scorecardresearch.com

'Ahmet baba'

'Ahmet baba'
Bir yüksek ince alay aslında 'Hisar'dan Ahmet'
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Benim de babamın adı Ahmet. Ahmet derler ona. Şimdi devletten emekli. Bazen uzaktan gösterirler, şu bekçi Ahmet değil mi diye sorarlardı. Yan Ali’nin Ahmet de diyen vardı, alttan alta hiciv diliyle toplum polisi diyen de. Hepsi Ahmet’e çıkardı. Onların Ahmet’ine, benim babama. Bir annem ve bir de kardeşlerim Ahmet demezdi. Babaya ismiyle hitap etme çağı başlamamıştı daha. Gerçi o hep Ahmet’ti. O ismi aldığı andan beri Ahmet oldu. Hâlâ Ahmet. Bazen dayı, amca, emekli, Ömer’in babası. Dedesi Nisan’ın. Bir kere Ahmet oldu mu insan, hep Ahmet’tir artık. Yaklaşıp uzaklaşan sıfatlar, unutulup hatırlanan yaşantılar da değiştirmez onu. Güneşin, ağaç gölgesinin, gölgesini yitirmiş kuşun, susuzluktan çatlamış toprağın da bir Ahmet’i var mı diye sormanın gereği var mı bilinmez. Ama, ‘Hisar’dan Ahmet’e bakarsan, Ahmetler bir değil Anadolu’da. Bir Ahmetler yurdudur Anadolu. Ahmetler geçitidir. Hikayeler, bazen romanlar göz kırpar ona. Ağız mayası çalar. En çok da Edip Cansever’de diz çöker, yankı yankı çarpar ruhu şehirde. “Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar , diş değil tırnak değil bir mendil niye kanar.” 

Ahmet’in gözlerinin rengi
Hüseyin Kıyar, hiç iddiasız son zamanlarda okuduğum en zekice, en tatlı dilli, en kurgu nedir bir metinde, hinlik ve sessizce akıp geçen acı nedir, bir insan, bir insandan çıkarak bir toplum nasıl yazılır, ters yüz edilir, şapka çıkartılır, saygıyla eğilinir, onu yazmak işte nedir, onu söyleyen bir romancı. Gerçi böyle bir isimlendirme taşımıyor kitap . Ne anlatı diyor ne hikâye ne roman. Belki hepsi olmayı ya da hepsinden uzak durmayı hak ettiğinden olacak, orasıyla, türle ilgilenmiyor. Biraz sarsak, biraz içli, biraz taşralı, şehirde yaşar, kuşları kediden kurtarmak için kedinin kafasına çorap atan Ahmet’le, işte onunla ilgileniyor. Ahmet öylesine canlı, Ahmet’in sıradan hayatı içinde her şey o kadar işlek ve ilişkili ki, işte Hüseyin Kıyar, belki de, kitaptaki en önemli ve en dikkate değer şeyi gerçekleştiriyor. Metinsel kurgu, Türkçe edebiyatta ustalıkla nasıl ilerler, asıl onu gösteriyor, başarıyor. Bağdaşma ve bağdaştırmalar arasından, hayatımızın o çok bize özgü tuhaf çelişimlerini gün yüzüne çıkarıveriyor. Kolay yazılmış izlenimi veren usta bir dille. Her cümlesinden alacağınız edebiyat lezzetiyle…
Hisar’dan Ahmet’in öyküsü tek bir Ahmet’in hayatı değil aslında, onunla birlikte, annelerin, amcaların, halaların, çocukların, soruların, öğretilmemiş matematiğin ve sokağın da canlı karşılığı. Öyle ya, Hisar’dan Ahmet’in karısına benzeyen, belki yanlışlıkla Hisar’dan Ahmet’le evlenen ve yıllar sonra ‘Ahmet dur bakayım senin gözlerin ne renk?’ diye soran annelerin sayısı hiç de az olmasa gerektir. Burada önemli olan, Hisar’dan Ahmet’e gözlerinin renginin sorulması değildir, yıllar sonra sorulmasıdır. Zaten, Anadolu’da hayat hep yıllar sonraya saklanır, sırası gelirse yıllar sonra yaşanır. Ne var ki bir yandan çağdaş bir şehrengiz bir yandan şehir tarihi, gündelik hayatın mizahi bir dille irdelenmesi olarak da okunmaya elverişli bir kitapla karşışı karşıyayız. Saklı bir meddah, şapkasız bir şehir yazıcısı hatta bir yeni zaman masalcısı diyeceğiz neredeyse. Ankara , adım adım, bir şehir olduğu kadar insan hazinesidir de aynı zamanda. Hüseyin Kıyar’ın başarısı bir insanı, Hisar’dan Ahmet’i değil, Hisar’dan Ahmet’de birikmiş insanları ve yaşadığı zaman içindeki ilişkiler bütününü usta bir dille anlatmış olmasıdır. O yüzden ‘Düttürü Dünya ’ya göz kırpar hafiften.
Bir yüksek ince alay anlatısı aslında ‘Hisar’dan Ahmet’ aynı zamanda. Rüzgâr çıkınca tozuyan toprak gibi hayat akıp geçerken buluruz Ahmet’i. Nasrettin Hoca’dan Kemal Sunal’a fakat en çok da hayatımızın pek yalın saçmalığına da geçirilmiş diş gibi bu metinler. Anlatının yer yer bizi yükselttikten sonra bir gülme krizine sokması sözü nerede nasıl saklayacağıyla ilgili olduğu kadar nerede insanı ifşa edeceğini de bilmesindedir. Sıradan insanların akıl karıştıran yalın sorulu zekaları bölümden bölüme ustalıkla açığa çıkarılıyor. Bir oğulun bir babayı böylesine anlatışı, onu çaktırmadan sonsuzca sevişi, oğulları için kendi hayatından vazgeçmiş onca babaya karşı edebiyat diliyle teşekkür edişi diye de okunmalı kitap. Hisar’dan Ahmet dünde kalmış bir varlık değil üstelik. İnip çıktığımız merdivenler, çarşılar, devlet daireleri, emekli kahveleri onlarla dolu. Ahmet en açık kelimelerden bu yüzden hayatta. Dilde. Anadolu’da.

HİSAR’DAN AHMET
Hüseyin Kıyar
İletişim Yayınları
2012, 139 sayfa, 13 TL.

http://www.radikal.com.tr/108265610826560

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.