Aşağıya doğru akmayan sular

Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Kömür sobasının dışarıda yağan kara inat kızardığı, henüz ilkokul çağındaki çocukların yanaklarının o soba kadar müfettiş beyin manevi ağırlığıyla daha da bir kızardığı bir sınıftaydık. Öğretmenimizin yüzü de genç kızlığının heyecanıyla mı kızarıyordu, yoksa onu benim zihnim mi renklendiriyordu bilmiyorum. Müfettiş bey, dolgun vücudu, kendinden emin gülüşü ve devlet saklayan gözlükleriyle neşeleniyor ve sırayla her birimize babacan sorular yöneltiyordu. Üstelik kara tahtanın tam ortasına benim de zaman zaman sebepsiz dalıp gittiğim sınıfımızın tek haritasını astırtmıştı. Harita, altında Faik Reşit Unat yazan harita belki ilk kez yer değiştiriyordu. Zaman zaman bazı haritaların naylon kaplarla kaplandığını da görmüştük ancak bizim haritamız hepsinden güzeldi. Burdur yazıyordu. Obruk Yaylası yazıyordu. Hakkari’nin yanında parantez içinde Çölemerik ismi bulunuyordu. Mavi çizgiler kıvrım kıvrım çiziliyor bilmediğimiz alemlere doğru yayılıyorlardı. Van Gölü’nün başında şapkaya benzeyen bir şey vardı. Tuz gölü hamile mi kalmıştı ne? İşte, müfettiş bey arkadaşlarımızdan birisini tahtaya kaldırdı. Bazen ben miydim diye de düşünmüyor değilim. Fakat ben değildim, çünkü o yaz İstanbul’dan gelen bir akrabamız haritalarla ilgili kulağıma o müthiş sırrı fısıldayıvermişti. ‘Kızılırmak hangi denize dökülür’ diye sormuştu müfettiş bey. Sonra da sınıfa dönmüş sussun işareti yapmıştı. Arkadaşımız, hiç tereddütsüz; ‘Akdeniz örtmenim’ deyivermişti de, müfettiş bey oynadığı oyundan memnun, öğretmenimiz mahcup ve gergin ben ise söz hakkı bana verilsin diye parmak kaldırmaya hazırlanıyordum. ‘Niye evladım’ diye sorunca müfettiş bey, arkadaşımız; ‘sular yukarı nasıl dökülsün örtmenim’ demişti saçlarını kıvırarak ve sallanarak. 

Tarafsız olabilir mi harikalar?
John Picles’in kitabını okuyan herkesin bir şekilde haritayla bağlantılı anısı mutlaka canlanacaktır. Fakat ben, ilkokul çağımdan beri, haritanın hayatımıza sokuluşundaki imgeyi hep merak ettim. Onda hiç görmediğim bir tilki burnu da aradım. Zaten, Picles, “Haritacılık hala kaypak bir kavramdır” derken, haritanın ve haritacılığın gerisinde saklı sembolik niyetlere ilişkin bir uyarıda bulunmuş da olur. Bir çizme eylemi olarak harita, kendi çizgisini dayatır. Bilgiyi yeniden üretir. Yazarın deyişiyle; “Harita çizmek bilgiyi, bir sunum şeklinden farklı bir sunum şekliyle yeniden aktarmaktır, bu bilgi ister dünya , bir toplumdaki inanç sistemleri, yeniden temsil edilmeleri için derin şekilde yorumlanmaları gereken simgesel, efsanevi ya da rüya biçimleriyle, isterse dönüştürme ya da yer değiştirmeyle ilgili olsun.” Öyle ya, simge temsil eder, temsil eden yoruma açık hale gelir. Rüya da gerçek de ister bilgi olsun ister ütopya bir şekilde haritada kesişir. John Picles, kitabı yazarken niyetinin bir tarih çalışması olmadığını özellikle vurgular. Yaptığı bir tür okuma yöntemidir ve kitabını haritalandırırken rüya, sihir ve işleyiş gibi üç temel kritik kavramda toplar görüşlerini. Her biri de geçmiş kadar gelecekle ilişkilidir. Çünkü harita çizmek ‘kendi çizdiğimiz çizgilerin arasında kendi yarattığımız özneler haline dönüşerek’ yaşamaktır. Dahası, “Haritalar, üzerinde yaşadığımız ve birer öznesi haline geldiğimiz dünyalar için olasılık koşullarını ortaya koyar.” Harita, soyutlanmış olasılıklar simgeleridir ve neredeyse onlarsız yaşam pratiği işlevsizdir.
‘Tüm haritalar bir tür indirgenmiş tematik soyutlamalardır’ da, bu soyutlamaların yönü nedir? Dahası bu soyutlamaların özü tam bilinebilir mi? ‘Bir mesaj’ olarak da karşımıza çıkan harita kimden kime iletir bu mesajı? Tarafsız olabilir mi haritalar? Bilimsellik hangi epistemolojik renge bürünür orada? ‘İmgenin toplumsal olarak inşa edilen doğasını gizler’ken göstergeler nasıl kontrol edilir? Hele teknolojiyle ‘görsel kültürün küresel görünümlerine’ bürünen haritaları nasıl okumak gerekir? Hele yazarın çarpıcı bir benzetme kullanarak tanımladığı ‘coğrafi beden olarak’ vatan’ın ilişkisi ne düzeyde olacaktır gelecekte. Devlet, ulus, toprak gibi kavramlar nasıl şekillenecektir. “Haritaların gerçekte varlığı olamayan bir şeyi somutlaştırması beni daima etkilemiştir” diyor John Pickles. Öyle ya, bugün hepimiz aslında olmayan bir şeye inanıyoruz. Hiç unutmuyorum, Körfez Savaşı patladığında dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, başbakan Yıldırım Akbulut ve askerler bir harita önünde konuşuyorlardı. Özal’ın elinde bir çubuk bile vardı. Hayatı, tarihi, felsefeyi, edebiyatı ve insanı harita üzerinden başka bir gözle okuyup yorumlamak için oldukça önemli bir kitap ‘Uzamların Tarihi’.
Uzamların Tarihi 

John Picles, Çeviren: Kerem Işık, Yapı Kredi Yayınları, 2011, 320 sayfa, 22 TL.