Ayşegül'ü bilenler bilmeyenlere anlatsın!

Ayşegül'ü bilenler bilmeyenlere anlatsın!
Ayşegül'ü bilenler bilmeyenlere anlatsın!
Geçen yıllar ve değişen yaşam şekilleri dolayısıyla Ayşegül de değişti, gelişti; kıyafetleri değişti örneğin, serideki klasik Citröen'ler yerlerini daha modern otomobillere bıraktı, Ayşegül dizüstü bilgisayar kullanmaya başladı
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Çok acayip bir kız tanımıştım çocukken. Bir bakıyordum çiftlikte türlü hayvanatla eğleniyor, bir bakıyordum elinde poşetlerle alışveriş ediyor… Bir bakıyordum okumayı yazmayı öğreniyor, bir bakıyordum ata biniyor ya da üzüntüyle kayıp köpeğini arıyor. Ev işlerine yardım ettiği veya bebek bakıcılığı yaptığı, ormana ya da kampa gittiği de oluyordu. Velhasılıkelam, el kadar bir kız ortamdan ortama akıyor, ben de hayretle izliyordum onu. Okumayı yeni (ve itiraf etmeliyim ki güç bela, sınıf sonuncusu olarak) öğrendiğim altı yaşımda, bu küçük kızın maceraları bir yandan önümde farklı dünyaların kapısını açarken, bir yandan da bana okuyabilmenin sevincini yaşatıyordu. Ee, okudukça okudum ve haliyle başka kitaplara yelken açtım. 

56 macerası var
Aslında bahsettiğim bu kıza, bugün yaşları otuz ila altmış arasında olan birçok insan aşina. Milyonlarca çocuğa okuma sevgisi kazandıran, milyonlarca çocuğun kütüphanesindeki belki de ilk kitap olan Ayşegül’den, Ayşegül’ün maceralarından söz ediyorum çünkü. Bugüne kadar farklı yayınevlerince yayımlanan maceraları, bu defa da Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanıyor. Tamı tamına 56 macerası olan Ayşegül’ün ‘Yaşasın, Okul Açılıyor!’ ve ‘Kardeşimi Çok Seviyorum’ başlıklı ilk iki macerasını ‘Amerika’ya Vapurla Yolculuk’ ve ‘Ev İşlerini Kardeşler Yapıyor’ adlı maceralar izleyecek. Yapı Kredi Yayınları ilk 24 kitabını 2011 yılı içerisinde yayımlayarak, seriyi iki yılda tamamlamayı planlıyor. Hadi bakalım!
Ayşegül’ün, anavatanı Belçika’da nüfusa kayıtlı olduğu adıyla Martine’nin yaratıcısı Gilbert Delahaye. İki küçük erkek kardeşi, annesi, babası, küçük köpeği ve arkadaşlarıyla serüvenlerine 1954 yılında başlamış Ayşegül. Yani elli yedi yaşında bir küçük kız! Pek çok dile çevrilse ve defalarca basımı yapılmış olsa bile, 1950’lerde yaratılmış bir kız çocuğunun bugüne nasıl hitap edeceğini merak ediyor olabilirsiniz. Başarısı taklitlerini de beraberinde getiren Ayşegül’ün alametifarikası her çağa, her çağın çocuklarına hitap eden konuları sanıyorum. Geçen yıllar ve değişen yaşam şekilleri dolayısıyla Ayşegül de değişti, gelişti; kıyafetleri değişti örneğin, serideki klasik Citröen’ler yerlerini daha modern otomobillere bıraktı, Ayşegül hepimiz gibi dizüstü bilgisayar kullanmaya başladı vs. Ancak sevimliliği, iyi kalpliliği, sevecenliği, örnek davranışları, değişmeyen, en önemli özellikleri olarak kaldı ve bugüne kalmasının da belki en önemli nedeni oldu. Anne babalar çocukken okudukları Ayşegül hikâyelerini yıllar sonra kendi çocuklarına okuttular ve şimdi aynı döngü tekrarlanacağa benziyor. 

Gerçek yaşamdan kesitler
Ayşegül’ün her biri yalın bir olay örgüsüyle örülü hikâyeleri, Marcel Marlier’nin bir küçük kara kedi, köprü üzerinde yaşlı bir adam, yeni filizlenen bir sarmaşık gibi bu çağa ait olmayan bir incelikle yapılmış çizimleriyle pek bir güzel süslenmiştir. Ayşegül’ün üstü başı, kaşı gözü de yeterince göz alıcıdır hani. Gerçek yaşamdan kesitler sunan her öyküsünden çıkarılacak dersler vardır tabii ,ama bu ders hiçbir zaman gözüne sokulmaz çocukların. Yeri gelir iki kardeşin çekiştiğine ve ardından Ayşegül’ün haksızlık ettiği kardeşine kendini affettirmeye çalıştığına tanık oluruz. İnsan ilişkileri, kardeşlik, dostluk gibi temaların yanı sıra doğa ve hayvan sevgisi, çevre bilinci gibi konular da ele alınır seride. Hikâyeler çocukların soluğunu kesmeyecek uzunlukta ve yalınlıktadır hep. Onlara eşlik eden resimler de küçük birer tablo gibi uzun uzun bakılmaya değerdir.
Gelelim yayımlanan ilk iki hikâyeye: ‘Kardeşimi Çok Seviyorum’da, iskambil kâğıtlarından bir şato yapan Ayşegül’ün bütün emeği, kardeşi Orhan’ın sululuğu yüzünden berbat olur ve şato yıkılır. İki kardeş anneleri gelip de kendilerini azarlayana kadar dövüşürler. Ayşegül şatosu yıkıldığı yetmezmiş gibi bir de annesinden azar işittiği için haksızlığa uğradığını düşünerek odasında ağlarken, Orhan’dan nefret ettiğine karar verir. Arkadaşı Cengiz’le dertleşmek için bilgisayarı açtığında, Orhan bu kez de Cengiz’e âşık olduğu iddiasıyla Ayşegül’ün üstüne gider. Çok sinirlenen Ayşegül Orhan’ı itince, kardeşi sehpanın üzerine düşer. Vazonun kırılması bir yana Orhan’ın da alnı yarılır. Anne babaları Orhan’ı alıp hastaneye giderken, Ayşegül evde küçük kardeşi Ali ve pişmanlık duygularıyla baş başa kalır. Düşünürken aslında kardeşinden nefret etmediğinin, bazen kendisinin de kardeşini kışkırttığının ya da alınganlık yaptığının farkına varır. Orhan eve geldiğinde Ayşegül’e hiçbir şey yokmuş gibi davranarak hastane macerasını anlatır, sağlığı da keyfi gibi yerindedir. Ayşegül affedilmek için bir mektup yazar Orhan’a, ama Orhan da Ayşegül’den özür diler, çünkü iki kardeş yaramazlıkta birbirlerinden aşağı kaldıklarının farkındadır. Hikayenin, bize yapılan şakaları kaldırabilme, affedici olma, kim tutmama gibi mesajları çok açıktır. Kimseyi suçlamaz yazar, Orhan sululuğu biraz abartmış, Ayşegül de alınganlıkla fevri davranmıştır.
‘Yaşasın, Okul Açılıyor!’ başlıklı macera kendini zaten daha adından ele veriyor. Tatilin bitmesiyle okumayı yazmayı, hesap yapmayı ve daha başka şeyleri öğrenmek için zevkle okula koşan Ayşegül’ün gün gün derslerde ve teneffüslerde yaptıkları okul hayatına dair bir fikir verir çocuklara. Günümüz Türkiye ’sinde böyle iç açıcı okullar yok elbet ama bunda da Gilbert Delahaye’nin suçu yok!
Aslında Ayşegül’ü bilenler bilmeyenlere anlatır. Ben son bir dilekte bulunayım: Umarım okul öncesi çağdakiler, ayrıca birinci ve ikinci sınıf öğrencileri için çok güzel bir arkadaş olur başta Ayşegül sersi olmak üzere cümle kitaplar.

YAŞASIN, OKUL AÇILIYOR!
KARDEŞİMİ ÇOK SEVİYORUM
Gilbert Delahaye–Marcel Marlier
Çeviren: Füsun Önen
Yapı Kredi Yayınları, 2011
kitapların her biri 19 sayfa ve 5 TL.