Ayağımız toprağa değsin

Ayağımız toprağa değsin
Ayağımız toprağa değsin

FOTOĞRAF: CRAIG MACKINTOSH

Doğaya sıfır ya da en az zarar vererek, kendine yetebilir, ekolojik bir sistemi nasıl kurarsınız? 'Permakültüre Giriş' bu soruyu harika illüstrasyonlar ile yanıtlıyor
Haber: ERTAN KESKİNSOY / Arşivi

Dünyanın dört bir yanına baktığınız zaman insan ile gezegen arasındaki ilişkinin -belki de onarılmamacasına- bozulduğunun göstergeleri artıyor. Bir yerlerde bir nükleer santralın patlamasının etkileri kamuoyundan telaş içinde gizlenirken aynı gizlilik başka bir ülkede, bir akademisyenin yaşadığı bölgedeki endüstri etkinliklerinin halk sağlığını nasıl etkilediğini açıkladığı bir rapor yüzünden kovuşturulması biçiminde tezahür ediyor. Bir diğer deyişle, hem bozuyoruz, hem de bu bozukluğu saklayan, inkâr eden, açık edenleri de bozguncu diye yaftalayan bir düzene prim veriyoruz.
Neyse ki dünyadaki bir avuç ‘eşkıya’, boş yurttaşlık mukavelelerine imza atmaktansa, kendisinin gezegen ile ilişkilerini yeniden, sürdürülebilir biçimde düzenlemeye gönül indirmiş durumda. Bunlardan biri olan bilge yaşlı adam Bill Mollison’un 1991’de yazdığı ‘Permakültüre Giriş’ kitabı, nihayet Türkiye ’de yayımlandı.
Kavramın öncülerinden Mollison, ‘permakültür’ü hem ‘kalıcı kültür / permanent culture’, hem ‘kalıcı tarım / permanent agriculture’ anlamında kullanıyor. Doğruya doğru, kültürün insanın toprak ile ilişkisi ile ne denli ilintili olduğunu unutalı çok oldu. Ancak Mollison, bu durakta çok beklemeden meramına hızla geçiyor: İnsanoğlunun çevresi ile yıpratıcı olmayan bir ilişki kurmasının oluru nedir? Şöyle açalım: doğa ile ilişkimizin başat sorunu, doğayı, doğanın yerine koyma hızından çok daha fazla yıpratmamız. Peki, bu yıpranmayı asgariye indirgeyip, doğanın döngüsüne saygılı bir biçimde ekip biçebilir miyiz?
Mollison’un biz şehirli çoğunluktan farkı, bir köyde büyümüş, toprağın tedrisatından geçmiş olması. Bu deneyimi akademik birikim ile taçlandıran Mollison, ‘permakültür’ kavramını David Holmgren ile birlikte, ‘Permakültür Bir: İnsan Yerleşimi için Kalıcı Bir Tarım Sistemi’ adlı kitabı ile 1974’te ortaya atar. Ekolojist hareketin az çok aynı tarihlerde boy verdiğini anımsatmakta yarar var: bu kavramın kendine hızla büyümekte olan bu dizgenin içinde yer bulması zaman almaz.
Kavramı tarım ve kültür üzerinden iki ayrı biçimde tanımlamak mümkün demiştik. Mollison’un yaptıklarını ayırdedici kılan, kalıcı tarım yönündeki çalışmaları. Küçük bahçeniz olsun, köydeki tarlanız olsun, doğaya sıfır ya da en az zarar vererek, kendine yetebilir, ekolojik bir sistemi nasıl kurarsınız? ‘Permakültüre Giriş’in önemli bir bölümü -neredeyse yüzde doksanı- bu soruyu harika illüstrasyonlar ile yanıtlıyor. Yapıtın bu bölümünü bir ekolojik ‘do it yourself / kendin yap’ kitabı olarak tanımlamak yersiz olmaz.
Gezegenin çevre sorunları arasında tarım uygulamalarının sürdürülemezliği başat neden midir sorusuna karşılık, gezegenin bütüncül işleyişini kavramamızı engelleyen bu yaklaşımı terketmemizin öneminin altını çizmek gerekir. Bill Mollison’un yaptığı, insanoğlunun yirminci yüzyıldaki tarım uygulamalarında bilinçli olarak yarattığı bu kopukluğu onarmak.
Şöyle örnekleyelim: tarımda kullanılan ilaçların / pestisitlerin insan sağlığına etkileri biliniyor -ya da bilinmiyor- iken, tam gaz kullanmaya devam etmemizin ardındaki temel neden, çokuluslu şirketlerin yarattığı sahte seçeneksizlik hissi. Bu öyle bir his ki, zararları belirlenmiş ve ‘medeni’ ülkelerde yasaklanmış ilaçların Afrika ülkelerine satışına bile gıkını çıkarmayan bir kamuoyu oluşturulmuş durumda. Genleri değiştirilmiş ürünlerin Türkiye’ye girişi konusunda hükümetin sergilediği basiretsizliği ve yazının başında sözünü ettiğim giz perdesinin ardındaki dansı anımsasanız yeter.
İnsanoğlunu doyurmak için gereken yemeğin doğal süreçlerden koparılmasının yan etkileri de aynı sahte seçeneksizlik ve giz perdesi tarafından ya saklanıyor, ya bulandırılıyor. Oysa Bill Mollison, tarımdan kaynaklanan gerçek maliyetleri taşıyamayacak noktaya yaklaştığımız uyarısında bulunuyor, ve yeni bir sistem için, aslında elimizin altında her şeyin olduğunu anımsattıktan sonra, kurabileceğimiz mini-sistemleri bize anlatmaya koyuluyor. 

Tarla ya da ev bahçesi fark etmez
Uyarayım, bu tür bir mini-sistemi kurmak, ancak ekolojik ilkelere belirli bir adanmışlık gösterenler tarafından uygulanacak adımları barındırıyor. Kitabı öylesine bir eline alanların yaşayacağı ilk his, sınav öncesi korkuyla -“Bunların hepsini nasıl yapacağım ki ben?”- karışık hayranlık olabilir. Endişelenmeyin, kitabı hatmetmeye kalkışmadan önce sayfaları çevirin, ilüstrasyonların tadını çıkarın. Böylece kitabın teknik derdinin ne olduğuna dair daha iyi bir seziye kavuşabilirsiniz.
Velev ki derdiniz tarla falan değil de basit bir ev bahçesini ekolojik bir dizge ile kurmak; kitabın beşinci bölümü Ev Bahçesi Tasarımı (s. 115-152) tam size göre. Bu bölümde ne tanımadığınız bir bitki var, ne de uygulayamayacağınız bir teknik. Bu bölümde her ölçeğe göre ekolojik, keyif dolu çözümler var.
Bu tür teknik bilgide bir eksik, Mollison’un hakim olduğu ekosistemin florasının bizim floramız, genelde ekosistemimiz ile örtüşmemesi olabilir. Yine endişelenmeyin: hem ortak noktalar sandığınızdan fazla, hem genel ilkeler korunduktan sonra iklime uyacak alternatifler sıralanmış. Bunun için başlangıç olarak kitabın sonundaki faydalı permakültür bitkileri ekine göz atabilirsiniz.
Kitabın teknik bir kitap olduğunu, kendisini diğer ‘çevre’ kitaplarından ayırt eden özelliğin de bu olduğunu söyledik. Ancak doğadaki her öğenin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu, aslında insanın da bu bağlantının parçalarından biri olabileceğini vurgulayan, öğretici bir yapıt “Permakültüre Giriş”. İnsanoğlu olarak sorunumuzun bozmak ve bozukluğu gizlemek olduğundan dem vurmuştuk ya; bunun asıl nedeni de, tıpkı siyasi sistemimizde olduğu gibi, başka bir yaşama biçiminin pekâlâ mümkün olduğu düşüncesinden uzağa düşmüş olmamız. Mollison’un yapıtı -ki bunun bir ‘giriş’ kılavuzu olduğunu da anımsatırım- buna okkalı, ayakları yere basan, daha doğrusu toprağa değen bir yanıt. Tazmanyalı usta, neredeyse yarım yüzyıldır, hayalgücümüz ile gerçeklik arasındaki bağı onarmakla meşgul. Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenen etkinlik kapsamında, Bill Mollison ve Geoff Lawton, 21 Kasım – 4 Aralık 2010 tarihleri arasında Türkiye’ye gelip Permakültür Tasarım Sertifikası kursu vermişti. Permakültür ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz: http://permacultureturkey.org/ Mollison ve Lawton’un işlerini görebileceğiniz web sitesi: http://www.tagari.com/ Mollison’un kitabını alanlar için bir de yardımcı kitap önerim var: Masanobu Fukuoka’nın ‘Ekin Sapı Devrimi’ (Kaos Yayınları, 2006).


PERMAKÜLTÜRE GİRİŞ
Bill Mollison
Çeviren: Egemen Özkan
Sinek Sekiz Yayınları
2011, 282 sayfa, 30 TL.