Arap yarımadasında neler oluyor?

Arap yarımadasında neler oluyor?
Arap yarımadasında neler oluyor?
'Soros, CFR ve Arap Ayaklanması' adlı kitap, 2011 Ocak'ında başlayan, uzun soluklu bir mücadeleye sahne olacağı görülen bölgedeki gelişmeleri anlamamızda önemli bir kılavuz
Haber: SİNAN KANDEMİR / Arşivi

Tunus’ta başlayan Mısır’da sonuç alan ve Kuzey Afrika ile Ortadoğu ülkelerine yayılan halk hareketleri, Türkiye ’de iki temel bakış açısıyla analiz ediliyor... Bir grup aydın, bu halk hareketlerinin tamamen ABD’nin inisiyatifinde ortaya çıktığını, geliştiğini ve tipik birer ‘Sorosçu renkli devrim’ olduğunu savunuyor… Diğer bir grup aydın ise Arapların sokağa çıkmasının, ABD’nin bölgedeki güç erozyonunun doğal sonucu olduğunu, 2008’de başlayan küresel ekonomik kriz zemininde geliştiğini savunuyor ve bu nedenle de tipik bir halk hareketi olduğunu belirtiyor. Bu görüşü savunan aydınlara göre ABD’nin bu halk hareketlerindeki rolü, engelleyemediği ama eklemlenmeye çalıştığı şeklinde…
Gelişmeleri ‘halk hareketi’ diye değerlendiren bu aydınlara göre ABD, bölgedeki en önemli müttefiklerini savunamamıştır. Tunus lideri Zeyn El Abidin Bin Ali ile Mısır lideri Hüsnü Mübarek’i feda etmek zorunda kalan Washington, ‘kazananın tarafında’ olmaya çalışmış, ‘Mübarek’i verip rejimi kurtarma’ çizgisine sarılmıştır. Kuşkusuz her iki grubun da üzerinde uzlaştığı konu, yaşananların ‘yeni bir çağ’ın başlangıcına işaret ettiği gerçeği… İşte ‘Soros, CFR ve Arap Ayaklanması’ isimli kitap , bu ikinci grup aydının tezlerinden oluşan ama aynı zamanda birinci grup aydınlarla da ideolojik mücadeleye soyunan bir kitap.
Tarihçi Orhan Koloğlu, gazeteci-yazar Mehmet Ali Güller, siyaset bilimci Barış Doster ve yazar Haluk Hepkon tarafından yazılan bu kitap, salt gelişmeleri incelemekle yetinmiyor, Arap ayaklanmasına zemin oluşturan sosyo-ekonomik koşulları ele alıyor ve konunun uluslararası boyutunu değerlendiriyor. 

ABD’nin nüfuz alanında ayaklanma
‘Soros, CFR ve Arap Ayaklanması’nın ana tezine göre Tunus, Mısır, Yemen, Ürdün, Bahreyn ve Kuzey Irak’taki halk hareketleri ile İran ve Libya’da ortaya çıkan kalkışmalar birbirinden tamamen farklı iki tür eylemdir. Birinci gruptakiler ABD ve Batı karşıtıdır, ikinci gruptakiler Batı’nın çıkarlarına yöneliktir; birinci gruptaki ülkeler ABD’nin nüfuz alanları iken, ikinci gruptaki ülkeler ABD’ye mesafeli olan ülkelerdir. Kitap, bu nedenle, tüm bu eylemlerin aynı torbaya konulmasına itiraz ediyor.
Kitabın ikinci itiraz noktası da, bu eylemlerden beklentilerle ilgili… Kitabın yazarları, Arap halklarının aşamaları birden sıçrayamayacağını, bu nedenle ancak önündeki sorunları çözebileceğini belirtiyorlar ve daha fazlasının şu şartlarda mümkün olmadığını, bir halk devriminin koşullarının şimdilik mevcut olmadığına dikkat çekiyorlar. Ancak devrimci yapılanmaların, devrimci programların da toplumsal ihtiyaçlara ek olarak bu halk hareketlerinin kucağında büyüyeceğini ve deneyim kazanacağını savunuyorlar.
Kitabın üçüncü itirazı, ‘Ortadoğu halklarından bir şey çıkmaz’ şeklindeki, Batıcı kibirden kaynaklanan görüşlere… Son tahlilde Ortadoğu halkları, ABD’nin kuklaları olan otuz yıllık diktatörleri –Tunus ve Mısır’da- başlarından atmıştır! Bu siyasal ölçekte çok önemli bir adımdır, gelişmedir, sonuçtur.
Kitabın dördüncü itirazı, bu halk hareketlerini ‘Sorosçu darbeler’ olarak nitelendirenlere… Kitaba göre, Sorosçu darbeler Rusya’nın nüfuz alanlarında yapılmıştı. (Üstelik bu renkli darbeler 2008’den sonra tersine döndü) Ortadoğu halk hareketlerinin yaşandığı ülkeler ise ABD’nin nüfuz alanıdır. Bu eylemlerde yer alan kimi unsurların Batı tarafından fonlandığı gerçeğinin, halk hareketini toptan lekeleyemeyeceğine dikkat çeken kitap, halk hareketini oluşturan unsurların sağdan sola tüm topluma yayıldığına dikkat çekiyor.
Kitabın beşinci itirazı, ‘eylemlerin düğmeye basılmış gibi birden başladığını’ savunup, buradan hareketle halk hareketlerini Sorosçu ilan edenlere… Kitabın yazarları, halk hareketine sahne olan ülkelerde ilk defa eylem olmadığını, özellikle Mısır halkının 2004 yılından beri ayakta olduğunu belirtiyorlar. 2006 yılında tam 220 grev yapılan Mısır’da, 2009 yılında eylemler büyümüş ama gerek örgütsüzlük ve programsızlık nedeniyle, gerekse bölgesel şartlar yüzünden, bugünkü başarıyı kazanamamıştır. Dahası, 2009’da bu eylemler kanla bastırılmıştır. 

‘Amerikan yüzyılı’ bitti mi?
Kitabın altıncı itirazı, ‘ABD’den habersiz kuş uçmayacağını, bu nedenle, bu eylemlerin de ABD’nin bilgisi ve kontrolü dâhilinde’ olduğunu savunanlara… Bu görüşün sahiplerinin ABD’nin yenilmez bir güç olduğundan hareketle yola çıktığını ortaya koyan kitap, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni ele alıyor ve uygulandığı yıllar içinde nereye ulaştığını somut verilerle ortaya koyuyor. Kitabın vardığı yer, ABD’nin inişe geçtiği şeklinde… ABD, 11 Eylül olayları sonrası önüne koyduğu hedeflerini bir yandan teker teker rafa kaldırmış, diğer yandan işgal ettiği Irak ve Afganistan’dan çekilme takvimi açıklamıştır.
Kitap aynı zamanda, ‘Amerikan yüzyılı’ hayalinin gerçekleşmeyeceğini gören Washington’un, ‘geri çekilme’ ile ‘üçüncü dünya savaşı’ şeklindeki iki seçenek üzerine yaptığı tartışmaları inceliyor. Kitap, tek kutupluluğun yerini çok kutupluluğun aldığını, yeni küresel ve bölgesel aktörlerin, ABD’nin nüfuz alanına yerleştiğini somut olarak ortaya koyuyor.
Kitapta yazarların bir diğer itirazı ise ABD’yi, dolayısıyla dünyayı gizli, masonik türden örgütlerin yönettiğini savunanlara… Bu türden görüşlerin CFR’cilik temelinde birleştiğine dikkat çeken kitap, CFR’nin tarihini ele alıyor ve ülkemizdeki bu görüşlere kılavuzluk yapan Batı’nın ‘entelektüellerinin’ görüşlerini masaya yatırıyor. Kitap, CFR gibi yapıların ABD’yi yönetmediğini, ancak ABD’ye yön veren politikaların oluşturulmasında değerlendirilen havuzun musluklarından biri olduğuna işaret ediyor.
Kitabın bu bölümü aynı zamanda ideolojik bir mücadele yürütüyor; sınıf mücadelesi ve emperyalizm gibi kavramları inceliyor, devlet aygıtının nelerden oluştuğunu ve nasıl çalıştığını okurlarına sunuyor.
Kitap, ‘sınıf mücadelesi, devlet ve emperyalizm’ gibi kavramların üzerinden atlayarak dünyayı analiz etmeye soyunan bu görüşlerin, üç temel soruna yol açtığına dikkat çekiyor. Buna göre; Birinci sorun: Bu görüşler, izleyicilerinde pasifizm yaratıyor. Karşı konulmaz bir güce karşı mücadele etmek, ne de olsa anlamsız! İkinci sorun: Bu görüşler, ideolojik kirlenme yaratıyor ve mücadele eden kuvvetlerin önüne yanlış hedef koyduğu için başarıya ışık tutmuyor. Üçüncü sorun; Bu görüşler, dünyanın değişik yerlerinde ortaya çıkan mücadeleleri beğenmiyor ve halkların yararına tüm gelişmelere sırtını dönüyor.
Kitap, bir bütün olarak ele alındığında, aynı zamanda önemli bir ‘ABD emperyalizmi’ incelemesidir. ‘Soros, CFR ve Arap Ayaklanması’, 2011 Ocak’ında başlayan, uzun soluklu bir mücadeleye sahne olacağı görülen bölgedeki gelişmeleri anlamamızda önemli bir kılavuz işlevi görüyor.

SOROS, CFR VE ARAP AYAKLANMALARI
Orhan Koloğlu, Mehmet Ali Güller, Barış Doster, Haluk Hepkon
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 160 sayfa, 10 TL.