Avangardın yaşanabilirliği

Avangardın yaşanabilirliği
Avangardın yaşanabilirliği
'Modernliğin Beş Yüzü'nde, konu edilen beş yüzden biri avangard. Egemen olana diklenip onu hemen bastırmak: avangardın zorunlu koşulu. Bastırmaktan, kendisinin egemen konumuna geçmesini anlamamak gerekir elbette
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Avangardla sorunumuz pek olmadı. Yakın zamanlara dek, ne sıradışına çıkan ve içinden çıktığı dünyaya benzemeyen yenilikçi oluşumların özgürce yaşamasına uygun bir edebiyat dünyamız oldu, ne de avangardın lojistiği sayılabilecek kertede kendini gösteren bir yazınsal düşünce atılımımız. Avangardın egemen olandan savrulma eğilimi, birbirine bütün bütüne zıt iki koşuldan çıkabilir: bazen hayatın karanlığından, bazen özgürlüğün derinliğinden.
Avangardın Avrupa ’da iki savaş arasında dalga boyunun yükseldiği birkaç atılımı, edebiyatın alabileceği biçimlere ilişkin çarpıcı örnekler verdi. Önce Dadacılık, sonra Gerçeküstücülük, İkinci Savaş’ın ertesinde Letrizm, Avrupa’nın karanlığı içinden edebiyatın yaratıcılığa tuttuğu, birbirinden farklı üç ışık yoluydu. Avangard kavramının en somut karşılıkları özellikle Dadacılık ile Gerçeküstücülüğün ortaya koyduğu örneklerle verildi.
Bu arada, dar çevrelere ait olmak avangard olmanın özelliği midir? Gerçeküstücülük, modernizmin avangard bir çıkışıyken kıtalararasında yayılıp bütün dünya edebiyatını etkisi altına alınca, avangard olmaktan çıkmış sayılır mı? En azından önemli bir bölümünde egemen anlayış olmuşsa Gerçeküstücülük, bu kez onun bir başka avangard çıkış tarafından yadsınması beklenir. Sözgelimi savaşın muazzam yıkımı içinden çıkan Letrizm onun yarattığı avangard sayılır mı? 

İkinci Yeni gibi...
Gerçeküstücülük, gitgide daha büyük yaygınlık kazanırken, edebiyatı alabildiğine etkileyen bir baskın anlayış olmuşsa, “ona karşı hemen eyleme geçmek ve onu olabildiğince çabuk bastırmak önemlidir”. Matei Calinescu’nun ‘Modernliğin Beş Yüzü’ kitabında, konu edilen beş yüzden biri avangard. Egemen olana diklenip onu hemen bastırmak: avangardın zorunlu koşulu. Bastırmaktan, kendisinin egemen konumuna geçmesini, ana akımın yerini alacak yaygınlığa kavuşmasını anlamamak gerekir elbette. Bazen çok yaygınlaştığına rastlansa da: Gerçeküstücülük ya da İkinci Yeni gibi.
Calinescu, “Avangard her açıdan modernlikten çok daha radikaldir,” diyor. “Daha az esnek ve ayırtılar konusunda daha az hoşgörülüdür; doğal olarak daha dogmatiktir –hem kendi kendini dayatma anlamında, hem de bunun tersine, kendi kendini yok etme anlamında.”
Modernizmden önce de avangard vardı elbette, ama bugün anladığımız ve bildiğimiz avangard, modernizmin ürettiği bir yazınsal gerçeklik olarak tanımlanabilir, elle tutulabilir oldu. Yoksa avangard, bir askerlik terimi olarak 1830’lardan sonra kullanılmaya başlıyor ve köktenci siyasal dönüşümleri anlatıyor. 1825 yılında da Saint-Simon’un yakın dostlarından Olinde Rodrigues, avangard terimini sanat için kullanıyor. Saint-Simon’un bilgelikten kaynaklanan sosyalizm anlayışı, çevresinde avangardlığın cevherini de barındıracaktır elbette, ama o zaman bugünkü biçimini alamamış ve bugünkü gibi anlaşılamamıştı avangard.
Matei Calinescu, avangard dolaylarında gezinip tartışırken, onun her durumda radikal oluşunu imleyerek, “Radikalizmin politik dilinde sıkça kullanılan ‘avangard’ terimi, edebiyat ya da sanata uygulandığı zaman insanın rolünü asıl olarak propaganda sayan bir sanatçıdan bekleyeceği türden bir bağlanmayı işaret etmeye yöneliyordu,” diyor.
Radikalizm avangardda içkindir elbette, ama avangardı ortaya çıkaran enerji kaynağının radikalizm olduğu gerçeği daha kesindir. Avangardın önsel gerekliliğidir radikalizm. O düzeyde tepki vermeden radikal etkide bulunmak olanaksız. Edebiyatta avangard, bu radikalizmi yalnızca kendi doğasından alamazdı. Kılıcını siyasetin dili içinde keskinleştirmesi, onu edebiyat içinde de sertleştirdi. Benimsenmeyi umursamadı sözgelimi ya da geniş çevreler tarafından izleyici bulmayı.
Calinescu, “yeni avangard sanatçıların yapmak istediği şey –radikal politikaya ne kadar yakın dururlarsa dursunlar– sanatın bağlayıcı biçimsel geleneklerini devirmek ve tümüyle yeni, daha önceden yasak olan yaratıcılık ufuklarını keşfetme özgürlüğünü tatmaktı,” diyor.
İkinci Yeni şairlerinin çağdaş Türk şiirinin kendilerinden önceki biçimlerinin bütün bütüne dışına çıkma, kendilerinden önceki şiir anlayışını yıkma ve gerek Batı’dan aldıklarıyla, gerek kendi buluşlarıyla yepyeni olanaklardan yararlanarak yeni bir şiir ortaya koyma amaçları, avangard bir şiir anlayışının temellerini oluşturdu. Tekil ya da grup biçiminde, avangard sayılabilecek bütün çıkışlar bizim edebiyatımızda da benzer özellikleri taşımıştır. Sözgelimi Ece Ayhan’ı bir başına avangard sayabilir miyiz? küçük İskender’i ya da. Her ikisinin de şiirleri içine doğdukları şiiir dünyasına ve kuşaklara benzemez oluşlarının yanında, şairlik tutumlarıyla da retçi olmuştur. Şair ret etmeli ki, kendi anlayışını ötekilere baskın kılabilsin. 

Her yenilik avangard değildir
Yenilikler, geçmişin çeşitlemeleri biçiminde ortaya çıkıyorsa, geçmişten aldıklarını içselleştirme becerisine göre de farklılaşırlar. Ne alınacağını önceden belirleyecek ilkeler olmaz elbette. Avangardın nasıl bir bireşim kuracağı kendi ânına bağlıdır. Tekil çıkışlar bir akıma ya da anlayışa bağlı olanlara göre daha bağımsızdır. Toplu bir hareketin yazınsal anlayışı da kendi içinden avangardlarını çıkarır, kendiliğinden çıkan öncüleri o anlayışın bütüncül bir düşünce kurması için ona esnek, olanaklı bir alan açar, önden giden yolu temizlemeye başlar.
Bir edebiyatın kurulu düzenini bozacak avangardlar sıklıkla çıkmaz ortaya; her dönem, avangardlarla birlikte de yaşamaz. 1980’lerden bugüne, edebiyatımızda özellikle yeni kuşaklar eski kuşakların çizdiği yoldan ve ana akımdan ayrı yollar aramış, dolayısıyla sahip oldukları özgünlüklerle edebiyatımızın daha çok yönlü olmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Her yeniliğin aynı zamanda avangard niteliği taşıdığı da söylenemez. Orhan Pamuk sözgelimi, hiç kuşku yok ki yeni bir roman biçimi kurmaya yönelmişti, Beyaz Kale’den sonra bunu da başardı ve roman sanatımızın önüne yeni bir yol açtı, ama avangard değildi, bir zamanlar etkinliğini daha güçlü biçimde duyurmuş olan modernizmin içinen çıkmış, neden sonra postmodern yapımbiçimlerinden yararanmıştı. Belki küçük İskender’dir avangard, yeni, yenilikçi, retçi, yıkıcı ve yalnızca kendine benzer şiiriyle. Murat Uyurkulak ya da Hakan Günday’ın özgünlükleri de avangard olmaktan çok, sürülmüş topraklardan yeni bir anlatım dili çıkarmalarında.
Bu arada postmodernizmin artık yeni zamanların kültürü, geçer akçesi, dolayısıyla edebiyatın önümüze açtığı yeni ufuk çizgisi olduğu bizde de savunulmaya başlandı. 1980’lerden sonra yaşadık bunu da. Modernizmi tam anlamıyla bilincinde olmadan yaşamış, ama eksik bırakmış bir edebiyatın yeni anlayışlara daha açık ve esnek olması beklenir. Postmodernizm, öyle görülüyor ki, edebiyatımızın son dönemlerinde tekil kabuller biçiminde içselleştirilmeye başladı, yazılanlar böylece etkilendi, ama yaygın bir uygulama zemini bulamadı. Gerek geleneksel, gerek modernist anlayış, bütün üstündeki etkisini güçlü biçimde korumayı sürdürüyor. Ne ki, dönemin düşünce ve davranış kültürü postmodernizmden adamakıllı etkilenmiş de göründü. Modernizmin “kibirli bir azınlık kültürü” oluşuna karşı, “alçakgönüllü bir çoğunluk kültürü” olarak öne sürülen potmodernizm, hem hızla yaygınlık kazanabiliyor, hem de çok işlevli olabiliyordu. Yazılan romanların hemen hep çok-satma kaygısıyla yazılması, yazarın yazdığı kitabın önüne geçme çabası ve bir dizi benzer davranış kalıbı, posmodern kültürün sonuçlarıdır aslında.
Demek ki postmodern algının açık ya da örtük gücü, kültürü ortaya çekilen bir çizgide belirleyip çoğunluğa mal etme amacıyla da örtüşmüşse, avangardın yaşam alanları da kurutulmuştur. Calinescu, postmodernizmin Avrupa’da “büyük ölçüde İkinci Dünya Savaşı öncesi avangardının genişletilip çeşitlendirilmesi” olduğunu ve izlerinin Dadacılığa ve Gerçeküstücülüğe dek sürülebileceğini öne sürerken günümüzde geçerli algının içine düşüyor. Ne ki, onun ve postmodernizmi günümüzün kültürünü açıklayan en etkin düşünme biçimi olarak görenlerin “postmodern avangard” yaratma isteği, postmodernizmin doğasına uygun değildir. 

notoskitap.blogspot.com

MODERNLİĞİN
BEŞ YÜZÜ
Matei Calinescu, çeviren: Sabri Gürses, Küre Yayınları, 2010, 371 sayfa, 22 TL.