Arkeolojik bir aykırılık

Arkeolojik bir aykırılık
Arkeolojik bir aykırılık
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

lkin böylesi başlıklar taşıyan kitaplara ilgisiz kalamadığımı itiraf ediyorum. Henüz kitapçı raflarında görmeden önce, ilanlarına rastlamış, bu çağrı altında yapılmış bir çalışmanın benim açımdan ilginç veriler taşıyabileceği kanaatine varmıştım. Estetik görüntüsü ayrıca dikkatimi çekmişti. Nihayet kitapla buluşup okumamı tamamladım. ‘Böyle olmalı, bir üniversite böylesi yayınlar sunmalı kültür dünyamıza, üniversite olduğunu, bilimle uğraştığını göstermeli bize’ diye geçirdim içimden. Çünkü son derece titiz basılmıştı, bağlamı tutarlı, bilimle entelektüel ilişki kurabilecek bir yapıya sahipti. İleri sayılabilecek eleştirel sertlikleri yoktu ancak yeri geldiğinde sözünü esirgemiyordu yazarlar. Araya sıkışmış kimi şahsi yorumları anlayışla değil, üzerine düşünülesi notlar olarak kaydetmek yeterliydi. Konu arkeoloji olsa da güncelliği kadar siyasal kodları da süren bir tartışma söz konusuydu.
2006’da Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi, ‘Cumhuriyet Döneminde Geçmişe Bakış Açıları: Klasik ve Bizans Dönemleri’ başlığıyla bir sempozyum düzenlemiş. Kitap, bu sunumların toplamı. “Türkiye’nin geçmişinin araştırmada arkeolojinin yerini vurgulama” amacı taşıyan toplantı, sanırım sadece uzmanları açısından değil, konuya her bakımdan ilgi duyan, kültürle, sosyal tarihle ilgilenen insanları da cezbedecek yaklaşımları içeriyor. Eğer, Cumhuriyetin inşası ve bu inşanın bugüne gelen izdüşümlerini sağlıklı anlamak istiyorsak çok gerekli böyle çalışmalar. Bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin erken yıllarına odaklanırken arkeoloji, dönemin entelektüel akımları ve siyasal kararları üzerinde nasıl etkili olmuştur bu araştırılmalıdır çünkü. Daha da ötesi söz konusu karar ve yaklaşımlardan arkeoloji nasıl etkilenmiştir bu da bilinmelidir. Kitaptaki tezden hareket edersek eğer “...arkeoloji ile milliyetçilik arasındaki ilişki açısından, Türkiye özellikle ilginç bir örnek oluşturur. Osmanlı İmparatorluğu hiçbir zaman resmen sömürgeleştirilmemiş olsa da, bir modern ulus devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin inşası birçok bakımdan geç modern devletlerin yaşadığı zorluklar ve ikilemleri akla getirir...” Arkeoloji bu kültürel ve siyasal ikilemden payına düşeni almıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nde Tanzimat için söylediği dualizm tezi, başka açılardan, dallanıp budaklanarak, genç Cumhuriyet’in redd-i mirasına rağmen etrafını çizen ve durmadan çizen bir çember gibi bazen içe doğru daralmakta bazen de şaşırtıcı şekilde genişlemektedir. Cumhuriyet’in ortaya koyduğu ‘Batılılaşma’ ideali karşısında, buna aldırmayan ve kendi önyargılarının peşinde giden bir Batı dünyası vardır. Osmanlıyı şu veya bu gerekçeyle yok sayan yeni rejim, bir yandan milli bir tarih söylemi inşa etmek istemiş, yabancı uzmanlara ihtiyaç duymuş fakat belki asıl trajik olanı, sekülerliğe bulanmış milliyetçi söylem, “içeride bir milli kimlik oluşmasını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dışarıda, yani Batılı ulus devletler topluluğunda onlara bir yer kazandırmanın” yol ve yöntemlerini aramıştır. “Alternatif bir köken arayışıdır” bu.
Murat Ergin her bakımdan önemli bilgiler içeren yazısında genel çerçeveyi de çizmektedir.  “Anadolu’nun Yunan, Roma ve Bizans uygarlıklarını da kapsayan mirasına, bütüncül ve hoşgörülü yaklaşmaktadır.” Arkeoloji, bir bilim dalı olarak kendi özel şartları ve gelişimlerini izleyerek değil, tamamıyla müdahale edilerek yol almaya başlamıştır bu süreçte. Böylelikle Cumhuriyet döneminde arkeoloji, Türkiye’nin modernlikle yüzleşmesi ve modern ama özgün bir kimlik ortaya çıkarma çabaları ile ilgili kritik konuları ele almıştır... Meselenin, siyasal bağlamda kritikliği bir yana, asıl bilim adamları yönünden bakılması gereken yönüne gelince, kitaptan, ‘buna rağmen’ yüzünün akıyla çıktığı yorumları çıkmaktadır. Çünkü, ulus-devletler ve arkeoloji ilişkisi böylesi bir sorunu taşısa da, ‘arkeoloji devletlerin meşruiyetine katkıda bulunurken, ülkemizde olduğu gibi bu bilimin kritik öneme sahip bir disiplin olarak kurumsallaşmasını’ önleyememiştir. Bu bize özgü, özel bir durumdur. “Sömürgeleşmemiş ama geç modernleşen Türkiye ilginç bir aykırılık sergilemiştir.” Türkiye imgesinin, Batı ile arasındaki geçici(!) sosyal koşullardan ziyade değişmez ırksal kategorilerle kurgulandığı bir dünya da böylesi bir tercih tarihin tespitiyle çelişmiyordu. Hele bir toprağın ilk sakinlerinin en büyük hak sahibi sayılacağı bir dünyada. Suna Güven, Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin varoluşunu irdelediği yazısını, Ankara’ya yapılan vurguları, Roma ile kurulan bağlantıları bakımından da okumak gerekiyor.
Bir Sinema filminin ana hikâyesi kadar başkarakteri olmaya aday Birinci Sardis Ekspedisyonu ve Howard Crosby Butler’in maceraları kaçırılmamalı ancak ben asıl Cizvit V. Ruggieri’ye merak sardım. O eşsiz fotoğraflar bir yana, “Arkeologun bir anıtta aradığı şey, bir düşüncenin ifadesidir” sözü herkese ders niteliğinde. Bir düşünce kitabı bu. Arkeoloji bahane.

Cumhuriyet Döneminde Geçmişe Bakış Açıları: Klasik ve Bizans Dönemleri, Derleyen: Scott Redford- Nina Ergin. Koç Üniversitesi Yayınları,2010, 280 sayfa, 18 TL.


    ETİKETLER:

    Roma