sanat hatırına sanat yaptığım da oluyor. İlla birileri görecek diye değil yani... 

Tasarımlarınızla hikâyeler anlattığınızı söylüyorsunuz. Neden önemli eserin ille de bir hikâyesinin olması?
24 saatlik yaşam dilimlerimizde her şey programlı, her şey ekonomiye bağlı. Seyahat etmek, tevekküle dalmak, hayattan zevk almak, neyse işte... İnsanlar bu gibi zevkleri unutmuş, ben hatırlatayım bari diye... Açıkçası, tasarımlara hikâyeler katarak insanlara başka şekilde keşfedemeyecekleri zevkler tattırmak istiyorum. 

İlham kaynaklarınız neler?
Kötü sanat ve kötü tasarım, seyahat etmek, iyi yemek, güzel müzik, özellikle Tom Waits (Çünkü o da bir hikâye anlatıcısı), sokaktaki insanlar, taksi şoförleri... Mesela Galata Köprüsü’nden bindiğim takside, yol boyunca bana gözlerinde muhteşem bir ışıkla tuttuğu futbol takımından, Fenerbahçe’den söz eden taksi şoförü gibi insanlar... Bu arada Galata Köprüsü’nde balık tutanlar da harika bir manzara oluşturmuştu, çok etkilendim. 

Paslaştığınız sanatçılar, ilham aldığınız başka insanlar var mı?
Anneciğim ve Francis Bacon. 

Siz hep lüks tasarımlar, pahalı mücevherler hazırlıyorsunuz. Yani bir anlamda şişkin cüzdanlara hitap ediyorsunuz. Hiç mi ‘kötü zevk’iniz yok?
Olmaz olur mu? Ucuz birtakım markalar beni keşfetsin ve bana korkunç kötü ve ucuz aksesuvar koleksiyonlarını tasarlatsın istemez miyim? Keşke...

Son zamanlarda neler yapıyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı?
Elime kokteylimi alıp bir süre havuz başında dergi okumak istiyorum. İstanbul’un hüzünlü havasını içime çekip uzanacağım. Tanrım, ne kadar eski ama bir o kadar da yeni, gizemli ve değişken bir şehir burası! İstanbul binbir suratlı bir kadın gibi, ifadesi sürekli değişiyor, bir anı bir anını tutmuyor. Çok ilham verici
bir şehir ve bence 2010 kültür başkenti olmayı da fazlasıyla hak ediyor. İstanbul mon amour
(Aşkım benim)!