Ahab'ın 'kirlenmiş ruhu'nun örtüsü

Ahab'ın 'kirlenmiş ruhu'nun örtüsü
Ahab'ın 'kirlenmiş ruhu'nun örtüsü
Melville'in Amerikan edebiyatının taşıyıcı kolonlarından 'Moby Dick'in John Huston uyarlaması, Kaptan Ahab rolünde harikalar yaratan Gregory Peck'in de çabalarıyla bir ustalık gösterisine dönüşür
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Yaşarken değeri bilinememiş edebiyat ustalarından biridir Herman Melville. Kariyerin başlarında yakaladığı başarıyı sonraki yıllarda kaybedip unutulan bu 19. yüzyıl Amerikan yazarı, itibarını 20. yüzyılla birlikte yeniden kazanmış ve edebiyat tarihinin altın sayfalarındaki yerini almıştır. Melville’in ‘imzası’ ise ‘Moby Dick’tir kuşkusuz. 1851’de yayımlanan bu roman, Amerikan edebiyatının ‘romantik’ kanadı içinde değerlendirilir. Bunun da ötesinde, başlarda epeyce eleştiri almasına karşın bu ülke edebiyatının taşıyıcı kolonlarından biri haline dönüşür. Yazarın kişisel deneyimlerinin de etkin olduğu roman, hikâyedeki olayları yaşamış ve hayatta kalmış genç bir denizci olan Ishmael’in (İsmail) anlatımıyla gelir önümüze. Buna benzer İncil’den beslenen karakter isimleriyse önemlidir Melville’in metninde.

Kendisini tek bacaklı bırakmış, ruhunda onarılamayacak yaralar açmış devasa beyaz balina Moby Dick’in peşinde ölümcül bir yolculuğa çıkan Kaptan Ahab ve mürettebatının öyküsünü anlatan roman, Ahab’ın kişiliğinde ‘kendisine her daim düşman arayan’ insanoğlunun kötücül profilini çıkarır. Mürettebatın zaaflarını kullanarak onları ‘sahte’ bir motivasyon içine sokan Ahab, ‘mağdur’u oynayarak amacına ulaşmanın hesaplarını yapar hikâye boyunca. Onun tek amacı, ‘kendisini aşağıladığını düşündüğü’ Moby Dick’i bulup öldürmek, böylece ‘huzur’a kavuşmaktır. Ama hikâyenin ilerleyen evrelerinde görürüz ki, Ahab’ın asıl derdi kendisiyledir, Moby Dick’le değil. Kendi kötücüllüğünün ‘bahane’si haline dönüşür dev balina, onun ‘kirlenmiş ruhu’nun örtüsü olur...

Bir serüven romanı
Romanı Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çeviren Mina Urgan’ın ‘okunmadan geçilmez’ önsüzüyle açılan kitap , sonrasında ‘Balina Sözcüğünün Kaynakları’ başlıklı bölümle balinanın dilbilimsel karşılıklarını verir. Ardından gelen ‘Seçme Parçalar’ ise fazlasıyla ilginçtir; kitaplardan balinaya dair alıntıları derler bizim için. Romana geçmeden önce okumanın elzem olduğu bu üç giriş bölümü, sonraki sayfalarda karşımıza çıkacak derinliği daha rahat kavramamızın da önünü açar.

Herman Melville, ‘Moby Dick’ten bir yıl önce yayımlanan ‘Kızıl Damga’nın yazarı Nathaniel Hawthorne’a ithaf ettiği romanıyla, hikâye kurgusu ve karakter derinlikleri açısından derslik bir sonuca ulaşır. Bir serüven romanının ‘heyecan’ potansiyeline sahip olan metin, bu görünüşün altında yatan ve yüzeyi kazıdıkça kendini yoğun biçimde hissettiren ‘insan karanlığı’yla öne çıkar daha çok. Kaptan Ahab özelinde saplantılı bir ruh halinin tetiklediği ‘kötü’yü tarif eden roman, bu bakış açısıyla Joseph Conrad’ın ‘Karanlığın Yüreği’ni hatırlatır. Conrad, ‘Moby Dick’ten 50 yıl sonra kaleme aldığı eserindeki yapıyı Melville’den ödünç almış gibidir. Bu esinlenmenin beyazperdedeki karşılığı ise 1977 yapımı Michael Anderson filmi ‘Katil Balina Orca’da (Orca) kendini gösterir. Orada Richard Harris’in canlandırdığı Kaptan Nolan, çok açık bir şekilde Kaptan Ahab’ın çağdaş izdüşümüdür.

Zor ama imkânsız değil!
Romanın beyazperdeye uyarlanma faslına geçersek... Vaktiyle (1957) Türkiye sinemalarında ‘Deniz Ejderi’ adıyla gösterilmiş olan, sonraki yıllarda ‘Beyaz Balina’ olarak hafızalara yerleşen 1956 yapımı ‘Moby Dick’, Herman Melville imzalı efsane eserin John Huston dehasıyla buluşmasına vesile olur. Birçok roman gibi ‘Moby Dick’ de uyarlanması son derece zor metinlerden biridir, örneğin Ernest Hemingway’in ‘İhtiyar Adam ve Deniz’i gibi (onu da John Sturges, Spencer Tracy’nin müthiş performansıyla layıkıyla uyarlamıştı 1958’de). Öncelikle mekanı deniz olan bir roman, kendini daha çok tasvirler ve karakter derinlikleriyle göstermeye çalışır, gücünü bunlardan alır. Beyazperde ise bu kavramlarda kendine yeterli hareket alanı bulamaz, hele ki deneyimsiz bir yönetmense uyarlayan, işler daha da zorlaşır, giderek olanaksızlaşır. ‘Moby Dick’in en büyük şansı, John Huston gibi bir yönetmenin elinde yapılanmış olmasıdır kuşkusuz. Sinemacı, ‘Fahrenheit 451’in yazarı Ray Bradbury’yi de yanına alarak yazdığı senaryoda Ahab ve mürettebatın duygularını nasıl açığa çıkarabileceğini fazlasıyla kafasına takmıştır belli ki. Bir gemide 30 kişi ve onları ‘dünyanın sonu’na götüren bir kaptanın hikâyesi, tabii ki devasa romandaki derinliğe ulaşamaz, bazı bölümlerde metin eksikliği hissedilir. Ama Huston, elindeki senaryoyu son derece efektif kullanarak ‘inanç’a da genişçe bir kapı açan hikâyeye inandırmayı başarır bizleri. İnsanların inançlarını manipülasyon malzemesi haline getiren Ahab, bir yandan da ‘şeytanî’ olanın tarifi gibi durur hikâyede. ‘Hedef’e yaklaştıkça gözü hiçbir şey görmez, bütün insanî reflekslerinden arınır ve tüm benliğiyle kilitlendiği ‘düşman’a yöneltir bütün öfkesini. İki düşmanın karşı karşıya geldiği sahneyse tam bir ‘cinnet’ göstergesi gibidir...

John Huston, sefere çıkmadan önceki kasaba halinden başlayarak öylesine sağlam bir yapı kurar ki ‘Moby Dick’te, filmin grafiğini sürekli yukarı doğru taşır, finalde de son darbeyi indirir. Tabii ki bunun temel müsebbibi Melville’in mükemmel romanıdır, ama sinemacı da bu romana ihanet etmeden sinematografik bir derinlik yaratmayı başarır. Özellikle balina avı sahnelerindeki teknik düzey, dönem düşünüldüğünde parmak ısırtacak kadar özenlidir. Beyaz balinayla karşılaşıldığı sahnelerde kullanılan maketse, bugünün teknolojisine bakıldığında zayıf gibi görünebilir ama hikâyeyi zedelemez.

Tabii bir de işin oyunculuk boyutu var ki, orada Gregory Peck’in hakkını teslim etmek lazım. Melville’in romanındaki Ahab’ın yaşlı bir adam olduğu düşünülürse, o tarihte 38 yaşında olan Peck’in bu rolün altından kalkabilmesi ve inandırıcı olabilmesi neredeyse imkânsız gibidir. Ama aktörün Ahab’a yüklediği anlamlar, beden dilinden ses tonuna kadar müthiş bir çabanın ürünüdür. Ve filmin ruhunu tetikleyici bir etkisi vardır Gregory Peck’in burada, ‘kötü’ bir karakteri canlandırdığı için zamanında hayranları tarafından kabullenilmese de... Hikâyeyi bize anlatan Ishmael’i oynayan Richard Basehart, Ahab’ın antitezi gibi duran ikinci kaptan Starbuck’ı (evet, Starbuck’s buradan geliyor) canlandıran Leo Genn ve filmin ilk bölümünde kilisedeki cemaati etkileyen bir vaaz veren rahibi oynayan Orson Welles de, ‘Moby Dick’in karakterler galerisini mükemmelleştiren aktörlerden bazıları olarak öne çıkarlar. Bu arada, sefere çıkılan Pequod adlı geminin tam bir tasarım harikası olduğunu, onun içinde kusursuzca gezinen Oswald Morris imzalı görüntülerin dudak uçuklatıcı özellikler taşıdığını da ekleyelim.
Not: ‘Moby Dick’in DVD’sini raflarda bulmanız mümkün.

MOBY DICK:
BEYAZ BALİNA
Herman Melville
Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu, Mina Urgan
Yapı Kredi Yayınları
2010 (4. baskı),
735 sayfa, 40 TL.