Afrika'yı tasavvur etmek

Afrika'yı tasavvur etmek
Afrika'yı tasavvur etmek

Uwe Timm

Morenga'nın isyanı gerçek bir hikâye. Uwe Timm, bu isyan sırasında yolları Namibya'da kesişen insanların hayatlarından kesitler vererek sömürgeciliğin yarattığı yıkımları konu ediniyor
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Çağdaş Alman edebiyatının en önemli ve etkili yazarlarından Uwe Timm’in Sıcak Yaz ve Kırmızı romanları 2008 yılında Türkçeleştirilmişti. Timm, her iki romanında da kendisinin de aktif biçimde katıldığı 68 isyanının Almanya’daki karşılıklarını ararken bir yandan da Nazi dönemine kadar uzanarak Alman toplumunun travmalarını araştırıyordu. 1978’de yazdığı Morenga, 20. yüzyıl başlarında Güney Afrika ’da geçen hikâyesiyle, bu iki romanından çok farklı gibi görünmekle birlikte, kölelerin onurlu isyanını ve o isyanı bastırmaya çalışan Alman ordusunun zihin yapısını sergileyerek, diğer romanlarıyla tematik bir bütün oluşturuyor.
Morenga’nın merkezinde Almanya sömürgesi Namibya’da 1904-1908 yılları arasında Jakobus Morenga önderliğinde yürütülen isyan yer alıyor. Kara Napoleon adıyla da ünlenen maden işçisi Morenga, daha önce de birkaç yerel isyana katılmış, 1904 yılındaki büyük isyanın önderliğini yapmış, uyguladığı gerilla taktikleriyle Alman birliklerine büyük kayıplar verdirtmiş, sonunda isyan Alman ve İngiliz birliklerinin ortak çabasıyla bastırılabilmişti...
Morenga’nın isyanı gerçek bir hikâye. Uwe Timm, bu isyan sırasında yolları Namibya’da kesişen insanların hayatlarından kesitler vererek sömürgeciliğin yarattığı yıkımları konu ediniyor.

Ciddi bir arşiv çalışması
Öncelikle belirtmek gerekir ki, ciddi bir arşiv çalışması yapmış Timm; gerçek olaylar, askeri belgeler, mektuplar ve günlüklerden yararlanmış, 1904-1908 yılları arasında Afirka ve Almanya’nın, hatta Avrupa’nın siyasi konjonktürünü ortaya koymuş. Afrika gerçeğini daha da anlaşılır kılmak için biraz daha gerilere gitmiş, 19. yüzyılın ikinci yarısında Güney Afrika’daki misyoner faaliyetlerini de eklemiş. Böylelikle kurmaca hikâye çok sağlam bir tarihsel arka plan kazanıyor. Söz konusu tarihsel arka planın önünde ise yazarın düş gücünden, siyasi duruşundan, tarih bilincinden yansıyan ironi yüklü sürükleyici bir hikâyeyi, her biri bir başka tuhaflıktaki roman kişileri şenlendiriyor...
Ve bir de savaşın yarattığı kayıplar, isyancılar, isyanı bastırmakla görevli Alman ordusunun her rütbeden subayı ve askeri var. Romanın ana karakteri olmaya en yakın isim Veteriner Gottschalk, Alman ordusunun hayvanlarına bakmakla görevli. Timm, Namibya’da yaşananları, emperyalizmin akıldışılığını Gottschalk karakterinin geçirdiği değişim üzerinden yavaş ama titizlik ve incelikle işlemiş. Afrika’da görüp yaşadıkları sonunda bir de Kropotkin’in kitabını okudukça- önce siyahlara, sonra savaşa, Morenga’ya ve Alman ordusunun işgaline bakışı değişecek, nihayetinde tuttuğu günlüklerdeki dili bile etkilenecektir Gottschalk’ın. Başlangıçtaki gördüğünü kayda geçiren kuru, basmakalıp dilin yerini cesurca resimler kullanan, hatta yeni kelimeler icat eden bir dil alacak ve son sayfalara şu notu düşecektir; “Nasıl oluyor da öldürebiliyoruz? İnsanlar başkalarını kurşuna dizerek veya asarak nasıl öldürebiliyor? Ve diğerleri bunu yıllık panayırdaymış gibi nasıl seyredebiliyor? Bu umursamazlığı ve onun altında yatan korkunç nefreti üreten şey ne? Belki kendi içlerinde olan bir şeyden nefret ediyorlar, yaşamın yaşayamadıkları bir parçasından. Merhameti öldürüp tüketen şey ne?”

Morenga’dan fanon’a, sartre’dan timm’e
Morenga’nın ve diğerlerinin, yani Afrika’da sömürgeciliğe baş kaldıran siyahların isyanı, Fanon tarafından teorize edilmişti. Sömürgecilerin baskı, zor ve tahakkümüne karşı verilen mücadelenin eşitler arası bir mücadele haline gelebilmesi, yani politik bir mücadele haline gelebilmesi için siyahların ‘ortaya çıkmaları-görünür olmaları’ gerekiyordu. Görünür olmanın tek yolu ise zora karşı zor kullanmaktı; “Savaşalım, tarihte yerimizi alalım ve bu yerimizi alışımız tarihi ilk kez evrenselleştirsin.”
Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri’nde dile getirdiği bu görüşler, Sartre’ın kitaba yazdığı önsöz sayesinde kısa zamanda Avrupa’da karşılık buldu. Ülkesinin Cezayir’de yaptığı insanlık dışı uygulamalardan yola çıkan Sartre’ın, entelektüel tavrını ortaya koyan şu cümleler dikkat çekicidir; “Ey sevgili yurttaşlarım! Bizim adımıza işlenen cinayetlerin pekala farkında olan yurttaşlar, bütün bunları bilip de, kendimizi yargılamış oluruz korkusuyla kimseye tek kelime söylememek, hatta kendi kendimize bile itiraf etmemek gerçekten hoş bir şey değil. Başlangıçta bunları bilmediğinizi söylüyordunuz, buna gerçekten inanmak istiyorum, daha sonra belli şüpheleriniz oldu, şimdiyse biliyorsunuz artık, ama hâlâ susuyorsunuz. Sekiz yıllık suskunluk; ne büyük ahlaksızlık!”
Birkaç yıl sonra, Fanon’un görüşleri Uwe Timm’in de katıldığı 68 isyanında karşılık bulacaktı. Tam da Üçündü Dünya’nın emperyalist hegomonyaya karşı kendi başına bir güç oluşturmaya başladığına inanılan yıllar... Sevgili Ulus Baker’in ifadesiyle “öncelikle Üçüncü Dünya’da ortaya çıkan yerel çatışmaları uluslararası bir hale getirmek yönünde yeni bir eğilim belirmişti: Bu eğilim, metropollerin sol kanat entelektüelleri ve radikal kesimlerince hiç değilse “commemorative” bir ilgi odağı haline getirilmişti. Frantz Fanon’un Dünya’nın Lanetlileri adlı kitabı her kanattan radikaller arasında, özellikle sömürgelerdeki bunalım yüzünden ağır bir sorumluluk havasının estiği Fransa’da son derece popülerleşti...”
Timm’in Morenga’yı 78’de yazdığını belirtmiştim. Yani 68’in isyancı dalgası kırıldıktan, sistem kendisini yeniden üretmeyi başardıktan, isyancı gençler düzene ayak uydurduktan sonra. Timm’in böyle bir anda geçmişe gidip Morenga isyanını hatırlamak istemesi, sadece yitirilmiş geçmişi anmakla ilgili değil; sorunun hâlâ yakıcı biçimde sürdüğünü ve çözümün nerelerde olduğunu göstermek isteğinden. Artık emperyalizm -bugünlerde globalizm- giysisine bürünmüş sömürgeci mantığın arkasında “kurumlar, kelimeler, ilim, tasvirler, öğretiler hatta müstemleke bürokrasileri, müstemleke usulleriyle kavramlar olan bir muhakeme biçimi” yattığını öylesine çarpıcı bir biçimde teşhir ediyor ki, Edward Said’in Kültür ve Emperyalizm kitabındaki sert vurgusunu hatırlamadan edemiyoruz; “Afrika’yı tasavvur etmek demek, sonraki direniş, sömürgelikten çıkış vb. ile kaçınılmaz bir biçimde bağlantılı olmak üzere, Afrika üstüne verilen savaşa girmek demektir.”
Uwe Timm de Morenga romanıyla bu savaşa katılmış. Almanların, Afrika’yı ve kendilerinin oradaki varlıklarını meşrulaştırmak için benimsedikleri düşüncelerden, askeri ve idari uygulamalarına kadar hemen her şeyi ironik anlatımlarla ortaya koymuş. Bunu yaparken Alman Genelkurmayının, görevlilerinin, misyoner ve seyyahların görüşlerini yorumsuz biçimde yansıtıyor, belgeler yardımıyla onlara günahlarını kendi ağzından itiraf ettiriyor.
Türlü eğlenceli ama hepsi de konunun bütününe katkıda bulunan hikâyenin eşlik ettiği büyük bir isyan hikâyesini çok değişik bir kurguyla acı ve mizahın bir arada titreştiği bir romanla ölümsüzleştiren Timm, artık tükenmeye yüz tutan Avrupa entelektüel geleneğinin seçkin bir mirasçısı.

MORENGA
Uwe Timm
Çeviren: Rasin Güçhan
Can Yayınları
2010
393 sayfa, 24.5 TL.


    ETİKETLER:

    Afrika