"Gizli bilgi ve belge bulundurma" davası

"Gizli bilgi ve belge bulundurma" davası
"Gizli bilgi ve belge bulundurma" davası
- İzmir'de, tutuksuz 357 sanığın yargılandığı davada, sanık Hakan Oğuzhan'ın evi ve iş yerinde yapılan aramalara katılan polis memurları dinlenildi - Tanıklara, Oğuzhan'ın iş yerinde yapılan aramanın kamera kayıtları ile arama tutanağındaki çelişkiler soruldu

İZMİR (AA) - İzmir'de aralarında muvazzaf askerlerin de bulunduğu 357 kişi hakkında "Askeri gizli bilgi ve belge bulundurma" suçlamasıyla açılan davada, sanık ve tanık ifadelerinin alınmasına devam edildi.

Tutuklu sanığın bulunmadığı duruşmaya, bazı sanıklar ile avukatları katıldı.

Duruşmada, sanık Hakan Oğuzhan'ın yerinde yapılan aramanın kamera görüntüleri izlenirken, çalışmalara katılan polis memuru Abdi Duran, İzmir Savcılığından Kaş'taki bir kişinin iş yerinde arama yapılması talimatının geldiğini, adrese gittiklerinde hazirun huzurunda, eldiven kullanarak ve kamera kaydı da yaparak, kanuna uygun şekilde aramayı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Mahkeme Başkanı Orhan Kızıltaş, tutanakta dolabın üst kısmında dosya içerisinde flaş bellek ve CD'lerin bulunduğunun yazıldığını, bunun görüntülerle bağdaşmadığını, zira görüntülerde materyallerin dosya içinde bulunmadığını belirtmesi üzerine Duran, olayın üzerinden 3 yıl geçtiği için tutanağı kimin yazdığını, materyalleri kimin bulduğunu, masanın üzerine flaş diski koyan polisin ismini hatırlamadığını ifade etti.

Tanık polis memuru Hüseyin Kılıç, arama tutanağını kimin yazdığını, yazdırdığını tam olarak hatırlamadığını, ama sicilce deneyimli polislerin yazdırdığını söyledi.

Kızıltaş, aramada hazirun olarak bulunan tanık İbrahin Kocaer'in mahkemeye verdiği ifadede arama sırasında bir polisin bir telefon görüşmesi yaparak, "Biz aradığımızı bulduk" dediğini aktardı. Kılıç, böyle bir şeyi hatırlamadığını bildirdi.

Mahkeme Başkanı Kızıltaş, sanık Hakan Oğuzhan'ın arama esnasında iş yerinde olup olmadığını sorunca, Kılıç iş yerinde olmadığını söyledi. Bunun üzerine Kızıltaş, arama görüntülerini izletti ve "Oğuzhan'ı görüyorsunuz görüntüde. Yani iş yerindeymiş arama sırasında. Tutanakta isim ve imzası yok. Bunun nedenini biliyor musunuz?" diye sordu. Kılıç, bunu da hatırlamadığını söyledi.

Kızıltaş'ın, delil olarak bulunan materyallerin dosya içinden çıkmamasına rağmen tutanakta böyle yazıldığını belirterek, bu durumun nedenini sorması üzerine Kılıç, dosya içinden düşmüş olabileceğini söyledi.

Mahkeme Başkanı, "O zaman öyle yazacaktınız. Dosya içinden çıkmasıyla düşmesi arasında fark vardır. Öyle olsaydı yazardınız" dedi.

Kızıltaş, sanığa tutanak ile kamera kaydının çeliştiği başka görüntüler de izletti ve aramaya gitmeden önce ne bulacaklarına dair önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediklerini sorunca Kılıç, "hayır" yanıtını verdi.

Nevzat Yörük, Oğuzhan'ın evi ve iş yerinde arama yapan ekipten olduğunu, sicilce kendisinden yüksek bir memurun tutanağı kendisine yazdırdığını söyledi.

Tutanak ile görüntülerdeki çelişkileri sorulduğunda ise arama detaylarını hatırlamadığını ifade etti.

Sanık Oğuz Okuyucu'nun, ev ve iş yerindeki aramaların neden sırayla değil de aynı anda yapıldığını sorunca, Yörük sürenin kısıtlı olmasını gösterdi.

Hakan Oğuzhan'ın işyerinde çalışan Murat Bol, polislerin arama yaptığı esnada büroda olduğunu, kamera çekimi yaparak aramayı gerçekleştirdiklerini anlatırken, Kızıltaş'ın sorusu üzerine polislerin "Aradığımızı bulduk" dediklerini duymadığını aktardı.

- Derhal beraat talebi

Sanık avukatlarından Nevzat Güleşen, tüm kumpasların en kötüsüyle karşı karşıya olunduğunu, bu davada Donanma Komutanının da yargılandığını, bu sene YAŞ kararlarında oramiralliğe terfi ettiğini belirterek, "Bir tane kaptan-ı deryamız var. O da sizin davanızda yargılanıyor. Bu davadaki başka askerler de terfi ettirildi. Demek ki YAŞ kararlarını veren heyet de sizin bu davanıza inanmıyor, güvenmiyor. Burada iki 'casus' sanığımız, Deniz Kuvvetlerinin en etkili iki filosunda görev yapıyorlar" diye konuştu.

Sanık Onur Süer'in, Marmaris'te yargılandığı davada üzerine atılan "çirkin" isnatlardan beraat ettiğini aktaran Güleşen, "O davadaki deliller bu dava dosyasından gönderildi. Ve oradaki mahkeme delilleri hukuki bulmayarak beraatine karar verdi, ama aynı delillerden burada yargılanmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı.

Güleşen, filo komutanı Oğuz Okuyucu'nun istifa ettiğini anımsattı.

Muvazzaf askerlerin yurtdışı görevleri olmasına rağmen davada yurtdışı çıkış yasağı kararı nedeniyle bu görevlerini ifa edemediklerine değinen Güleşen, "HSYK 2. Daire Başkanı, bu davanın adını vererek bir kumpas olduğunu söyledi. Ama bu dava devam ediyor. Top mu çeviriyoruz anlamıyorum" diye sordu.

Nevzat Güleşen, Balyoz, Poyrazköy gibi askerlerin de yargılandığı altı ayrı davada, sahte delil üretenlerle ilgili suç duyurusunda bulunma kararının çıktığını, bu dava uzatıldıkça, salondaki insanların mağduriyetinin arttığını, dolayısıyla devlete zarar verilmiş olduğunu, zira hepsi için tazminat davası açacaklarını kaydetti.

Güleşen, bilirkişi raporu dahi beklenmeden tüm sanıkların beraatine karar verilerek davanın bitirilmesini talep etti.

Mahkeme heyeti, duruşmaya yarın devam edilmek üzere ara verdi.

- Davanın geçmişi

TMK 10. maddesiyle görevli savcı Zafer Kılınç'ın "Askeri gizli bilgi ve belgeleri ele geçirme, bulundurma" suçlamasıyla 49'u muvazzaf asker, 357 sanık hakkında hazırladığı iddianamede, sanıklar hakkında 2 yıl ile müebbet hapis arasında değişen cezalar istenmişti.

İddianamede adı geçen 831 mağdurdan, aralarında devlet memuru, asker ve MİT mensubunun da bulunduğu çok sayıda kişinin suç örgütü tarafından "fişlendiği" iddia edilmişti.

Çete lideri olduğu iddiasıyla suçlanan marina işletmecisi Bilgin Özkaynak ile Narin Korkmaz hakkında, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kişisel verileri kaydetmek, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek" suçlarından müebbet ve 9'ar yıl, sanıklar arasındaki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Veysel Kösele hakkında ise "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, yasaklanan bilgileri temin etmek" suçlamasıyla 2 ila 6 yıl hapis cezası talep edilmişti.

TMK 10. maddesiyle görevli İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinde 16 Nisan 2013 tarihinde görülmeye başlanan davada bugüne kadar 44'ü Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince olmak üzere tutuklu 69 kişi tahliye edilmişti.

Daha sonra özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin ardından davanın İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi kararlaştırılmış, 5'i asker 10 tutuklunun da bu mahkemece tahliye edilmesiyle 357 sanıklı davada tutuklu sanık kalmamıştı.

20 Ekim 2014'te görülen duruşmada ise Milli Savunma Bakanlığının müdahillik talebi, "suçtan zarar görme ihtimali bulunduğu" gerekçesiyle kabul edilmişti.