Ah! Bu İnsanların imanı!...

Ah! Bu İnsanların imanı!...
Ah! Bu İnsanların imanı!...
Kitap boyunca Pierre Loti ve onun mekâna bağlı olarak durmadan değişen iç arayışları, Tevrat, İncil ve Kur'an'ın Kudüs'te kurduğu ilahi atmosfer iç içe geçer durur. Loti, her şeyden önce iyi bir tasvircidir unutmamak gerekir. Kudüs asla bitmeyen bir kitap gibi her kitaptan okunmaya değer
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

İçinde ilahi bir harç barındırmayan bir şehir nedir ki? Ne kadar yaşayabilir inançsız bir şehir ve hangi zamanın gözyaşı parlatabilir onu sonsuzda kadar? Eğer, Pierre Loti gibi ‘yalnızca İsa’yı bulmak, alçak gönüllü diğer hacı adayları gibi İncil’de anlatılan İsa’yı, tüm saf ve temiz düşüncelerle bulmak, kalbin içinde onun anısını yaşatmak, sizi teselli edecek tanımı zor bir kardeş gibi onu ruhunuzun derinliklerinde tekrar yaşatmak için’ gitmişseniz bir şehre ve o şehir Kudüs ise, ne olacak şimdi, tam olarak ne olacak? Nasıl yazacaksınız onu. Hangi ışığın altında çizeceksiniz resminizi? Ebedi huzur mu sonsuz hayal kırıklığı mı bulacağınız? Bu yüzden gizli bir iman mı saklar insanlar sevdikleri şehirlere karşı? O, iman varoluşun naturasından mı sızar? Oysa, baştan sona çelişkiler, hayal kırıklıkları, boşluklar ve asıl önemlisi ruhsal kabarışlarla doludur Loti’nin ‘Kudüs’ kitabı. Belki de gittiğinden daha eksik döner oradan! 

O göl ki...
Neden mi, nasıl mı? Bir kere, Kudüs’tür bu çelişkilerin kaynağı. Dünyanın hangi şehri, çevresinde oluşan dinler tarihi mitiyle bu kadar çevrilmiştir. Hemen yakınında Lut gölü gibi bir metaforu saklayan ikinci bir şehir mi vardır. O göl ki, bir yandan, dört büyük dinin söylenleri içinde döne döne yoğrulur, her gidişinizde ele geçirilmez havasıyla duygularınızı allak bullak eder. Öyle ya, Kudüs sekiz yüz metre yüksekteyken Lut gölü deniz seviyesinden dört yüz metre aşağıdadır. Bu bile, sadece bu bile insanı asırlarca meşgul etmeye yeter. Dahası, Sodom ve Gomorra’dan, İsa’nın vaftiz edildiği Ürdün Nehri’ne, Eriha çiçeklenişine, Kırk Gün Dağı’na, ‘ne dalış yapılabilinen ne de yüzülebilinen, insanı bir mantar şamandıra gibi suyun üstünde tutan’ suya, o suya takılırsınız. Buna bir de, kitabın yazıldığı zamanı eklerseniz, Kudüs, inadına inadına kendi çağına çeker sizi, sadece Kudüs’e özgü olan dünyanın başka bir noktasında geçersiz kalan bir çağdır o. Oradan, ‘sırtlarındaki hafif ama çok büyük yüklerle, kanatlarını açmış kelebeklere benzeyen’ hacılar geçer durmadan bir de.
Bunca insanın iman ateşiyle koşup geldiği bir şehirde nelere rastlamaz ki Loti? Sıklıkla, Ruslardan, Rus hacılardan söz açar. Yer yer onlara acır. Merhametle bakar. Yoksulluk son bir hamle yaparak sanki iman ateşiyle ebedi doygunluğun peşine düşmüş gibidir. Oysa zavallılar, daha Ekim Devrimi’nin henüz öncesinde savrulup gitmektedirler. ‘Rus köylüleri. Pis ve zavallı bir görünümleri var. Ama bakışlarında imanın parıltısı fark ediliyor. Hep bir ağızdan coşkun bir ilahi söylüyorlar. Bu kutsal topraklarda ölen bir kişi öylesine şanslı ki, insanın ona imreneceği geliyor!..Ah! bu insanların imanı!...’ diye yazar Loti. Lakin bakmayın siz onun böyle yazmasına. ‘Ah! Kudüs, Hıristiyanlar için kutsal, Müslümanlar için kutsal, Yahudiler için kutsal bu yerde gökyüzüne sürekli olarak yakarma ve dua sesleri yükselmekte!...’ demesine bakmayın. Biraz sonra kendisini tutamayacak, ‘Ve Kudüs, buraya ölmek için gelen yaşlılarla dolup taşıyor.’ diyecektir. Ölümle yaşlılık, zamanla geleceksizlik arasında alttan alta bağlantılar kuracaktır.
Kudüs’te, yaşlılar hakkında sık sık konuşur P. Loti. Yahudiler hakkında hiç iyi fikirler taşımaz. Hele yaşlı Yahudileri neredeyse karikatürize eder. ‘Yaşlılar var özellikle, yüzlerinde adi, kurnaz ve aşağılık bir ifade olan yaşlılar…’ demekten alamaz kendisini. ‘İnsanı ürpertecek kadar çirkin , ince, süzgün, sinsi ve içten pazarlıklı’ olarak vasıflandırır Ağlama Duvarı’nın önünde duranları. Kendi tabiriyle bastığı yerler, en az ‘bin yıllık, belki İsa devrinden kalma’ bir yerde nedir Loti’ye aradığı huzuru getirmeyen şey. Acaba, ‘ayrıntıların, inançların ve imparatorlukların kırılganlıklarında’ saklı olabilir mi bu. Yoksa, yoksa, Loti’nin karşılığını bulamayan ruh açlığı mı asıl mesele… 

Şiirsel bir üslup
İslam ’a duyduğu yakınlıktan bahseder ara ara Loti. ‘Yeni günle beraber güneş açılıp ilkbaharın havasını ılıtmaya başlarken, İslam’ın cazibesi beni gene etkisi altına alıyor’ der. Bununla yetinmez, ‘bir zamanlar İslam’a karşı duyduğum eğilim, onun yaratıcı gücü ve sanatı, ve belki de ileride onu kendime din olarak seçme düşüncelerim, ruhumu sarmalayıp inançsızlıktan koruyacak’ cümlelerini yazmaktan geri kalmaz. Kitap boyunca Loti ve onun mekâna bağlı olarak durmadan değişen iç arayışları, Tevrat, İncil ve Kur’an’ın Kudüs’te kurduğu ilahi atmosfer iç içe geçer durur. Eğer benim gibi bir kez olsun Kudüs ve çevresini gezmiş biri gibi okuyacak olursanız kitabı, yüzyıl öncesinin gözüyle de binlerce yıl evvelini görmeniz mümkün, bu kez Loti’nin yer yer şiirleşen üslubu eşliğinde. Hem Loti’yi bilmem ama, Kudüs asla bitmeyen bir kitap gibi her kitaptan okunmaya değer. ‘İmanla dolu eski çağlar artık sona ermiş olsa’ bile. Loti, her şeyden önce iyi bir tasvircidir ayrıca.

KUDÜS
Pierre Loti, Çeviren: H.Erdal Yalt, Lotus Yayınları, 172 sayfa, 12 TL.


    ETİKETLER:

    Ürdün

    ,

    İslam

    ,

    Mayın

    ,

    kitap

    ,

    Güneş

    ,

    yoksulluk

    ,

    ruh

    ,

    harç

    ,

    yazar

    ,

    dolu

    ,

    Karşı