2 x 2 kaç eder

2 x 2 kaç eder
2 x 2 kaç eder

Cel l Üster

'Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ün çevirmeni Celâl Üster, 'Bu kitap günümüz için de bir uyarı' diyor. Üster, İngilizce baskıdan kaynaklanan kiritik bir hatayı bu yeni çeviride düzeltmiş
Haber: KAYA GENÇ / Arşivi

‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün yeni çevirisine yazdığınız önsözde, 1984’te basılan Nuran Akgören çevirisinde yıllarca devam eden bir hatadan bahsediyorsunuz. Bunu nasıl fark ettiniz?
Penguin Books’tan çıkan Nineteen Eighty-four’un 1990 basımının başında, Peter Davison’ın Metne İlişkin Bir Not’u var. Davison, burada bu olayı anlatıyor. Orwell’ın romanının sonlarında yer alan “2 x 2 = 5” formülündeki “5” rakamı baskı kalıbından düşmüş; bu yanlış, yapıtın, Secker&Warburg ve Penguin Books’tan yayımlanan özel 1984 basımları da dahil olmak üzere birçok İngilizce basımda yinelenmiş. Anlaşılan, daha önceki Türkçe çeviri de bu basımlardan birinden yapılmış. 

İlgili bölümün “2 x 2 = 5” yerine “2 x 2 = ” şeklinde yayımlanması nasıl bir anlam farklılığına yol açıyor?
Bildiğiniz gibi, Winston’a O’Brien tarafından ağır bir işkence, yoğun bir psikolojik baskı uygulanıyor ve düşünce sistemi çökertilmeye çalışılıyor. Amaç, Winston’ın Büyük Birader’e kayıtsız koşulsuz boyun eğmesini sağlamak. Başlangıçta, “2 x 2 kaç eder?” sorusunu “4 eder” diye yanıtlayan Winston, sonunda masanın üstündeki toz tabakasına parmağıyla “2 x 2 = 5” diye yazınca, kendisinden istenen yanıtı vermiş, yani teslim olmuş oluyor. Ama burada “5” rakamının düşmesi ve Winston’ın yazdığı formülün “2 x 2 =” diye çıkması, hiç kuşkusuz, okuyucuda Winston’ın hâlâ teslim olmadığı, baskıya direnebildiği izlenimini uyandırıyor. Yani Winston’ın anlatmak istediğinin tersi bir anlam çıkıyor. 

Kitabı ilk ne zaman okudunuz? Kültüre, siyasete ve hayata bakışınıza nasıl bir etkisi oldu?
Yanılmıyorsam, Lise I’de okumuştum. Dostoyevski’leri oburcasına okuduğum sıralar. İngiliz Erkek Lisesi’ndeki hocamızdan duymuştum Orwell’ı. O güne kadar okuduğum kitaplara hiç benzemiyordu. Ktabı ikinci kez okurken Mamak’taydım. 12 Mart ve askeri cezaevi , kuşkusuz, bu romanı okumak için ‘biçilmiş kaftan’dı. Kitapta betimlenen karanlık ortamın tam da içindeymişim gibi gelmişti bana. Açıkçası, hücresinde yatan Winston’ın dışarıdan kulağına çalınan postal seslerini her gün ben de duyuyordum. 
Romanı, geçen yıl çevirmeye başlamadan bir daha okudum. Hiç kuşku yok ki, aynı romandı. Ama ben, aynı ben değildim. Bu üçüncü okumanın daha “ayık”, daha nesnel bir okuma olduğunu sanıyorum. “Neden?” diye sorarsan, “İdeolojik bağnazlıkları olabildiğince geride bıraktığım için!” diye yanıtlarım. Kitaba yazdığım Önsöz’de de uzun uzadıya anlatmaya çalıştım.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yalnızca bir Stalin diktatörlüğü taşlaması olsaydı, 21. yüzyıla kalan bir başyapıt olmaz, bir modern klasik olup çıkmazdı. Orwell’ın bu karşı-ütopyası, okurları, geçmişin, belleğin, düşünmenin, dilin, aşk ve erotizmin silinip yok edildiği bir toplumda yaşanan insanlık karabasanıyla yüz yüze getirdiği için, yazıldığı dönemin güncelliklerini aşan bir yapıt. Önyargıların, hoşgörüsüzlüklerin, bağnazlıkların, baskı ve zorbalığın egemen olduğu bir toplumun betimleyen bu roman, yalnızca geleceğe ilişkin değil, günümüze ilişkin de bir uyarı. Gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacağına ilişkin bir uyarı çığlığı… 

Orwell’in başka kitaplarını da çevirmen olarak yeniden ele almayı düşünüyor musunuz?
Doğrusu, çok isterdim. Örneğin, ‘Katalonya’ya Selam’ı çok severim. Hem çok güzel bir kitaptır, hem de Orwell’ın Komünistlere karşı tutumundaki can alıcı bir değişimi konu aldığı için onu daha iyi anlamamızı sağlar. Ama Orwell’ın pek çok kitabı gibi Katalonya’ya Selam da çevrildi. Yine de, Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört gibi iki başyapıtını çevirme olanağı bulduğum için kendimi talihli sayıyorum.