"Askeri Casusluk Davası" sanıklarından suç duyurusu

"Askeri Casusluk Davası" sanıklarından suç duyurusu
"Askeri Casusluk Davası" sanıklarından suç duyurusu
- Kamuoyunda, "Askeri Casusluk" olarak bilinen davanın asker sanıklarının, soruşturmayı yürüten dönemin savcı ve hakimlerinin FETÖ/PDY üyesi olup olmadıklarının, örgütten talimat alıp almadıklarının ve bu yönde faaliyet gösterip göstermediklerinin araştırılması için ilgili kurumlara dilekçeyle başvurduğu belirlendi - Dilekçeden: "(Görevdeki personelin TSK'dan uzaklaştırılması, etkisizleştirilmesi) Bu durum, ancak Türkiye'nin düşmanları tarafından istenebilecek bir gayedir. TSK'yı zayıflatmayı, halkın gözünde itibarsızlaştırmayı amaçlayan bu aşağılık kumpası hazırlayanların, karanlık dış mihrakların amaçlarına hizmet ettiğinden hiç kuşkumuz yoktur" - "Adil yargılanmayı, mahkemelerin özel yetkilerinin kaldırılması sonrasında halen yargılamanın sürdüğü 5. Ağır Ceza Mahkemesinin heyeti ve duruşma savcısı karşısında öğrendik"

İZMİR (AA) - GÜLCAN KAPLAN - İzmir merkezli 18 ildeki "Paralel Devlet Yapılanması" operasyonuyla yeniden gündeme gelen ve kamuoyunda "Askeri Casusluk" olarak bilinen davanın asker sanıklarının, soruşturmayı yürüten dönemin savcı ve hakimlerinin "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması"na (FETÖ/PDY) üye olup olmadıklarının, örgütten talimat alıp almadıklarının ve bu yönde faaliyet gösterip göstermediklerinin araştırılması talebiyle ilgili kurumlara dilekçe gönderdiği saptandı.

"Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) yönlendirmesi ve talimatları doğrultusunda taraflı ve kasıtlı usulsüzlükler yaptıkları, davanın şüphelilerinin kamuoyunda itibarsızlaştırılarak devlet bürokrasisinden ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nden tasfiyesini amaçladıkları" iddialarıyla gündeme gelen "İzmir'deki Askeri Casusluk Davası"nın asker sanıklarının, yargılandıkları süreç içerisinde başta HSYK ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı olmak üzere birçok kuruma "mağduriyetlerine yol açan gizli örgütün araştırılması" yönünde dilekçe verdikleri kaydedildi. 

Asker sanıkların hazırladığı ve HSYK'nın dikkate alarak hakim ve savcılar hakkında inceleme başlattığı suç duyurusu dilekçesinde, dönemin TMK'nın 10. maddesiyle görevli savcısı Zafer Kılınç tarafından "akıl ve mantık dışı" yazıldığı öne sürülen iddianamenin, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve 16 Nisan 2013'te yargılamanın başladığı anımsatıldı.

Bu mahkemedeki yargılama sürecinde TSK personeline yaptığı savunmayla alakalı hiçbir sorunun yöneltilmediği, sanık ve avukatların taleplerinin tamamına yakınının reddedildiği örnekler verilerek aktarılan dilekçede, mahkemede görev yapan hakimlerin "gerçeklere ulaşmak" istemediği iddia edildi.

"Duruşma sırasında, sanık ve avukatların duruşma savcılarına yönelttikleri sorular cevapsız kalmış, verilen cevaplarda da savcıların iddianame ve soruşturmadan bihaber oldukları ortaya çıkmıştır" ifadesine yer verilen dilekçede, şöyle denildi:

"Mesela bir avukat tarafından 'sözde bu örgütün suç tarihi ve suç yeri nedir?' sorusu yöneltildiğinde savcı Mehmet Sedat Erbaş 'hatırlamadığını' söyledi. Diğer savcı Hüseyin Alaybay ise 'iddianamenin bir yerinde yazıyor' cevabını verdi. Daha sonraki süreç içerisinde de mahkeme başkanı, savcılara soru yöneltilmesine müsaade etmedi."

Davanın, "özel yetkili mahkemelerin kaldırılması kararı" sonrasında İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam edildiği hatırlatılan dilekçede, "Adil yargılanmayı, mahkemelerin özel yetkilerinin kaldırılması sonrasında, halen yargılamanın sürdüğü 5. Ağır Ceza Mahkemesinin heyeti ve duruşma savcısı karşısında öğrendik" değerlendirmesi dikkati çekti.

"Suçsuz, delilsiz ve gerekçesiz" 2 yılı aşan süreyle tutuklu kaldıklarını savunan sanıkların mağduriyetlerini de aktardığı dilekçede, bazı asker sanıkların TSK'dan atıldığı, bazısının dava nedeniyle istifa ettiği, bir kısmının ise emekliye ayrılmayı tercih ettiği vurgulandı.

- "Kumpası kuranlar, karanlık dış mihraklara hizmet ediyor"

Dilekçede, ilgileri olmadıkları suçlarla yargılanmalarına yol açan "kumpas"ı kuranların amacının TSK'yı itibarsızlaştırmak olduğu bildirilerek, şu görüşlere yer verildi:

"Söz konusu örgütün, bize bu komployu kuranların amacı, savunmalarımızda ve avukatlarımızın savunmasında da belirttiği üzere, TSK'nın değişik birimlerinde şeref ve onurlarıyla görev yapan, mesleki kariyerlerinin en iyi yerlerinde bulunan TSK personelini tasfiye etmek, bizim tutukluluk halimizi psikolojik baskı unsuru olarak kullanıp, vatana hizmet dışında başka beklentisi olmayan bizim gibi diğer TSK personelinin de emeklilik veya istifa yoluyla bir an önce sistem dışına çıkmalarını sağlamaktır. Bu durum, ancak Türkiye'nin düşmanları tarafından istenebilecek bir gayedir. TSK'yı zayıflatmayı, halkın gözünde itibarsızlaştırmayı amaçlayan bu aşağılık kumpası hazırlayanların, karanlık dış mihrakların amaçlarına hizmet ettiğinden hiç kuşkumuz yoktur."

- "Savcı ve hakimler FETÖ/PDY üyesi mi?"

FETÖ/PDY üyelerinin, devlet büyüklerine de "alçakça kurgular" planladıklarına dair haberlerin basında yer aldığına işaret edilen dilekçede, "Cumhurbaşkanımız ve bazı devlet büyüklerinin de söylediği gibi bu terör örgütünün devlet içerisinde bir yapılanmasının olduğunu, yargılandığımız davadan, diğer davalardan ve devleti ele geçirme çabalarından anlamaktayız. Yine basından takip ettiğimiz kadarıyla 'Paralel Yapı' olarak tabir edilen bu yapının, Fetullahçı Terör Örgütü adında birçok soruşturması devam etmektedir" denildi.

"İzmir'deki Askeri Casusluk Davası"na ilişkin soruşturmayı yürüten dönemin savcı ve hakimleri hakkında araştırma yapılması talep edilen dilekçede, soruşturmayı yürüten, tutuklamaları yapan, yargılama sürecini sürdüren savcı ve hakimlerin FETÖ/PDY üyesi olup olmadıklarının, örgütten talimat alıp almadıklarının ve bu yönde faaliyet gösterip göstermediklerinin araştırılması istendi. 

- Özel hayatın gizliliğinin ihlali

Dava sürecinde TSK'dan istifa eden bir asker sanık ise HSYK Başkanlığına gönderdiği dilekçede, dinleme kararı sonrasında iddia olunan suçla hiçbir ilgisi bulunmayan, tamamen özel hayatına ilişkin konuşmalarının kayıt altına alınarak iddianameye konulduğunu, konuyla ilgisi olmayan birtakım kişiler ve basın aracılığıyla bu görüşmelerinin yayınlandığını, görüştüğü kişileri de rencide edici bir durumun ortaya çıktığını kaydederek, savcıyla ilgili ayrıca bir soruşturma yapılmasını talep etti.