Alem 'Kabil' olmuş

Alem 'Kabil' olmuş
Alem 'Kabil' olmuş
Ferhat Ünlü, 'Kötü Roman' adlı kitabında Kabil'in öyküsüne göndermeler yaparak iki kardeşi anlatıyor. Barbaros ve Ateş, Kabil ile Habil gibi zıt kardeşlerdir
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Adem’in oğulları, çiftçi Kabil ile çoban Habil’in öyküsü kutsal kitaplardan popüler romanlara kadar çok kereler anlatılmıştır. Kabil, Allah’a sunduğu adaklar reddedilip kardeşi Habil’in sunduğu kurbanın kabul edilmesi üzerine kıskançlık duygularıyla kardeşini öldürür. Bu hikâye hem insanlığın ilk cinayeti olarak hem de insanın içindeki temel kötülüğün simgesi olarak anlatılır.
Ferhat Ünlü, ‘Kötü Roman’ adlı kitabında Kabil’in öyküsüne göndermeler yaparak iki kardeşi anlatıyor. Barbaros ve Ateş, Kabil ile Habil gibi zıt kardeşlerdir. Kabil benzetmesi romanın ilk dikkat çeken temasıdır. İki kardeşin farklı yönlerde gelişen hayatları şimdi onları karşı karşıya getirir. Kardeşlerden daha büyük olan Barbaros, hamile karısını bir uçak kazasında kaybettikten sonra ağır bir ruhsal sarsıntı geçirmektedir. İntihar etme düşüncesiyle beline taktığı tabancasıyla evden çıkar ve bir şehirlerarası otobüse biner. Barbaros bu kısa zamanı çok uzun iç hesaplaşmalarla geçirir. Gerçekten de otobüse binişi, otobüs şoförünün ensesine silah dayaması ve ardından eve dönmesi sadece birkaç saatini alır ama sayfalarca uzun bir anlatıdır bu romanda. Çünkü karşısına çıkan herkesle kavga hali sürmektedir. İnsanlardan nefret ettiğini de anlarız. Otobüsteki diğer yolculardan, İstanbul halkından, genel olarak insanlardan nefretle söz eder. İçindeki acı –karısını kaybetmiş olması– herkese ve her şeye karşı nefretle doldurmuştur içini.
Bu nefret ifadeleri sayfalarca sürüyor, ayrıca tüm romana sinmiş ırkçı bir duruşu var Barbaros’un. “Ve siz esmerler, ötekiler...” “mozaiğin bütün parçaları...” “...acı soğan, pul biber, maydanoz, kırmızı et ve hamurdan mamul lahmacunların kralları! Kara, kalın kaşlarınızın altındaki o şehvetli gözlerinizi ve mütecaviz bakışlarınızı çekin güzelim şehrin üstünden ve sessiz sedasız gidin” Fakat bununla sınırlı kalmıyor, nefretini çok geniş bir çevreye yöneltiyor. “Freudianlar, cesur cahiller, ihtiyatlı entelektüeller, adap yoksunları, beyefendiler, hayvan severler ve çevreciler... Topunuz birden defolup gidin.”
Barbaros’un ağzından dile gelen bu satırlar aklıma Temmuz ayında Norveç’te meydana gelen terör saldırısını getirdi. Benzer bir nefretle kendi başına eyleme geçen Anders Behring Breivik adındaki aşırı sağcı ile Barbaros bir noktada zihnimde bir araya geldiler. İkisi de en başta çok-kültürlülük ve toplumsal mozaikten nefret ediyor, toplumdaki tüm hastalıkları bu nedenlere bağlıyorlar. Gerçi Ferhat Ünlü romanını Norveç’teki kanlı saldırılardan önce yazmış ama bu benzetme Barbaros karakterini anlamaya yarıyor. 

Yalnız ölmeye korkmak
Barbaros’un ilk intihar girişimi gerçekleşmiyor. Anlıyoruz ki kendi başına ölmek istemiyor, beraberinde bir otobüs ya da vapur dolusu insanı da götürme niyeti var. Bu noktada artık Barbaros’un intihar etmekten çok öldürme arzusu ortaya çıkıyor ve çok planlı, sistematik terör saldırıları başlıyor. Bu eylemleri çok önceden planladığını görüyoruz, çünkü her gittiği yerde onu bekleyen bomba dolu çantalar oluyor. Kurguda yerine oturmayan bir öğe bu: eğer çantaları önceden hazırladıysa, demek ki otobüste intihar etme niyeti yoktu; halbuki son anda vazgeçtiği hissiyle anlatıldı bu intihar.
Bu, önemli bir unsur değil romanın bütününe baktığımızda. Bombalar nasıl bulunur, kime sorulur, kimden satın alınır gibi detaylara hiç girilmiyor zaten. Bir yerinde parası olan birisi için bunun zor olmadığı söyleniyor, o kadar. Bunların hepsi Barbaros’un davranışları ve hayatı ile ilgili bölümlerde anlatılıyor. Bir de kardeşi Ateş’i tanıyoruz. Ateş bir polis memuru ve istihbarat bölümünün başında. Paralel anlatılar halinde aynı anda neler yaptıklarını öğreniyoruz. Kabil ile Habil gibi bir zıtlık olmadığı da romanın daha başlarında ortaya çıkıyor çünkü her iki kardeş kötülüğü simgeler durumda. Barbaros masum insanları öldüren biri, Ateş ise meşhur bir işkenceci. “Büyük günahların hemen hepsini işlemişti Ateş. Her şeyden önce yüze yakın insana işkence yapmıştı.”
İmdi, her iki kardeş kötülükten beslendiğine göre, bakışımız doğal olarak ailenin babasına yöneliyor. Kabil ve Habil’in öyküsünde, içinde kötülük olan Kabil’in babasının aslında yılan (ya da Şeytan) olduğunu söyleyen bir inanç vardır. Kötülük insan kaynaklı değil, Havva’yı baştan çıkaran şeytan aracılığıyla vardır ancak insanların içinde. Bu türden bir beklenti romanlarda da karşımıza çıkar. Genelde kötü karakterler, teröristler, katiller, işkenceciler, kötü babalara sahiptir. İçki içen, tecavüz eden, iradesi kumara yenik düşen, karısını ve çocuklarını vahşice döven babaların çocuklarıdır bunlar. Kötülükle bağlantı genelde böyle kurulur. 

Atatürkçü baba
‘Kötü Roman’da Barbaros ve Ateş’in babası bu sayılanlardan hiç birini yapmıyor. Yani, ne dayakçı ne de alkolik; babayı tek bir özelliği ile tanıtıyor roman, Atatürk heykelleri yapan ve pazarlayan, ve bu sayede köşeyi dönen bir adam. Roman boyunca Atatürk heykelleri önemli bir motif olarak temaları taşıyor. İlk başta Atatürk heykelleri cumhuriyetin simgesi olarak ya da cumhuriyet tarihi eleştirisi olarak görülüyor. Daha sonra Barbaros’un toplumda yıkmak istediği her şeyin simgesi haline geliyor zira birinci terörist eyleminde yüzlerce kişiyi öldüren Barbaros, ikinci eylemini sadece bir Atatürk heykelini yıkmak üzere düzenliyor.
Romanda sıklıkla yer alan bir diğer motif ise cesetler. Uçak kazasında kaybettiği karısı ve doğmamış çocuğunun küle dönüşen cesetleri belki de Barbaros’un cesetlerle ilgili takıntısına bir kapı aralıyor. Öldürdüğü insanların cesetlerini dehşet içinde izlerken görüyoruz onu. İşin ilginç yanı Barbaros kendini suçlu bulmuyor “Ben her şeyi mutlu olmak için yaptım” diye açıklamaya çalışıyor.
‘Kötü Roman’ derin devlet, MİT, polis, mafya, işkence ve terör anlatan bir roman. Az sayıda karakter kullanarak anlatıyor öyküyü Ünlü. İki kardeşten başka, bir gazeteci, bir MİT ajanı ve bir de hem Ateş’in hem de MİT ajanının metresi olan bir kadın var. Hiç biri masum olmayan bu karakterlerin hepsi suçlu, hepsi Kabil. Roman kanlı gösterilerden oluşuyor. Ferhat Ünlü özellikle helaların içini, mezarlıkları tüm iğrenç betimlemelerle anlatıyor fakat en çok tiksinti insan betimlemelerinde hissediliyor. Romanda bu bölümler yinelenen tekrarlarla çok uzun tutulmuş. Aslında roman kısa bir zaman dilimini çok az sayıda karakterle anlatıyor fakat romanda eleştirilecek tek unsur, zamanı aşırı genişleterek anlatması. Bu yüzden bazı bölümlerde tekrarlar çok fazla ve anlatının konuya dönmesini sabırsızlıkla beklemeye başlıyor okur.

KÖTÜ ROMAN
Ferhat Ünlü
Turkuvaz Yayınları
2011, 400 sayfa, 25 TL.