Anlamlı bir başlangıç

Anlamlı bir başlangıç
Anlamlı bir başlangıç
Tarih Vakfı'nın yayımladığı 'Kürt Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı'nın yeterince tartışılmaması bir eksiklik. Oysa bu anlamlı başlangıcı daha ileri götürmenin tartışmaktan başka bir yolu yok
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Bir dilin ve edebiyatın kaynaklarını keşfetmek zorunda kalmak... Kimlerin başına gelmişse onları –gezegenimizde pek az topluluğun başına gelmiştir bu–, yeni keşifler yapma çabası içinde bile sürekli acıyla baş başa kalmak zorunda bırakır. Hem doğal dili günlük hayat içinde kullanamamak, hem de kendi kültürünü geliştirmek için kimliğin iskeletini oluşturan dilden yoksun kalmak. Nasıl tuhaftır ki, bu toplumun ezici çoğunluğu, yüz yıl boyunca Kürtlerin bu ülkede Türkçeyle yaşamak zorunda bırakılmasını hayatın en doğal gerçeğiymiş gibi algıladı. Bir taraf, bütün bir ömür boyunca birlikte yaşadığı en yakın komşusunun dilinden tek sözcük bile öğrenmeyi aklına getirmeden yaşamını sürdürebildi. Oysa yasaklanan, koca bir halkın anadiliydi.
Hiçbir yerde buradaki kadar olmadı, ama Kürtçe, bölgenin öteki ülkelerinde de çeşitli baskılara uğradı. Kürt aydınların sürgün ülkesi olarak seçtiği ülkelerden Suriye’de de 1945’te Kürtçe edebiyata yasak geldi. Kürt yazarların özgürce çalışma ve yazma olanağı bulduğu Sovyetler Birliği’nde 1930’lardan sonra Kiril alfabesini seçmek zorunda kalmak, kısa süren olumlu sonuçların da neden sonra anlamsızlaşmasına yol açmış olmalı. Öte yandan Irak’ta boy veren Kürt edebiyatı Kürtçenin zenginleşmesinin yollarını açtı açmasına, ama Irak ve İran Kürtlerinin egemen lehçesi olan Sorani’nin etkinliğinin artıp Kurmancinin gitgide zayıflaması, bu kez de Anadolu Kürtlerinin kültürüne olumsuz etkiler yaptı. Ayrıca Sovyeter Birliği’ndekine benzer biçimde, Arap alfabesine uyarlanması, Kürtçeyi büsbütün kargaşaya soktu. Farklı bölgeler arasında kalan Kürt kültürünün birbirine yabancılaşan parçalara ayrılması Kürt edebiyatının bölünmesine ve eşitsiz gelişmesine neden oldu. 

Önemli bir adım tartışılmadı
Doğrusu bizim için asıl olan, bizim coğrafyamızdaki Kürt kültürü ve edebiyatı. Bölgenin öteki ülkelerindeki Kürtlerin kendi bulundukları coğrafya içindeki sorunlarını asıl sorunları olarak gördüklerini yadsıyamayacağımıza göre, burada da Kürt dili ve edebiyatının sorunlarını kendi coğrafyamız içinde tartışmak, buradan tümevarmak, bana en doğru yol görünüyor. Öte yandan, bütün bir toplumun yüzde yirmisine varan bölümünün kendi anadilini yalnızca günlük konuşmanın sınırları içinde yaşaması kabul edilemez; Kürtçenin aynı zamanda yazı dili içinde geliştirilmesinin asl amaç olduğu unutulmamalı.
Tarih Vakfı’nın hazırlanmasına önayak olup geçenlerde yayımladığı ‘Ortaöğretim Kürt Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı’, bu amaca dönük, en önemli yayınlardan biriydi. Yeterince ilgi görmedi. Kürtlerin kendi kültür kurumlarınca hazırlanmadığından mı, yetersiz olduğundan mı, uygulamada bir yeri olmadığından mı, neden? Oysa bu başlangıcın, üstelik Kürt aydın ve yazarlarının katılımıyla da yapılınca, daha çok ilgi görüp tartışılması gerekirdi. Siyasal aktörlerin her zaman siyasetin sınırları içinde kalmasını, pekâlâ bir olumsuzluk olarak saptayabiliriz. Gelgelelim, kültür adamlarının kendi sorunlarına yabancı oldukları da, gerçekliğimizin tuhaf yanı. Olmayana yakıcı özlem, bulunca ânında sönümleniyor.
Tarih Vakfı’nın çalışmasının gölgede kalmasında, belki okullarda Kürt Dili ve Edebiyatı öğretiminin olmaması da önemli bir etken oldu. Toplumsal alışkanlığımızdır: günlük hayat içinde karşı karşıya gelmediğimiz sorunları önümüze almaya gönül indirmeyiz. Tarih Vakfı da ‘Kürt Dili ve Edebiyatı’ ders kitabının hazırlanması sürecinde bir ekip çalışması yürütüldüğünü, Kürt dili ve edebiyatı konusunda çalışmalar yapan kişilerin ekibe çağrıldığını, Kürt dili ve edebiyatı konusunda yapılmış pek çok çalışmalardan yararlanıldığını belirtiyor. Öte yandan, var olan bu çalışmaların hemen hiçbirinin ders kitabı biçimine uygun olmaması da çalışmayı güçleştiren etkenlerden olmuş. Amacı da şöyle tanımlanıyor: “Kürt dilini öğretmeye, yaşatmaya ve geliştirmeye yönelik bu çalışmaların hedef kitlesi ağırlıklı olarak Kürtlerdir ve elbette ki son derece değerlidir. Proje kapsamında hazırlanan ‘Kürt Dili ve Edebiyatı’ kitabı hem ders kitabı hem de hedef kitlsi bakımından tüm bu çalışmalardan ayrı düşünülmelidir. Öncelikli hedef kitlesi, Kürt kültürü, dili ve edebiyatı konusunda yanlış, eksik veya hiçbir bilgiye sahip olmayan Kürt olan ve olmayan tüm orta öğretim öğrencileridir.”
‘Ortaöğretim Kürt Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı’, tam bir ders kitabı anlayışı içinde, bilinen öğretim yöntemlerine uygunluğu gözetilerek hazırlanmış. Kürt Dili ve Kürt Edebiyatı başlıklı iki ana bölüme ayrılmış kitabın Edebiyat bölümü de Sözlü Edebiyat ve Yazılı Edebiyat başlıklı iki ana bölümüne ayrılmış. Kürt dilinin kaynakları uzak bir geçmiştedir elbette. Her kültürde olduğu gibi, öncelikle sözlü kültür içinde var olmuş, daha doğrusu, sözlü kültürün yaratılmasını sağlamıştır dil. Kürtçe üstünde yaklaşık yüz yıl boyunca süren yasak, Kürt edebiyatının gelişmesini elbette olumsuz etkilemiştir. Yasak edilmiş, yani kullanılması sınırlanmış dil insanlar arasındaki sınırlı iletişim içinde varlığını sürdürebilir belki, ama yazılı dil içinde gelişip zenginleşmedikçe, edebiyat dili olarak da güçlenme olanaklarını bulamaz. Bu yüzden Kürtçenin en büyük talihsizliğini bir halkın dilini kullanamaması düzeyinde, öncelikle siyasal bir sorun olarak almamak gerekir. Nedenler siyasaldır elbette, ama sonuçları, yani bir halkın kendi kültürünü ve edebiyatını yaratamaması, toplumsal ve tarihsel olarak çok daha önemlidir: Bir halkın halk, insanın insan olamamasına neden olur ki, bu her şeyden önce gelir. Kürt edebiyatının da asıl kaynakları sözlü edebiyat kalıtıdır. Bir bakıma, yok edilmek istenen Kürtçenin yaratıcı söz içinde yaşamasını sağlayan gizilgüçtür sözlü edebiyat. Sözlü edebiyatın taşıyıcısı olan dengbêjler, destanların ilahilerin, mesnevilerin, halk hikâyelerinin yaratılmasını ve yüzlerce yıl boyunca yaşamasını sağlayarak, Kürt dilinin ve kültürünün varlığının korunmasında büyük bir rol üstlenmiştir. Kürtçe üstündeki yasakların kalktığı geçen yıllarda Kürt edebiyatının birikimini –elbette bu arada yeterince olgunlaşma fırsatı bulamadığını– tartışırken, söz dönüp dolaşıp dengbêjlere getiriliyordu. Elbette sözlü edebiyatın Kürt kültüründeki bu ayrıksı kurumunun yeniden oluşuma katkısı vardır, ama eskil birikimlerin modern edebiyata etkisinin oldukça sınırlı olduğunu da kabul etmek gerekir. Çaresiz, yeni birikimler yazılı edebiyatın içinden geçerek edinilecektir.
Kitabın iç düzeni de Türk Dili ve Edebiyatı dersleri için hazırlanan kitapların iç düzenine uydurulmuş. Bunun doğru olup olmadığı tartışılabilir belki. Ama bu seçim, Kürt edebiyatının İslamiyet öncesi ve sonrası ile klasik dönemleri üstünde uzunca durulurken, modern zamanlarının burada da kitabın sonuna sıkışmasına neden olmuş. Oysa edebiyat öğretiminde MEB ’in kırk yıllık seçiminin doğruluğu zaten tartışmalı durumdayken, Kürt edebiyatının bölge ülkelerine dağılmış çağdaş birikimi ve zenginliği daha iyi değerlendirilebilir, sonunda bizim coğrafyamızdaki örnekleri daha ayrıntılı alınabilirdi.
Roman ve öykünün, bütün olarak Kürt edebiyatındaki yeri, belki dün değil, ama bugün çok önemli. Çünkü kendini yeniden yaratan bir edebiyatın, yaratım biçimlerini zenginleştirmek ve dili yazınsal dil olarak yeniden oluşturmak için izleyeceği en doğru yol, düzyazı içinde sınanmaktır. Mehmed Uzun’un Kürtçeyi bir roman dili olarak değerlendirme ve buna uygun biçimde zenginleştirme çabası, şimdi yaşadığımız bu son dönem içinde Kürtçeye bu ülkede yapılmış en önemli katkılar arasındadır. Mehmed Uzun, Kürtçenin roman dili olarak olanaklarını keşfetmek ve ortaya çıkarmak için öylesine yoğun bir çaba gösterdi ki, Kürtçe üstündeki yasaklar kalktıktan sonra Kürt edebiyatının kendini yeniden keşfettiği, gizli kalanın açığa çıktığıbir sıçrama dönemi yaşandı. Bu dönem, modern Kürt edeiyatına bizim coğrafyamızdan nitelikli katkılar yapılmasının yolunu açacaktır ki, bunun, bir gün uygulama olanağı bulursa eğer, Kürt Dili ve Edebiyatı müfredatı içinde şimdi düşünülenden çok daha geniş biçimde yer alacağı da söylenebilir.
Bu kitabın yeterince tartışılmaması bir eksiklik. Oysa bu anlamlı başlangıcı daha ileri götürmenin tartışmaktan başka bir yolu yok.