Acı verici tedirginlikler...

Acı verici tedirginlikler...
Acı verici tedirginlikler...

Paris, 1929. James Stephens, James Joyce ve John Sullivan.

Her satırın yoğun çağrışımlarla yüklü olduğu 'Giacomo Joyce'da, James Joyce'un yazarlık serüveni net görülüyor
Haber: AYSEL SAĞIR / Arşivi

‘Giacomo Joyce’, James Joyce’un düz yazı ve şiir arasında bir üslupla kaleme aldığı son eserlerinden biri. Joyce, gitmekte olan gençliğine küçük bir ağıt yaktığı kitabında, kendisinden çok genç bir kadına duyduğu aşkla birlikte oluşan yaşam karşısındaki çaresizliğini dile getiriyor. Yayımlamayıp, ‘kendisine sakladığı’ eserinde Joyce, kağıda döktüğü satırlarla bir anlamda, kendi geçmişini de özet niteliğinde sunuyor. Her satırın yoğun anlam ve çağrıştırmalarla yüklü olduğu kitapta aynı zamanda Joyce’un yazarlık serüveni görülüyor.
‘Giacomo Joyce’un anlatıcısıyla tanıştığımız kitapta, Joyce, İngilizce öğrettiği genç kadınlardan birine aşık olacak, erotik sarsıntılar yaşayacaktır. Ancak, öğrencisinin kendisinden yaşça çok küçük oluşu gitmekte olan gençliğini hatırlatacaktır ona. Bütün bunlarla birlikte, hayatı görme biçimine yeni bir boyut daha eklenecektir yazarın. Kitabın asıl önemi de buradadır. Diğer eserlerinin derinliği göz önünde bulundurulup, bu kitanın da onlardan sonra geldiği düşünülürse tüm eserleri için konulmuş bir son nokta, bir tamamlayıcı olduğu niye düşünülmesin ‘Giacomo Joyce’un.
Joyce uzmanı Richard Ellmann’ın sunuş yazısında dile getirdiği gibi, kitapta kağıt üzerine geçirilmiş duygular, ‘Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ne de, ‘Ulysses’ de uyacak nitelik taşıyor: “On yıl öncekileri allayıp pullayıp ortaya çıkarmaya yarayan yeni erotik duygular belki biraz zayıflamıştır. Stephan’ın kızının İrlandalılığı Giacomo’nun kızının ise Yahudiliği simgelemesi biraz zorluk çıkarır; Ulysses’ta Joyce tüm ustalığını seferber eder ve her iki ırkın kendi içlerinde değişebilirliğini ortaya döküverir. Her iki kız da esmerdir ve (Sürgünler’deki Bertha gibi) her ne denli hayranlarının kafalarındaki uyduruk sahibiyete teslim olmaya zorunluysalar da bakirelikleri ön plandadır. Bir Portre’nin duygusal tercihlerine sadık kalınarak İrlandalı kıza ‘yabanıl ve baygın’ bir koku yakıştırılmışsa da Triyesteli kardeşinde bu reddedilmiştir.”
Joyce’ın diğer kitaplarındaki izleklerin neredeyse tümü, ‘Giacomo Joyce’un üzerinde dolaşır. Yanına sadece geçen gençliği için duyduğu hüznü ve kendisinden çok genç olan öğrencisine duyduğu aşkı almıştır. Bu da karşımıza zaman zaman şiir dizelerine benzer bir üslupla çıkar: “Bu yürek yaralı ve üzgün. Sevda ile çıkmazda mı?” Geceleri yürünen Dublin sokaklarında ‘başka bir adı inleyerek’ dolaşır ‘Giacoma Joyce’un baş kişisi. Yaşanan yoksunluk ve derin hüzün başka gerçeklere açılacaktır: Yahudi cesetleri yatıyor çevremde, kutsal batağında çürüyerek. İşte onun insanlarının gömütü, kara taş, umut vermeyen sessizlik.
‘Giacomo Joyce’da yer alan yazılar, Joyce’un diğer yapıtlarının şiirleştirilmiş hali demek doğru olmaz elbette. Zira şiirle düzyazı arasında bir yerde durmaları, yazıların açılabileceği alanları daha geniş kılmış. O geniş alanlar da, ‘Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ne, ‘Ulysses’e ve Joyce’un belli başlı diğer kitaplarının içine girmeyi olanaklı kılıyor.

GIACOMA JOYCE
James Joyce
Çeviren: Zeynep Avcı
Sel Yayıncılık
2011, 66 sayfa, 7 TL.


    ETİKETLER:

    İngilizce

    ,

    Dublin

    ,

    Kız

    ,

    Yaşam

    ,

    Şiir

    ,

    zaman

    ,

    genç

    ,

    koku