Anlamlı paralelliklerin izinde

Anlamlı paralelliklerin izinde
Anlamlı paralelliklerin izinde
'Ya Seyahat!'teki öyküler daha baştan insanda metnin metaforik, simgesel bir anlamı varmış izlenimi yaratır. Roni Margulies'in öykülerini okurken bir şeyler seziyor, anlatılanların bir yere varacağı izlenimine kapılıyoruz
Haber: Behçet Çelik / Arşivi

Bakmayın öykü ile romanın sıklıkla karşılaştırılmasına, ‘öykücüler büyüyünce romancı olur’ söylentisinin ağızlara sakız olmasına, romandan çok şiire yakındır öykü. Bu nedenle şairlerin öykü yazmasını yadırgamamak gerekir. Söz konusu şair Roni Margulies olunca, bu durum daha az şaşırtıcı; ne de olsa onun şiirlerinde de hikâye hiç eksik değil. Öte yandan, baştan söylemek gerek; Margulies’in öyküleri ‘şairane’ bir dille kaleme alınmış şiirsel metinler değil.
‘Ya Seyahat!’te yer alan öyküleri iki ana grupta değerlendirmek mümkün. Birinci gruptakiler Margulies’in yıllar önce yayımlanan anı kitabı ‘Gülümser Çocukluğum Ardından’ı andırıyor; bu nedenle ilk bakışta bunların da anı olduğu yanılsaması doğabilir. Bu öykülerin anıdan farkı şurada: Anlatılanlar arasında Margulies’in hayatından izler, kesitler olsa da (belki de tamamı böyle, “ İstanbul ’un Yerlileri”nde arkadaşlarının isimlerinden söz ederken bir ismin bile uydurma olmadığını vurguluyor anlatıcı) tek bir yaşantının aktarılmasından oluşmuyor bu metinler. Birbirini çağıran, görünür ya da görünmez bağlarla birbirine teğellenmiş farklı yaşantılardan kalan izler, tortular var öykülerde, daha da önemlisi bu yaşantıları anımsayanın (öykü anlatıcısının) ruh hali de, en az anımsanan yaşantılar kadar öne çıkıyor. Örneğin “Ya Seyahat!” isimli öyküde anlatıcı gençlik yıllarından bir dolu seyahatini hatırlamaktadır, bize bunları anlattığı anda o seyahatlere katılan, bir bölümünü planlayan kendisi değilmiş gibi hayatından seyahat etmeyi çıkarmış gibidir. “Seyahat etme isteğini çok uzun zamandır duymadım ben içimde,” diyen anlatıcının geçmiş seyahatleri kadar bunları hatırlarkenki ruh durumunun alttan alta hissedilen öyküsüdür anlatılan.
“Babam Amerika’da” isimli öyküde de babasıyla ilgili kimi anılarını, babasıyla ilişkisinin farklı hallerini, veçhelerini aktarır öykünün anlatıcısı. Ama satır aralarında anlatıcının başka konuları da sorguladığını fark ederiz. Aktardığı anılara rağmen babasıyla ilgili kimi kritik noktalar belirsizliğini koruyordur. Neyi neden yaptığını, hayatındaki kritik seçimlerde nelerin etkili olduğunu tam olarak bilemiyordur. Bu belirsizliğin yanı sıra, artık bu soruların yanıtını öğrenme imkânının kalmamasının kederini de duyarız öykü boyunca. Sadece bunlardan ibaret değil. Anlatıcının babasıyla ilgili sorulara bulacağı (olası) yanıtların kendi hayatıyla ilgili kimi soruların da yanıtı olacağını sezeriz. 

Yanıt yerine soru bulmak
Margulies’in başka öykülerinde de peşinden gittiği bir sorunsal var. Yaşadıklarımızın, başımıza gelenlerin bir anlamı olup olmadığı sorusu sıkça karşımıza çıkıyor onun öykülerinde. Hayatlarımız hakkında, ‘hayat’ hakkında böylesi yanıtsız soruların peşinde geçiyor ömürlerimiz. Yanıtlayamasak da, yanıtlayamayacağımızı bilsek de, yanıt aramaktan vazgeçmediğimiz bu gibi sorular hiç eksik olmuyor. Kimisi bu soruları yüksek sesle sorar. Karanlıktan korkan insanın bağırarak şarkı söylemesi gibi. Bazılarıysa, Margulies gibi, bu soruları fısıldamakla yetinirler. Bu soruları unutmamaktan güç alırlar. Unutamazlar oysa, gündelik hayatın ayrıntılarının neredeyse tamamı bu soruları hatırlatır, işaret eder. Bakma, görme biçimleridir bunun nedeni. Bu sorulara yanıt bulmak yerine, bu soruları gizlendikleri yerde bulup sobelenmekle yetinirler - yanıtı değil soruyu bulmakla.
Roni Margulies’in ‘Ya Seyahat!’teki bazı öykülerdeyse metinlerin kurmaca yönü öne çıkıyor. Öbür öykülerdeki gibi yazarın hayatından izler, anılar yok bunlarda. ‘Olmayacak şeyler’ anlatılıyor bu öykülerde, denilebilir. “Yürürken Kitap Okuyan Adam” ve “Kitap Okurken Yanan Adam” başlıklarıyla bunu duyuran öyküler. Kitabın ilk öyküsü, “Doğumgünü” ile “Karısını Öldürmeden Hemen Önce Katilin Aklından Geçenler”i de bu grupta sayabiliriz.
Bu tarz öyküler daha baştan insanda metnin metaforik, simgesel bir anlamı varmış izlenimi yaratır. Okurken (ya da öykünün sonunda) yazarın öyküdeki metafor ve simgeleri neyi vurgulamak için, hangi amaçla kurguladığını keşfedeceğimizi düşünürüz. Margulies’in öykülerinde de ilerledikçe bir şeyler seziyor, anlatılanların bir yere varacağı izlenimine kapılıyoruz. Öte yandan öykünün devamında neler olacağı sorusu, ‘Bu öykünün bir alt metni var mı, varsa nedir?’ sorularının önüne geçiyor ve anlıyoruz ki yazarın da metaforla, simgeyle pek bir ilgisi yok. ‘Olmayacak şeyler’in yaşandığı öykü evreninin bizim evrenimizle yakınlığının yarattığı ürpertiden ya da bu öykülerin işaret ettiği anlamlardan söz edilebilir belki, ama daha çok hayata benzetmek mümkün bu kurguyu. Hayatın da bir nedeni varmış gibi gelir insana bazen, bir akışı, bir yönü. Ama hiçbir zaman kesinkes vardır diyemeyiz; hayatla anlam arasında mesafe sabit değildir, açılır kapanır zamana, duruma göre - bu öykülerdeki mesafe de sabit değil. 

Anlamlı paralellikler ve saçma
“Yürürken Kitap Okuyan Adam”ın kahramanı yürürken “...başı, ortası ve sonu olan, uzun, ama insanı bir yerden alıp düzgün adımlarla götüren romanları sev[iyordur.]” Bunun üzerine düşünürken hayat görüşünün de bu seçimiyle uyumlu olduğunu fark eder. “Hem insanlığın tarihini, hem kendi hayatını bir yerden bir yere atılmış bir ok gibi düşünü[yordur.]” Öykünün devamında ise böyle bir okun varlığından kuşku duyarız iyice; hatta böyle bir ok varsa bile, okun (ya da okun atılmasının) amacı, menzili saçma gelir bize.
“Paralellikler” adlı öyküde de benzer bir gerilim var. Hayatlarımızdaki kimi rastlantılar, başımıza gelen ve/veya tanık olduğumuz olaylar arasındaki paralellikler nedeniyle bunların arasında bilemediğimiz bir bağ, bir amaç birliği bulunduğunu hissederiz, ama bu çok enderdir. Bir anlam veremediğimiz olaylar, durumlar çok daha sık çıkar karşımıza. Bu rastlantıların -biz bilemesek de- bir anlamı olabileceğini düşünmek, hayatlarımızdaki saçmalıklar karşısında kendimizi büsbütün korumasız hissetmemize engel olur. Ama bize anlamsız gelen olaylar da karşılaştığımız paralelliklere bir anlam atfetmemizin önüne geçer. Sürgit bir gerilimdir bu.
Margulies’in öykülerinin derinlerinde de buna benzer gerilimlere sıkça rastlıyoruz. Anılara, geçmişle ilgili sorgulamalara, zamanın geçerken yıprattıklarına, yok ettiklerine, değiştirdiklerine bu kadar sık değiniliyor olması, imkânsızlığını bilerek bu gibi sorulara anlamlı bir yanıt bulma çabası belki de.

Ya Seyahat!
Roni Margulies
Notos Kitap
2011, 76 sayfa, 9 TL.