80 ve karanlık

80 ve karanlık
80 ve karanlık

Leylâ Erbil?in ?Karanlığın Günü? kitabı ilk kez 1985?de yayımlanmıştı.

Leylâ Erbil'in her zaman küçük bir okur kitlesi olmuştur. Onu anlayan, eserlerindeki ironiyi gören okurların sayısı fazla değildir; buna rağmen az sayıda olsa da okurlarını onun kadar derinden etkilemiş yazar azdır. Çok satanlar listelerindeki kadın yazarlardan çok farklıdır, bu ülkenin en bilge ve en 'falcı' yazarıdır Erbil
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Yaz aylarında, sevdiğimiz yazarların geçmiş yıllarda yayımlanmış, vaktinde okunmamış eserlerini ele almak için fırsat çıkıyor. Leylâ Erbil’in bütün eserlerinin yeniden yayımlanmasını fırsat bilip, daha önce okumadığım Karanlığın Günü romanını bir çırpıda okudum. Bir çırpıda okudum diyorum ama iki haftadır da roman hakkında hiç durmadan düşünüyorum, tekrar tekrar okuyorum. Öylesine çok tema, öylesine derin betimlemelerle dolu ki roman, anlamak, çözmek ve sonunda üzerine yazmak çok zaman istiyor.
Karanlığın Günü ilk kez 1985’de yayımlanmış. Yazıldığı tarihte bomba etkisi yapmış mıydı hatırlamıyorum. Aradan yirmi beş yıl geçtikten sonra, o yılları daha iyi anlatan bir roman yazılmadığını şimdi biliyoruz. 70’li yıllar direnmeyi, yeniliği, kadın hareketini, özgür düşünceyi temsil ediyorsa, 80’li yıllar da, özellikle Erbil’in bu romanında, ideallerin unutturuluşunu simgeliyor. Reagan-Thatcher politikalarının devreye girmesiyle, önce ideallerin işe yaramazlığını inandırıldı insanlar, sonra da idealler olmadan yaşamaya. Leylâ Erbil, Karanlığın Günü’nde önce tek bir insanın, daha sonra bütün milletin bellek yitirişinin öyküsünü anlatıyor.
Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Neslihan, ev işlerinden, iki çocuğundan ve yaşlı annesinin bakımından fırsat buldukça yazıyor; ne ünlü ne de paralı. Romanda betimlenen iki kadın yazar daha var. Biri beş parasız, karnını davetlerde doyuran İkbal, diğeriyse varlıklı, tanınmış, saygın yazar Asiye. Roman kahramanı Neslihan (ya da Nesli) bu iki kadının ortasında duruyor. Ne Asiye kadar başarılı ne de İkbal gibi işin başında. Asiye’nin kibrine sahip olmadığı gibi İkbal’in alçakgönüllülüğünden de eser yok. Dünyada kendi yerini belirlemeye çalışan biri Neslihan. İki yazarın orta yerinde durduğu gibi, annesi ve kızının arasında da orta yerde duruyor. Hem annesine hem de kızına uzak; daha doğrusu, her ikisinden de gittikçe uzaklaşıyor. Aslında roman boyunca kimseye yakın hissetmiyor kendini. Dostluk ve yakınlık geçmiş zamanda kalmış, şimdi boşluk içinde yeni bir kişilik oluşturmaya çalıştığını görüyoruz. 80’li yılların boşluğu, Neslihan’ın içine düştüğü boşlukla paralel anlatılıyor.
Romanın büyük bir bölümü, Neslihan’ı dost çevresi içinde, bir çiftin evinde verilen bir davette anlatıyor. Bir tek toplantı mı yoksa düzenli toplandıkları evde birçok gece mi anlatılıyor belli değil. Neslihan’ın kocasının bu toplantılardan hoşlanmıyor olması, belli bir sıklıkta tekrarlandıklarının göstergesi fakat yine de bir tek gece gibi okunabilecek bir davet bu. Gecenin sonunda yapılan bir bomba ihbarı, davetlilerin evde mahsur kalmalarına neden oluyor. Yaşadıkları korkulu saatler, onları yakınlaştırıyor. Sanki ölümün gölgesi davranışlarını etkiliyor. Gecenin sonunda bir tek kişi ölüyor fakat o da bombadan değil: kalp hastası olan evdeki hizmetkârın kalbi bu heyecana dayanamıyor.
Oysa davet boyunca konuşulan konuların başında devrim, halk için savaşma, yazar olarak kendini feda etme geliyor, tüm bu konuların ardından ölen kişinin evdeki çalışan Çingene asıllı yardımcı olması kuşkusuz çok ironik. Erbil belki de burjuvazinin kendini başka sınıflar için harcamayacağını, hesapların başka şekillerde yapıldığını göstermek istiyor:
“... geleceğe ait hiçbir belirleyici katkımız olmadığını, olamayacağını da bilmemize karşın bize verilmiş bir görevi bu görevi bize kimin verdiğini bilmeden, adının tarihi sorumluluk olduğunu sandığımız bu görevi oynamaya böylece başlardık...”

Erbil’in dilinin esnemeleri
Romanda eski ideallerini hayal kırıklığı ile değiştirmiş çok sayıda karakter olduğu gibi, kısa zamanda servet sahibi olan eski solcular da var. Anlatılan dost çevresinde kirlenme çok fazla. Tek kirlenmemiş Neslihan’ın öğrenci kızı Bilge. Gerçekten de Bilge “korkma anne, o kadar da kötü değil insanlar, şimdiye kadar hiçbir kötülük çıkmadı... Böyle olduğumu anlayıp beni sevenler de var” diyecek kadar yürekli ve iyi niyetli. Bilge’nin katıldığı öğrenci hareketi devrim yapmak yerine, doğrudan yoksullara yardım etmeyi amaçlıyor; oysa Neslihan ve onun nesli, büyük ideallerle devrim için bütün enerjilerini harcamışlardır. Sonunda onca enerji verdikleri kavgaları ortada bir şey kalmadan tükenir. Leylâ Erbil, Neslihan ile Bilge’nin hayat kavgalarını karşıtlık olarak koyduğu için, iki neslin farkı, umutları, kırıklıkları zıtlık içinde çok net görünüyor. Bilge’nin de kırıklıkları oluyor, bunlar romanın merkezine uzak oldukları halde bence çok ilginçler. Romanın en hoş karakterlerinden biri olan Bilge, önce akıl gözüyle, sonra da gönül gözüyle dünyaya bakıyor. Politik hayal kırıklıkları sonunda insanların inanç, tarikatlar, mistisizm gibi konulara yönlenmeleri, gerçekten de new age çağını iyi anlatıyor. Erbil’in buna yıllar önce dikkat çekmesi bugün daha da ilginç geliyor.
Karanlığın Günü Leylâ Erbil’e özgü dil esnemeleriyle de ele alınmalı. Bazen üç virgülü peş peşe kullanan, bazen tümceleri bitirmeden, adeta nefessiz bırakan Erbil, dilin kurallarıyla en çok oynayan yazarların başında gelir. Dil bu romanda da tam anlamıyla araçtır. Duyguları sadece anlatmakla kalmaz, gösterir de. Romandaki en iyi örnek, Neslihan’ın annesiyle ilgili bölümler: bakımevine bırakılmış, hızla belleğini yitiren anne, yaşlılığından dolayı küçülmektedir de. Onun bellek yitimi ve küçülmesiyle orantılı olarak anlatıldığı bölümler, gittikçe sayfanın sağına kayarak dizilmiştir. Satırlar gittikçe küçülür, gittikçe kenara itilir. Aynı yaşlılığında bakımevine bırakılan, bedeni gittikçe farklılaşan, yatağın içinde kaybolan anne gibidir onun anlatıldığı satırlar. Belleğini yitirişi de aslında roman içinde çok farklı anlamlarda karşımıza çıkar. İlk başta nesnelerin ve insanların kaybolduklarını zanneder; aslında gerçekten de yaşlanma, bir yitiriştir. Yaşlandıkça sevdiklerini, eşyalarını, evini, sağlığını, hatıralarını yitirir. Yazar, yaşlı kadının belleğini yitiriş öyküsünü, insanlığın umutlarını ve belleğini yitirişiyle benzeterek yan yana getiriyor. Anlattığı bir kişi iken, bir toplum ya da insanlık olabiliyor. Romanın sonlarına doğru yaşlı anne ile Neslihan ve hatta kızı Bilge bir şekilde bütünleşiyorlar, aynı yitiriş içine giriyorlar.
Karanlığın Günü’ndeki ilginç karakterlerden biri, ünlü yazar Asiye. Varlıklı bir aileden gelen, herkesin hayranlık duyduğu ama bir ölçüde de çekindiği biri. Asiye’nin ilginçliği, Tourette sendromu denilen bir hastalığının olması. İstemsiz olarak aklına gelenleri tik halinde söyleyen Asiye, bütün bir çevrenin ne denli ikiyüzlü olduğunu da çok güzel ortaya koyuyor. Yoksullara yardım ederken bir anda küfür ederek onları aşağılaması, onun gerçek duygularını, gerçek yüzünü gösteriyor. Fakat daha ilginci, ünlü ve zengin olduğu için, insanlar hiçbir zaman onun bu istemsiz küfürlerini yüzüne vurmuyorlar; çünkü onlara yardım etmeyi sürdürüyor. Duymamış gibi yapmak herkesin işine geliyor. Böylece hem Asiye’nin hem de tüm çevrenin ikiyüzlülüğü sergileniyor.
Romandaki ironiden bahsetmeden olmaz. Annesini bakımevine bırakan Neslihan, burada yaşlılara korkunç davranıldığını bilir. Yıkanmayan, bakılmayan, sevgi gösterilmeyen hatta dövülen yaşlılar barınırlar “bakımevi”nde. Annesi bakımevinin bedava olup olmadığını sorduğunda, “Devlet bedava, vaktiyle ödediklerini şimdi sana geri veriyor” diye yanıtlar. Bu yaşlı kadının yediği dayakları açıklar! Bir başka seferinde annesi “öğrenmişsin bir laf, korkma korkma, gel sen yat benim yerimde de sen korkma” der kızına. Bakımevinin koşullarının ağırlığı romanın bütününe yansır çünkü romanın ilk tümcesi “Bir misafirhane burası,,, bu dünya,,, koltuk,,, evrende,,, oturuyorum...” sözleri bakımevi ile hayatı eşanlamlı kılar. Yaşlı anne, herkesi simgeler. Roman bu benzetmelerden güç kazanır.
Leylâ Erbil’in her zaman küçük bir okur kitlesi olmuştur. Onu anlayan, eserlerindeki ironiyi gören okurların sayısı fazla değildir; buna rağmen az sayıda olsa da okurlarını onun kadar derinden etkilemiş yazar azdır. Çok satanlar listelerindeki kadın yazarlardan çok farklıdır, bu ülkenin en bilge ve en “falcı” (Neslihan’a annesi böyle hitap eder!) yazarıdır Erbil.

KARANLIĞIN GÜNÜ
Leylâ Erbil
İş Kültür Yayınları
2009
338 sayfa
16 TL.