Aşk, âşık, karışık

Aşk, âşık, karışık
Aşk, âşık, karışık
'Aşkın Halleri', aşkın içine dahil olan her şeyi sorguluyor. Alper Hasanoğlu, günlük hayata, romanlara, şiirlere ve mitolojiye yaptığı minik yolculuklarla kitabı hiç sıkılmadan okutmayı beceriyor
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

‘‘Aşk ve ilişki üzerine Freud’un da sıklıkla atıfta bulunduğu bir öykü vardır. Bu alıntı Platon’un ‘Şölen’indendir. Bir gün Sokrates arkadaşlarıyla toplanmış bir yandan yeyip içerken bir yandan da aşkın ne olduğunu tartışıyormuş. Birçoğumuzun bildiği yanıt Sokrates’ten değil Aristofanes’ten gelmiş. Aristofanes insanın başlangıçta günümüzde olduğu gibi tek bir canlı olarak değil, aksine omuzlarından birbirine bağlı bir çift olarak yaratıldığını anlatmış. Aristofanes’e göre üç farklı çift varmış: Erkek- kadın , erkek-erkek ve kadın-kadın. Bu ikiz gibi birbirine benzer olan çift bütün gün birlikte dolaşıp durur ve dolayısıyla hiç yalnızlık çekmezmiş. Bir gün öyle bir yanlış yapmışlar ki Zeus onları ikiye ayırarak cezalandırmış. Bundan sonraki yaşamlarının tamamını diğer yarılarını sonsuz bir arayış içinde geçirmişler. ‘Bundan dolayı,’ der Aristofanes ‘günümüz insanı da bütün hayatı boyunca kendisini bütünleyecek diğer insanın arayışı içindedir, çünkü insan en temelde bir değil, iki kişidir’.
Aşkı bulduğumuzu sandığımız ya da gerçekten bulduğumuz şanslı anlarda iki değil bir olduğumuzu hissederiz. Bu nedenle de sonradan yaşanan hayal kırıklığı bir o kadar büyük olur. Yoksa aşık olduğumuz insanın mükemmel olmadığını görmek kendi mükemmel olmayışımızın kabulünün çok zor olmasından mı kaynaklanır? Eğer aşka duyulan özlem gerçekten diğer yarımızı aramamızsa ve aşk diğer yarımızı bulduğumuz yanılgısıysa, aşk sadece içimizdeki yok edilemeyen narsizmin sevgiliye yansıtılması mıdır?” 

Aşk anlaşılmaz
Bu alıntı, psikoterapist Alper Hasanoğlu’nun ikinci kitabı ‘Aşkın Halleri’nden. Hasanoğlu, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi aşkın, birlikteliğin, evliliğin içine dahil olan her şeyi sorgulamak amacıyla yazmış kitabını. Ama tabii ki epeyce profesyonel süzgeçten geçirdikten sonra. Lakin, hemen kitabın psikiyatri ya da psikoloji kitabı olduğu kanısına varmayın. Çünkü yazar, günlük hayata, romanlara, şiirlere ve yukarıdaki gibi mitolojiye yaptığı minik yolculuklarla kitabı hiç sıkılmadan okutmayı beceriyor. Tabii siz de asla anlayamadığımız ‘aşk’ ilişkilerimizi ya da ‘hallerimizi’ anlamaya meraklıysanız. Şükürler olsun ki, yazar şöyle yaparsanız iyi olur, böyle yaparsanız kötü olur gibi bir ‘reçete’ yazmıyor, sadece insanın kendini ve ilişkileri içinde neden öyle davrandığını anlaması için iyi bir kılavuz sunuyor. 

Postmodern çağın insanları
‘Aşkın Halleri’ne bakarken, kendiniz hakkında bilmediğiniz, belki de o güne kadar düşünemediğiniz, hatta ve hatta düşünmekten fena halde kaçındığınız birçok şeyi keşfediyorsunuz. Bu keşiflerin çoğu zaman pek iç açıcı olmadığını söyleyelim. Ama sakin olun. Aşkı insan duyguları üzerinde on yıldan fazladır profesyonel anlamda çalışan Hasanoğlu da anlamadığını itiraf ediyorken, profesyonellikten nasibini almamış bizim gibi fanilere en azından “aşkı anlamak için fazla uğraşmayın, zaten anlamayacaksınız, en fazla geldiği zaman yaşayın” deme rahatlığı kazandırıyor. Onun yanı sıra kitapta tartışılan konulardan kendi cebinize doldurup şu andaki ya da gelecekteki ilişkilerinizde biraz daha ‘mantıklı’ olmayı becerebilirsiniz. Tabii mantıklı olmak gibi bir derdiniz varsa... “Son yıllarda etrafımdaki neredeyse bütün çiftlerin mutluluktan uzak bir yaşantı sunuyor olduklarını gözlüyorum” diyor Hasanoğlu kitabın girişinde. Kendi hayatlarımıza bakınca, bunun tersini söyleyebilecek bir babayiğit var mı? Ne de olsa postmodern çağın insanları olarak artık ‘kara sevdalara’ düşmemiz imkânsız. Zaten düşsek bile, soluğu hemen psikiyatri kliniklerinin kapısında alıyoruz, çünkü sistem bizim üretime katılmamamızı imkânı yok kabul etmez. Ve o yüzden belki de ‘hasta’ olmadığımızı kanıtlamak için aşkı mutluluğu ve acısıyla yaşamak yerine anlamaya çalışmak zorundayız. Acaba bu beyhude bir uğraş mı? Kitabı okuduktan sonra beyhude olmadığına, insanın kendi gelişimini tamamlaması için şart olduğuna ikna ediyor yazar sizi. 

Aşkın ıstırabı
Hasanoğlu, ‘Ah Mine’l-Aşk’ diye başlıyor. Ardından gelen bölümse epey ilginç, Martin Buber’den bir alıntıyla aşka başka türlü bakmamıza neden oluyor: “Ben sende oluyorum”. Bu bölümde ‘aşkı özlemek’, ‘âşık olmak’, ‘aşkın nihayete ermesinden duyulan hayal kırıklığı’, ‘tekrar yalnızım’ başlıkları altında aşk döngüsünün ince ayrıntılarına giriliyor. Ve hemen arkasından gelen bölüm “Aşk Solar”da ise ‘sevgisizlik öldürür’, ‘yakınlık korkusu’, ‘cinselliğin rutinleşmesi’, ‘yatak odasındaki mezarlık’, ‘ideal aşk’, ‘artan beklentiler ve azalan memnuniyet’ ele alınıyor. Akabinde en “arıza” bölümler geliyor: Aşkın imkânsızlığı, üçlü ilişkiler, sadakatsizliğin cazibesi ve sadakatsizliğin kaçınılmazlığı. Son bölümdeyse aileye bakıyor yazar. Aile mitlerinden tutun da evlilik kurumuna eleştirel bakışa, kadının aydınlanmasına ve geleceğin ailesinin nasıl bir şey olacağına dair birçok ayrıntı var bu bölümde. İtiraf edelim, bunları okuduktan sonra aşka “iyi gözle bakmak” biraz zorlaşıyor. Çünkü yazarın da dediği gibi aşk ve ilişkiler “bir dairenin tamamlanması”. O zaman “mutlu aşk yoktur”a geliyorsunuz ki, çok fena! Ama kitapta anladığımız bir şey daha var: Kendimizi ve karşımızdakini iyi anlarsak “güvenli ve orta kararda mutlu bir birliktelik” olabiliyor. Tabii bunun için günlük hayat, geçmiş yaşantılar, çocukluk travmaları, globalizasyon, kadının toplumdaki konumunun değişmesi gibi bireysel ve toplumsal etkenleri çok iyi anlamamız şart. Kitaptan anladığımız kadarıyla bu etkenlerin en tatsız yanı, bütün ilişkilerin dönüp dolaşıp bizim neredeyse hiç müdahil olamadığımız çocuğukluğumuzla sıkı sıkıya bağlı olması!
Hasanoğlu’nun ilk kitabı ‘Bir Terapistin Arka Bahçesi’ni de yutarak okumuş biri olarak, küçük bir eleştiri hakkımızı da kullanalım: ‘Aşkın Halleri’ndeki ‘Madam Bovary ve Ruh İkizleri’ bölümünde kadınların aşk için ne kadar “raydan çıkabileceğini” yazmış Hasanoğlu. Acaba buna karşı bir de ‘Don Juan ve Ruh İkizleri’ neden yok kitapta? Yazarın erkeklik hali mi bu yoksa? ‘Üçlü ilişkiler’ bölümünde aldatan erkek, aldatılan kadın ve sevgiliye edebiyat tadında mektuplar yazan Hasanoğlu’nun Don Juan’ları yazmayı unuttuğunu düşünüp içimizi rahatlatalım!

Alper Hasanoğlu kimdir?
1967 yılında İstanbul ’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi‘ni bitirdi. Çorlu Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. O yıllarda stres fizyolojisi, depresyon, anksiyete ve epilepsi üzerine çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Fakültesi Deneysel Psikoloji Bölümü’yle ortak olarak Öğrenilmiş Çaresizlik gibi deneysel depresyon modellerini temel alan deneysel çalışmalar yaptı. 1997 yılında İsviçre’de psikiyatri ihtisası yapmaya gitti. Halen Basel Kantonu Psikiyatri Asistanları’nın temel psikoterapi eğitiminden sorumlu komisyonda eğitmen ve süpervizör olarak görev yapıyor. İsviçre Bilişsel Davranışçı Terapiler Derneği (SGVT/SSTCC) üyesi olup dernek tarafından onaylanmış “bilişsel davranışçı terapist ve süpervizör“dür.

AŞKIN HALLERİ
İkili İlişkilere Farklı Bir Bakış
Dr. Alper Hasanoğlu
Remzi Kitabevi
2011
206 sayfa
12.5 TL.