Arzu nesnesi sinema mı, Lacan mı?

Arzu nesnesi sinema mı, Lacan mı?
Arzu nesnesi sinema mı, Lacan mı?
Todd McGowan, 'Gerçek Bakış'ta bir yöntem oluşturmaya çalışıyor. Bunu, öncelikli olarak Hollywood sinemasının 'auter' olma özelliği taşıyan Stanley Kubrick, Spike Lee, Michael Mann, Orson Welles, David Lynch gibi yönetmenlerin yapıtlarından yola çıkarak yapıyor
Haber: Rıza Kıraç / Arşivi

Psikanalitik sinema kuramlarına dair ülkemizde yeterince değil ama özellikle Batı ülkelerinde az gevezelik edilmemiştir. Söz konusu sinema ve psikoloji ilişkisi olsa dahi bu teorik yaklaşımlarda psikoloji hep ön planda tutulmuş sinema ise gerektiğinde başvurulan bir “şey” olarak çoğu kez soyutlanmıştır. Sinemayla ilgili doğrudan bir metin üretmeyen Lacan’ın teorileriyle sinema bir “psikiolijik indirgemeciliğin” malzemesi yapılmıştır adeta. Özellikle sinemayı Lacan’ın psikolojiyle ilgili metinlerinden yola çıkarak, ortaya çıkan sinema ürünlerine sanatsal eleştiri noktasında değil, çözümlenmesi gereken birey olarak yaklaşma çabaları, sinema filmlerinin içeriğinden, özünden, niyetinden çok teorinin “doğruluğu”nun kanıtlanma çabasına dönüşmüştür.
Bu konuda en popüler teorisyenlerin başında kuşkusuz Slavoj Zizek gelmektedir. Özellikle, Popüler Kültürden Jacques Lacan’a Giriş alt başlığını taşıyan ‘Yamuk Bakmak’ adlı kitabıyla ülkemizde sinema teorisi üzerine yapılan akademik çalışmalarda başvuru kaynağı olarak önemli bir yer tutar. Zizek, kitabının önsözünde, Yamuk Bakmak’ın niyetini anlatırken şöyle bir tespitte bulunur; “Lacan’ın ‘Freud’a dönüşü’, genellikle ‘bilinçdışı, dil gibi yapılanmıştır’ düsturuyla, yani imgesel büyülenmenin maskesini indirme ve onu yönlendiren simgesel yasayı açığa çıkarma gayretiyle ilişkilendirilir. Gelgelelim Lacan’ın öğretisinin son yıllarında, vurgu imgesel ile simgesel arasındaki yarılmadan gerçeği (simgesel olarak yapılanmış) gerçeklikten ayıran bariyerin üzerine kaymıştır.” der. Ve kitabının muradının, “Gerçeklik ne kadar gerçektir” sorusunun yanıtını arayacağını söyler. Elbette Zizek, bunu Lacan’ın teorileri, çözümlemeleri üstünde ilerleyerek yapar.
‘Gerçek Bakış: Lacan Sonrası Sinema Kuramı’nda Todd McGowam, bir yanıyla Lacancı bakış açısından yola çıkarak ileri sürülen teorilerin başarısı ve başarısızlığı üzerine duruyor. Ve Lacancı sinemasal çözümlemeyi bir adım daha öteye taşımaya çalışıyor. 

Bakmak ve görmek yeter mi?
Todd McGowam, kitabının yaklaşık ilk elli sayfasında Lacancı sinema teorisinin gelişim süreciyle ilgili temel bilgileri veriyor. Christian Metz, Jean Louis Baudry, Jean Louis Comolli gibi Fransız kuramcıların yanında Laura Mulvey, Colin MacCabe, Stephan Heath gibi Screen dergisi çevresinde toplanan İngiliz teorisyenlerin çalışmaları hakkında genel bir değerlendirme yapıyor. Elbette bu bilginin temelinde Lacan’ın teorik yaklaşımları söz konusu. “Bu isimler, psikanalitik kavramları sinema çalışmalarına sistematik bir şekilde taşıyan ilk kuramcılardır,” diyerek bu teorisyenlerin hakkını teslim ediyor.
Şimdi yeri gelmişken, McGowam’ın yapıtıyla ilgi gerçek bir tartışma ya da değerlendirme böyle bir tanıtım yazısının çok ötesinde olması gerektiğinin farkındayım. Bu yüzden kitabın ana fikriyle ilgili birkaç konuya değinmekle yetineceğim. Hem kitabın hem de Lacan teorilerinin altbaşlıklarına inmek, tartışmak sevelim ya da sevmeyelim, kabul edelim ya da reddelim uzun bir kuramsal tartışmayla mümkün ancak.
Lacan’ın, özellikle bir arzu nesni olarak sinema, “Bakış” ve rüya, fantazya, gerçeklik gibi konularda ileri sürdükleri sonu gelmez bir tartışma malzemesi. Tartışmanın bir başka boyutu ise kurulan cümlelerin, kullanılan kavramların karşılığının bire bir örtüşüp örtüşmemesi konusudur ki, bence özellikle bu aşamada karşıtlıkların bir başka nedeni de tamamıyla bu olacaktır. Yani başka bir deyişle argüman birliğinin henüz oturmamış olması. Böyle bir açıdan baktığımızda ise McGowam’ın başka bir önem taşıyor. Öncelikle, Lacan’ın yaklaşım biçimini ve kullandığı kavramları elinden geldiğince yanlış anlamalara yer vermeden açıkmaya çalışıyor.
Özellikle bakış ve özne ilişkisine dair tanımlama çok tartışılan bir konudur. Çünkü, Lacan’ın sinemayla ilgili teorik yaklaşımında “bakmak” ile “arzu nesnesi” arasındaki ilişki neredeyse birincil önem taşır. “Lacan’ın arzu anlayışında bakış öznenin nesneye hakim olmasının aracı değildir, fakat Öteki’nin görüş hakimiyetine direndiği noktadır. Bakış öznenin görüşündeki anlamsız lekedir; özne onu doğrudan göremediği ve onun dışında kalan görsel alana bu lekeyi başarılı bir şekilde dahil edemediğinden dolayı, o öznenin görüşündeki hakimiyet duyusunu tehdit eder. Lacan’ın işaret ettiği gibi, bakış ‘görüntüde eksik olan, yansıtıcı ve kavranabilir olmayandır.”
Buradan itibaren, “Bakmak” ve ideoloji, gerçek, kurmaca ve sinemanın bireyin üzerindeki etki alanına giriş yapılabilir, “Bakışın (ve aslında Gerçek’in) yansıtılmaya direnmesine karşın, sinema öznenin bakışla ilişkiye geçebildiği bir alan sunar, ki bu tür bir ilişkinin sinemanın dışında kuralabilmesi mümkün değildir. Erken dönem Lacancı sinema kuramı bir bakımdan haklıdır. Bizi sinemaya bakışın çekiciliği sevk eder. Fakat gördüğümüz gibi, bu hakimiyetin değil, zevkin çekiciliğidir.” 

Bilinç ve Hollywood sineması
Sinema izleyicisi bir yönüyle kodlanmış bilgiler üstünden “bakma”yı sever. Bu bakmak eylemi ideolojik kimlikle biçimlenir. Görmek istediğini görür, gördüğünü yadsır ama yine de görmek istemediği şeylerle karşılaştığında da onun bilinçinde ciddi bir travmaya yol açar. “Sinemada izleyicinin bilinç kontrolünden yoksun kalması, onu ideolojik manipülasyona karşı son derece savunmasız bırakır. Sinema izleyicisinin sözde-hayal alemi, sinemanın başlıca politik sorunun teşkil eder: Film biçimi, izleyicelerin ideolojik işleyişin farkına varmasını sağlayan bir araç olarak hizmet görmekten çok, karşıt bir politik doğrultuda –eleştirel olmayan bir öznelliğin propagandasını yapmakta- önemli bir bileşen olarak işler.”
Todd McGowan, kitabında eleştirel bir yöntem oluşturmaya çalışıyor. Bu yöntemi öncelikli olarak Hollywood sinemasının “auter” olma özelliği taşıyan Stanley Kubrick, Spike Lee, Michael Mann, Orson Welles, David Lynch gibi yönetmenlerin yapıtlarından yola çıkarak yapıyor. Avrupa sinemasından ise Yeni Dalga’nın İmkansız Nesnesi başlığı altında Fransız Yeni Dalga akımını, İtalyan Yeni-Gerçekçi Sinemasında Politik Arzu başlığıyla Yeni-Gerçekçi sinemayı değerlendiriyor. Kısacası Todd McGowam’ın Lacan’ın teorilerine, gerçekliğe bakış açısı, psikanalitik sinema kuramına yeni açılımlar getiriyor.

Gerçek Bakış
Lacan Sonrası Sinema Kuramı
Todd McGowan
Çeviren: Zeynep Özen Barkot
Say Yayınları
2012, 336 sayfa, 17.5 TL.