21. yüzyılın Tolkien'i

21. yüzyılın Tolkien'i
21. yüzyılın Tolkien'i
George R R Martin'in son romanı 'Ejderhalarla Dans', hem çok sattı hem olumlu eleştiriler aldı. Yazar hakkında oldukça iddialı yazılar yazıldı. Martin'e 'Ameraklı Tolkien' yakıştırması yapılıyor
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

Independent gazetesi geçen günlerde George R R Martin üzerine ‘21. Yüzyılın Tolkien’i’ başlıklı bir profil yazısı yayımladı. Bu, oldukça iddialı bir başlık ama onu daha da iddialı yapan bir özelliği var: Tekrar olması. Aynı sözün başka bir versiyonu ‘Amerikalı Tolkien’, George R R Martin için Time dergisi tarafından kullanılmıştı. Independent’ın kültür sanat sayfaları editörlerinin önceden kullanıldığını bildikleri halde bu sözü tekrarlamayı seçmelerinin tek bir nedeni olabilir. Martin için en uygun tanımın bu olduğuna gerçekten inanmaları.
George R R Martin’in son romanı ‘Ejderhalarla Dans’, (yedi kitap olması planlanan) Buzun ve Ateşin Şarkısı serisinin beşinci kitabı, hem yüksek satış rakamları hem olumlu eleştiriler elde etti. Roz Kaveney, The Independent’a yazdığı hayranlık dolu eleştiride “Bu kadar popüler ve bu kadar geniş çaplı bir yapıtın insanların söyledikleri kadar iyi olduğunu kabullenmek zor,” diyordu. Jace Lacob, The Daily Beast’te “Martin’in şimdiye kadar yazdığı en iyi eser, okuyucunun Martin’in yarattığı unutulmaz karakterler güruhuna ve bu karakterlerin yaşadıkları vahşi, göz alıcı, korkunç dünyaya olan tutkusunu daha da körükleyen, gerilimli ve dur durak bilmeyen bir başyapıt,” diye yazdı ve Time dergisi yukarıda da belirttiğim gibi Amerikalı Tolkien olarak onu 2011 yılının dünyanın en etkili 100 kişisi listesine dahil etti. ‘Amerikalı Tolkien’ sözü yazarın fantastik edebiyat türünde epik bir eser yazıyor olması açısından doğru olsa da insanı yanlış yönlendiren bir değerlendirme. ‘Yüzüklerin Efendisi’ neresinden bakarsanız bakın iyilerin ve kötülerin olduğu klasik bir hikâye. Martin’in fantastik dünyası Westeros ise her biri farklı nedenlerle eyleme geçen derin karakterlerden oluşuyor. “Yazılmaya değer tek şey kendiyle çelişen insan kalbidir, diyen William Faulkner’a hep hak vermişimdir” diyor Martin. “Her zaman bunu temel prensip olarak kabul ettim. Gerisi işin süsü. İsterseniz içine ejderha koyarsınız, isterseniz uzaylılardan veya vahşi batıdaki bir kovboydan bahsedersiniz. Son kertede yazdığınız insan kalbinin kendiyle çelişmesidir.” 

Tembel Martin, romanı bitir!
“Martin’in dünyasında sihirli kılıçlar veya mistik arayışlar yok, az miktarda büyü, bol miktarda seks ve şiddet içeren politik bir dünya onunki,” diyor Independent’ın yazarı ve bu yorumu yazarın bir sözüyle destekliyor, “Çok fazla büyü kullandığınızda hikâyeyi zorlamış oluyorsunuz. Kimse her seferinde büyünün günü kurtardığı maceralar okumak istemez.” Martin tam bir kurgu dehası, yüzlerce karakter içeren düzinelerce ayrı olay akışını aynı anda yürütme becerisine sahip. Bir dönem senarist olarak Hollywood’da çalışan yazar, bu yeteneği orada kazandığını söylüyor ama onu roman yazmaya iten de televizyondan bunalması: “Ne zaman bir senaryo teslim etsem ‘iyi hoş ama George, karakterleri biraz kısmalısın’ derlerdi ya da içinde bin kişinin olduğu bir sahne yazardım ama çekime gelindiğinde iki kişinin düellosuna dönüşmüş olurdu. On yılın ardından bundan bıktım. Benim yazmak istediğim bütçe veya çekim programlarını dert etmek zorunda kalmayacağım uçsuz bucaksız romanlardı.” Buzun ve Ateşin Şarkısı serisinin nasıl bu hale geldiği sorulduğundaysa Tolkien’in bir sözünü tekrarlıyor: “Hikâye, hikâyeleşirken büyüdü.” Başladığında aslında üçleme yazmaya niyetli olduğunu ekliyor. “Ama daha birinci kitap bitmeden o planı kaldırıp atmam gerekti.” Şimdiki plansa yedi kitapta hikâyeyi toplamak.
HBO, seriyi diziye dönüştürdüğünde yapımcılar dizinin konusunu “Orta Dünya’da Yaşayan Sopranolar” olarak tarif etmişti. Geçen günlerde 35 milyon sterline mal olan birinci sezonun 13 dalda Emmy’ye aday olduğu açıklandı. Yine de Martin için bu noktaya gelmenin kolay olduğunu sanmayın. Serinin bu yıl yayımlanan kitabını bir türlü tamamlayamadığı için bir zamanlar hayranı olan okuyucular “tembel Martin, romanı bitir” eylemleri yapılmış, kitap fuarlarında terbiyesizlik denilebilecek gösteriler gerçekleştirilmiş ve yazara çıldırtıcı bir baskı uygulanmıştı. Öyle ki Neil Gaiman sonunda çıkıp “George Martin sizin uşağınız değil” deme ihtiyacı bile duydu. Üstüne bir de yayınevi, kitabın parasını okuyuculardan iki-üç yıl önceden toplayınca insanlar iyice küplere bindi. (Kitabın yayın tarihi sürekli ertelendiği için yayınevi de zor duruma düştü.) Biraz Rowling’e son Potter için uygulanan baskıya benziyor. Ama Rowling’in aksine Martin baskılara boyun eğmedi ve roman, ne zaman bittiyse o zaman yayımlandı. (Serinin ilk kitabı ‘Taht Oyunları’ Türkçede Epsilon’dan çıkmış.)

Okumayı beklediğimiz hayatlar
Eylül ayıyla beraber yaz kitapları sezonu kapanacak ve yılın ikinci yarısının ilk önemli kitapları raflardaki yerlerini alacak. Gazetelerde şimdiden çıkmaya başlayan makaleler bir gösterge kabul edilecek olursa ABD ’de sonbaharın en çok konuşulacak kitapları biyografiler ve anı kitapları. Bunlardan ilki Condoleezza Rice’ın Crown’dan çıkacak olan ‘No Higher Honor: A Memoir of My Years in Washington’ (Daha Büyük Bir Onur Olamaz: Washington Yıllarım) isimli politik-anı kitabı. Adından da anlaşılacağı üzere Rice kitapta Bush döneminde Washington’da yaşadıklarını anlatıyor. Crown’ın yayımladığı tanıtım bültenine göre Rice, bu kitapta 11 Eylül saldırısı ve sonrasında yaşananları, 11/9 Komisyonu önüne çıktığında neler hissettiğini de yazmış.
Ama tartışılan tek anı kitabı Rice’ınki değil. Bush döneminin bir diğer ağır topunun anıları da bu sonbahar ABD kitapçılarında yerini alacak. Dick Chaney’den bahsediyorum. Ne var ki bu kitap, diğer örneklerden çok önemli bir iddiayla ayrılıyor. Washington Post’un ifadesiyle: “Dick Chaney’in kitabı diğerlerinden farklı çünkü kitabı kendi yazdı.” Politikacıların adlarını taşıyan neredeyse bütün anı kitaplarının ve hatta otobiyografilerin bu işle görevlendirilmiş parti personeli veya gölge yazarlar tarafından yazıldığı düşünülürse bu, çok önemli bir özellik. Kitabı diğerlerinden ayıran ikinci bir özellikse yazarının kabalaşmaktan kaçınmaması.
Hemen söyleyeyim, bence en çok Steve Jobs satacak. Evet, geldik sonbaharın üçüncü kitabına. Apple’ın CEO’su Steve Jobs’un resmi biyografisi (yani kendisinin desteği ve onayıyla yazılan ilk ve tek biyografi). Jobs’un hiçbir şeyi anlatmaktan kaçınmadığı söylenen ve ABD’nin önemli biyografi yazarlarından Walter Isaac tarafından kaleme alınan yapıt sonbaharda raflardaki yerini alacak. Amazon’un ön siparişle satışa sunduğu kitabın şimdiden yüz binler sattığı söyleniyor.