Abartılmamış bir yazar: Çehov

Abartılmamış bir yazar: Çehov
Abartılmamış bir yazar: Çehov
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Anton Çehov hakkında yeni ne söylenilebilir ki? Neredeyse bir asrı geçen zamandır okunan, sevilen, hakkında araştırmalar yapılan, herkesin bir şekilde adını duyduğu bir yazar o. Fakat şöhretinin altında ezilmemiş, bir tohum değeri taşıyan sembolik yazar kimliğiyle her kuşağın sevgilisi olmayı sürdürüyor. Bir tür yazıyla gelen mutluluk ikisiri. Ne Rus ne de belki de dünyanın gelmiş geçmiş en acıklı yazarı olmasının da bir önemi yok. İnsanı tam da en ironik yanından çekip çıkaran zekâsıyla Çehov aslında tam da bir insanlık yazarıdır. Bıkmadan usanmadan, döne dolana ısrarla anlattığı tipler en doğal halleriyle herkese dokunacak bir yolu mutlaka bulurlar. Abartılmamış bir yazardır Çehov. Şöhretinin karşılığını her okuyuşta bitmeyen insan sevgisi ve insancılığıyla armağan eder varlığını. Onun kadar insanı alaya alarak yücelten kim vardır? Okur her yaşta ve çağda, karda kışta dışarıda kalmış serçeler gibi kırıntılar bulabileceği gibi yüksek gökdelen katlarında, uzun süreli uçak yolculuklarında da kendisini bulacaktır. Okunması kolay bir yazardır o. Fakat attığı tokatları doktor çekiçleri gibi sinirleri ölmüş dizlerde ilkin pek hissedilmese de yavaş yavaş duvarlara yansıyan seslerden kulak içlerine oradan da ruha yayılır. 

Kitap sevmeyen neyi sever?
Everest Yayınları nicedir yayın kalitesini ve ulaşılabilirlik kolaylığını yitirmiş Çehov öykülerini yeniden basıyor. Seri tamamlandığında yayıncılık açısından da önemli bir hamle olacak belli ki bu çaba. Zaten Çehov’un öykülerinde her zaman saklı duran okuma çağrısı böylesi estetik hamlelerle tamamlanınca okur kendisini de şanslı sayacaktır. Kendi payıma bazen yaparım bunu. Sevdiğim yazarların kitapları estetik bir şölenle de karşıma çıkarsa masamın üstüne dizerim. Dokunurum. Yan yana üst üste koyarım. Öyle ya, kitap sevmek diye bir şey de var şu kısacık hayatta. Kitap sevgisi ne başka sevgilere benzer ne de başka sevgilerin dünyasından çalar. Kitabı sevmeyen ya neyi sever?
Belki on yıl evvelinde kendimce bir kural koymuştum. Mutluluk tableti yutarcasına ‘her gece yatmadan önce bir Çehov okumalısın’ demiştim. Hizmeti elbette unutulmaz ya, Cem Yayınları serisinden okuyup durmuştum Çehov’u. Hiç beklenmedik anda insanı gülme krizine sokan, hiç ummadığın anda en basit konulardan en evrensel sorular üreten, dahası insanın o trajikomik yazgısını bir varlık doktoru gibi her muayeneden sonra yeniden keşfettiren mizacıyla Çehov, sokağımızda, lokantalarda, sarhoşlar arasında, tren yolculuklarında, uzak köylerde, devlet dairelerinde, nüfus müdürlüklerinde, mahkeme salonlarında, çarşı ve pazarlarda, milli bayramlarda, sanat sergilerinde elini her an şapkasına götürecek adam çevikliğiyle çenesini kaşımayı sürdürüyor. Bir vesileyle tamamladığım her gece bir Çehov okuma isteğimi yeniden depreştirdi şimdi bu yayınlar. Ve kaç gündür ‘Kırlarda Bir Gün’ ile yaşıyorum. Hatta bazen korkuyorum, bitecek bir cilt daha sona erecek diye. Oysa Çehov biter mi? Sanki doyumsuz olacağını bildiği için bunca yazmıştır kendisi. Bitmez bir imanla. İnsana tükenmeyen yüzünü göstermek, denizlerin altındaki denizi, çakılların içindeki çakılı, yazının içindeki yazıyı, saçmalığın içindeki saçmalığı da yazmak istemiş gibidir. Tedirginlik sönmeyen ateş gibi kararın önünde titrer öyküler boyunca. Sanki, yazar merakı denilen bir şey vardır da Çehov sadece tıp doktorluğu değil zaman, eşya, olay, psikoloji ve aktüalite doktorluğu da yapmıştır. Bankacıları, noterleri, müsteşarları, tembelliği, ikiyüzlülüğü, kadınları, ahmaklığı, kurnazlığı her ama her şeyi bu yüksek muayene tecrübesine borçludur! 

Öykülerdeki ruh
Fakat bu borç, bedeli ölümsüz öykülerle ödenmiş bu borç karşısında, okuma zevkinin bahçelerinde gezinmek isteyen okur için her zaman bir gölgelik her zaman bir söğüt gölgesi, her zaman elmaları gagalayan bir yaramaz kuş ve her zaman bir su bekçisi bulunacaktır. Dünyayı hiçe sayarak horlayan eczacılar, puro içmeye doymayan zenginler, hayalin kovasından başını hiç kaldırmayan yoksullar, yaşına doymayan güzellikler gibi gelip geçse bile gelip geçmeyen her zaman dipdiri yaşamayı sürdüren bu öykülerdeki ruhtur. Belki bir mezarlık gibi ölüm tarihleri ve mezar taşlarıyla dopdolu olsa da kitaplar, insan kendi neslini yenilemekte asla gecikmeyen bir varlıktır. Çehov’un her öyküsü Çehov’a bundan koşar, bundan döner.

KIRLARDA BİR GÜN
Anton Çehov
Çeviren: Mehmet Özgül
Everest Yayınları
2011, 342 sayfa, 16 TL.