AKP pasif devrim mi gerçekleştirdi?

AKP pasif devrim mi gerçekleştirdi?
AKP pasif devrim mi gerçekleştirdi?
Cihan Tuğal, kitabında, Türkiye'de iktidar olan AKP'nin yeni hegemonik güç olmasına giden süreci pasif devrim kavramı ışığında inceliyor
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

1990’ların sonunda, İslami “kitle seferberliği İslami yaşam tarzlarının sermaye birikimi için kullanılmasından başka bir sonuç vermemişti. İslami sivil toplum, İslami siyasal toplumdan tamamen kopmuş ve dinî ütopyacılığa yabancılaşmıştı. AK Parti’ye kalan, bu tarihsel ironiyi pasif devrime dönüştürmekti” (s. 169). Söylendiği kadar başarması kolay olmasa gerek! Cihan Tuğal, AKP ’nin yeni hegemonik güç olmasına giden süreci pasif devrim kavramı ışığında inceliyor. Bu kavramı İtalyan komünist düşünür Antonio Gramsci bir siyasal çözümleme aracı olarak kullandı. ‘Hapishane Notları’nda, bu kavramı ilk kullanan kişinin, İtalya’daki ilk ulusal kurtuluş mücadeleleri girişimleri ile ilgili olarak Vincenzo Cuoco olduğunu söyler. Daha sonra kavramın anlamı değişti ve halk kitlelerinin rejim açısından tehdit oluşturmasının savuşturulması amacıyla gerçekleştirilen siyasi, iktisadi ve ideolojik emme (massetme) programlarını tarif etmeye başladı. 

Yeni bir hegemonya
Gramsci’ye göre İtalyan Birliği bir pasif devrim sonucu gerçekleşmişti. 1930’larda hapishaneden gözlemlediği yeni pasif devrim, kapitalist üretim ilişkilerinin dönüşmesine yol açan yeni üretim organizasyonu ve buna bağlı yeni paylaşım sistemiydi. Fordizmdi. “Devletin yasama yoluyla müdahalesi ve korporatif örgütlenme aracılığıyla ülkenin iktisadi yapısında” önemli değişiklikler gerçekleştirilmesine dayanıyordu. Bu değişimin ekseni üretimin sosyalizasyonu ve işbirliğinin güçlenmesi, kârın kurala bağlanması, denetim altına alınması, fakat kâra bireysel ve grup olarak el konulmasına dokunulmamasıydı.
Gramsci, yönetici sınıfların alt sınıfların rızasını alma mekanizmalarını, süreçlerini Marksist analizin ihmal ettiğini belirtir. Hegemonya, yönetilen sınıfların rızasının alınmasına dayanır. Bu anlamda pasif bir devrim yeni bir hegemonyadır. Devrimci bir durumu besleyen talep ve özlemlerin rejimin hakimleri tarafından massedilmesidir. Dolayısıyla zayıflayan bir hegemonyanın kısmen veya tamamen yeni aktörlerle yeniden kuruluşunu ve radikalizmin sisteme entegre edilmesini tarif eder. İtalya örneğinde faşizm son tahlilde bir pasif devrimdir.
Cihan Tuğal, 2009’da Stanford University Press tarafından yayımlanmış kitabında incelediği pasif devrimi, kitabın altbaşlığında belirttiği gibi, Türkiye ’de “İslami karşı çıkışın kapitalizm tarafından massedilmesi” olarak tanımlıyordu. Kitabın Türkçe çevirisinde ise ‘İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi’ ifadesini tercih etmiş. Böylece kapitalizm gibi bir iktisat ağırlıklı sistem vurgusu yerini daha muğlak bir ifadeye bırakmış. Kendini ilgiyle baştan sona okutan ‘Pasif Devrim’de, Türkiye’de İslamcıların ‘aklileşme ve kısmi sekülerleşme’sinin evrensel ve kaçınılmaz bir eğilimin sonucu değil, olumsal siyasal mücadelelerin bir neticesi olduğu iddia ediliyor. Dolayısıyla radikal hareketlerin değişimini düzene uyum sağlamaları olarak ele almak yerine, hegemonyanın yeniden kuruluşu ve bu çerçevede radikalizmin massedilmesi olarak değerlendiriliyor. 

Radikalizmin yenilgiye uğraması
Tuğal’e göre, Türkiye’de AKP’nin iktidara gelmesi ve uzun bir dönem iktidarda kalması, bu topraklara özgü uzun bir pasif devrim sürecinin son noktasıdır. Bir zamanların radikal islamcılarının ve onların takipçilerinin, “neoliberalizmle, sekülarizmle ve Batı tahakkümüyle hemhal oldukları” andır. Piyasa ekonomisine uzanan yolda halk kesimlerinin “mevcut tahakküm örüntülerini güçlendirmek amacıyla, devrimci söylem ve stratejilerle harekete geçirilmesi”dir ve yalnızca budur. Bu pasif devrimi mümkün kılan başat olgu elbette radikal İslam’ın yenilgisidir. Ama AKP ile gerçekleşeni, dinin nihai liberalleşmesi yolunda atılan adımlardan biri almak da yeterli değildir. Tuğal, Türkiye’de yaşanan pasif devrimin, radikalizmin yenilgiye uğraması sonrası gerçekleştirilen bir ‘stratejik şerit değişimi’nin sonucu olduğunu düşünüyor. Böyle bir stratejik şerit değişikliği sayesinde, bir yandan işsizlik ve yoksulluk alıp başını giderken, kayıt dışılık artarken, AKP harekete geçmiş İslamcı tabanı ve işçileri massederek, neoliberalleşmeyi güçlendirir. İslamcıların piyasa-karşıtı dini programını destekleyen eylemciler ve halk kesimleri AKP hükümetini canla başla destekler hale gelirler. Neden? Tuğal bunun, “dindar iş adamları çevresinin hegemonya kurabildiği, kendi vizyonunu AKP kanalıyla dindar halk kesimlerinin ve eylemcilerin vizyonu haline getirdiği” için mümkün olduğunu belirtiyor.
Kitap , İslami hareket için güçlü bir model olan Sultanbeyli’de, İslami radikalizmin serbest piyasacı muhafazakarlığa geçişinin temel dinamiklerini ortaya çıkarttığı saha çalışmasına dayanıyor. Gerçekten de çalışmanın en canlı ve etkili bölümleri, araştırmacının 2000-2001’de yakından izlediği kişilerin 2006’da sergiledikleri davranış ve görüş değişikliklerini aktardığı ikinci ve üçüncü kısımlar. Burada araştırma son derece zengin bir siyasal sosyoloji veya siyasal etnografi malzemesi sunuyor. 

Düzenin güçlendirilmesi
Buna karşılık pasif devrim kavramı bu zengin malzeme üzerinde biraz sorunlu bir gölge bırakıyor. Örneğin bir yandan AKP döneminde işsizlik ve yoksulluğun başını alıp gittiğini iddia ederken, Tuğal’ın çözümlemesi tökezlemeye başlıyor. AKP sadece iktidarda “bizim çocuklar”, “iyi Müslümanlar” var diye mi geniş bir halk kesiminin rızasını aldı. Gelir dağılımı verileri bunun başka bir boyutu olduğunu bize gösteriyor. Diğer yandan AKP statükonun daha da güçlendirilmesini mi sağladı? Bu sorunun yanıtı, statükodan ne anlaşıldığına bağlı. Türkiye’de kapitalizmin güçlendirilmesi anlaşılıyorsa, evet. Ama kast edilen statüko Türkiye’de düzenin güçlendirilmesi ise, bunun yanıtı o kadar kesin bir evet mi? Kitabın başlığının İngilizce ile Türkçesi arasında yatan kapitalizm/düzen farkının yarattığı müphemlik burada yoğunlaşıyor.
Pasif devrim, kapitalizmin güçlendirilmesi cephesinden ele alındığında kullanılabilecek bir kavram. Buna karşılık ‘düzenin’ güçlendirilmesiyle bir birlik oluşturan toplumsal değişimi ifade etmeye yeltendiğinde çözümleme bulanıklaşıyor. Cihan Tuğal, AKP iktidarının burjuvazinin ideolojik hegemonyasının mutlak biçimde kurulmasını ve ekonomi konusundaki burjuva bakış açısının alt sınıflara bütünüyle benimsetilmesini başardığını belirtiyordu Express’teki söyleşisinde. Ama bunun bir burjuva devrimi olarak ele alınmasına karşı çıkıyordu. Kapitalizmin halk kitleleri tarafından benimsenmesi, içselleştirilmesi olarak tezahür eden bu pasif devrimi, bu ülkenin otantik burjuvaları yapmadıysa, gene kim yaptı sorusu akla geliyor? Gerekirse komünizmi de bu ülkeye getirmeye hazır olanlar mı? ABD’nin uzaktan kumanda ettiği siyah giysililer mi? Ya da her yerde hazır ve nazır ve herşeye kadir emperyalizm mi? ABD’nin elini göstermek ne kadar yeterli bu büyük değişimi, pasif devrimi, mümkün kılan toplumsal koşulları anlayabilmek için? AKP’nin omurgasının kendi gücüne inanan, özgüven sahibi bir otantik burjuvazi tarafından oluştuğu ve dinamik taşıyıcı gücünün yeni orta sınıflar olduğu olgusunu dikkate almayınca, pasif devrim kavramı sanki biraz boşlukta kalıyor. Buna rağmen, AKP’nin beslendiği toplumsal dinamiği kavrayabilmek için okunması gerekli, yararlı bir çalışma ‘Pasif Devrim’.

PASİF DEVRİM
İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi
Cihan Tuğal
Çeviren: Ferit Burak Aydar
Koç Üniversitesi Yayınları
2010, 330 sayfa
20 TL.